Kanada Kanada'dan Bildiriyorum

Aga Khan Müzesi

05 Şubat 2018

Kanada’nın sanat ve kültür hayatına çok önemli bir katkısı olan Toronto’daki Aga Khan Müzesi, bugüne kadar bende iz bırakan en önemli müzelerden oldu diyebilirim.

Toronto’ya gelip de Aga Khan ( Ağa Han) Müzesi’ni görmeden döndüyseniz bir daha gelin diyeceğim kadar etkileyici ve mistik bir havası olan müze, Batı’yı İslam kültürünün zenginliğiyle buluşturan, modern bir İslam Kültür Merkezi aynı zamanda.

Öncelikle müzeye adını veren Aga Khan kimdir, ondan başlayayım dilerseniz. İsmaili Tarikatı’nın 49. Lideri olan 4.Aga Khan, 1936 yılında İsviçre’de doğmuş, İngiliz vatandaşı. Asıl adı Kerim el-Hüseyin Şah. Dünyanın en zengin on kraliyet ailesinden birine mensup.  1959 yılında Harvard Üniversitesi’nden İslam Tarihi alanında lisans derecesi ile mezun olmuş, üniversitede okuduğu yıllarda koleksiyonerliğe başlamış, İslam mimarisinin gelişimi için özel çaba harcamış. Adına verilen Aga Khan Mimari Ödülü, dünyanın en prestijli ödüllerinden. Nasıl ama, tüm zenginliğine, varlıklı soyuna rağmen en iyi okuldan mezun olmuş, sanata yatırım yapmış bir beyefendi.

İşte Aga Khan İslami Eserler Müzesi, Aga Khan’ın yıllarca topladığı nadide parçaların bir arada sergilendiği, dinleri ve kültürleri birleştiren; saygı, hoşgörü ve çeşitliliğin önemini, sergilediği her parçada vurgulayan bir müze.

Arabanızı otoparka bırakıp müzenin kapısından içeri girdiğiniz andan itibaren sanatla iç içe olduğunuzu hissediyorsunuz. Müzenin ruhuna ve içeriğine uygun olarak çok hafif çalan müzik, Afganistan’dan özel olarak gelen ustaların aynen oradaki malzeme ve teknikle boyayarak yaptıkları altın varak izlerden oluşan tavan,  size bu sanatla sarmalanmış olduğunuz hissini veren.

Müzede çalışanlar gönüllü. Aslında hepsinin kendi meslekleri var, doktor, mühendis, öğretim görevlisi gibi. Bununla beraber topluluklarını ve müzeyi o kadar sahiplenip aidiyet duyuyorlar ki hepsi belli zaman dilimlerinde seve seve gönüllü çalışıyorlar. Nereden mi anladım, her birinin gözlerinin içi gülüyor.

Koleksiyon kısmına geçmeden önce, daha önce hiçbir müzede görmediğim bir bölümden bahsetmek istiyorum. Müzede sergilenen eserlerin bazıları, biraz espri de katılarak Fransa’da bir görsel sanatlar galerisi tarafından dijital ortama aktarılmış. İçeride göreceğiniz eserleri öncesinde bir film gibi müzik eşliğinde izlemenin tadına doyamıyorsunuz. Hatta vaktinizin büyük bir kısmı orada geçebilir aman dikkat.

Müzede daimi olarak görülebilecek eserler dışında sürekli değişen sergi bölümleri de var. Ayrıca düzenlenen konserler ve performans sanatlarından örnekler de müzeyi ilgi çekici hale getiriyor. Kanada’da çocuklar için yapılan öğrenmeye ve eğlenmeye yönelik aktivitelerin, sanatla iç içe olanları da müzede mevcut. Yani zamanlamayı doğru yaparsanız siz müzeyi gezerken çocuğunuz da sanatçılar tarafından desteklenerek yaratıcılığın tadını çıkarabilir.

Sonrasında da Diwan Restoran’da şef Mark McEwan’ın Türk ve İtalyan mutfağından esinlenerek hazırladığı yemeklerin tadına bakabilirsiniz. Sadece öğlen yemeği hizmeti veren restorana rezervasyon şart. (Opentable.com)

Müzenin yapımında özellikle dikkat edilen bir nokta, bu müzeyi daha da sevmeme neden oldu, aydınlık. Evet evet bazı müzeler benim içimi karartır, kasvetli ve karamsar havasıyla. Burada ise özellikle gün ışığından yararlanmak istemiş, yapay ışığa çok fazla yer vermemişler. O yüzden tepe bölümlerde çok fazla sayıda cam bölmeler var.

Müzeden ayrı bir binada bulunan Cemaathane kısmı biz gittiğimizde kapalıydı, umarım yakın zamanda açılır da tekrar gittiğimde orayı da görme şansım olur. Bu defa onun yerine Aga Khan’ın evinin bir odasının aynen yapıldığı ve içinde seramiklerin sergilendiği bölümü gezmekle yetindim.

Koleksiyonları burada tek tek anlatıp, sizin keşfinizi bozmak istemiyorum. O büyülü atmosferi, gizemi, özellikle eserlerdeki anlam ve içeriği mutlaka görün, tadın istiyorum ama benim favorim üç parçaya da burada değinmeden edemeyeceğim.

  1. Av Borusu: 12.yyda İtalya, Sicilya’da yapılmış. Üzerinden 500 yıl geçtikten sonra İngiltere’de üzerinde gördüğünüz gümüşler eklenmiş.
  2. Kase (Bowl): 10.yy’da İran Nishapur’da yapılmış. Eskiden aileler beğendikleri sözü böyle porselen kaseye yazdırırlarmış. Ailenin reisinin yazdırdığı bu kaseler çocuklara kalırmış. Bir çeşit arma gibi. Bu tabakta ne yazıyor;

Generosity is the disposition of the occupants of Paradise. Cennet ehlinin en belirgin özelliği cömertliğidir.

  1. Deniz Kabuğu (Shell): Gözrdüğünüz kabuk üzerine tüm Kur’an sığdırılmış. O minik minik yazılar işte ayetler, sureler ve Kur’an. İnanılır gibi değil.

Müzeyi gezerken zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınıza garanti veririm. Her bir eser özellikle de Türkiye bölümü eğer turistseniz sizi heyecanlandıracak, göçmenseniz dedelerinizi, çocukluğunuzu hatırlatacak, kalbinizde mutlu ama tatlı bir sızı hissettirecek.

Siz en iyisi mi çıkışta müzenin mağazasına gidip orada iki değerli Türk kadının eserleri ile gurur duyun. Eserleri 2016’da Toronto Gardiner Müzesinde sergilenen Birgan Beşgar Narter’in çok özel porselenleri takdire şayan. Diğeri ise Lena Roy Collection. Mağazaya girer girmez en önde bir takı vitrini. Yaratıcısı, bana bu güzel müzeyi de adım adım gezdiren, aynı zamanda müzenin eğitimli gönüllü rehberi Hande Lena Roy.

Aga Khan Müzesi bugünlerde tüm Dünya olarak ihtiyacımız olan sevgi, hoşgörü ve kültürler arası kardeşliği sözde değil özde de gösteren ve yaşatan bir kültür merkezi olmuş. Zaten mottoları da bunu söylüyor:

Building bridges across cultures – Kültürler arasında köprüler kurmak

Müzeyi en ince detayları ve keyifli anılarıyla gezdiren Hande Lena ROY’a teşekkürlerimle.

 

 

 

No Comments

Leave a Reply

Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

Lale Celepoğlu

D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com