Ne İzlesek

An-Özen Yula

27 Mayıs 2016

Kadıköy Yeldeğirmeni’nde bir Pazar akşamüstü İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Özen Yula’nın yazıp yönettiği bir oyunu izlemeye geldik. “AN”. Eskiden bir kilise olan sanat merkezinin kapısında bir ambulans. Tuhaf davranışları olan hafiften asabi bir genç adam oradan oraya yürüyüp duruyor, içerideki basamaklara oturmuş ağlayan genç bir kız. Hepsinin oyunun bir parçası olduğunu sonradan anlıyoruz.

Binanın alt katındaki yoğun bakım ünitesi. Kapıda önlüklerimizi veriyorlar, giyiyoruz, giriyoruz. Altı yataklı bir yoğun bakım burası, babaannemin yattığı, eniştemin kapısında beklediğimizin aynısı. Sesler, inlemeler, gizlice hastabakıcı tarafından içeri alınan hasta yakınları.

An

O da ne, birinci derece yanık olan kadının ağrıları artıyor, doktor, hemşire koşturuyor. Biz izleyiciler bir anda ona odaklanmışken, tek kelime Türkçe bilmeyen Asmin inliyor. Kürt hastabakıcı anlıyor dilinden sadece, doktora tercümanlık yapıyor. Her şey çok tanıdık. Biz oradayız, onların arasındayız  ama çalışanlar bizi görmüyor.

Merdivenin basamaklarında ağlayan kız ve o asabi çocuk meğer artık yaşama umudu olmayan kadının çocuklarıymış. Geçmişle hesaplaştılar, miras kavgasına tutuştular bir anda, anneleri onları bırakıp gitmek üzereyken. Ben o anneye bakarken bir anda yan yataktayatan hastanın altını temizliyorlar. Kafamı çeviriyorum, o kaka ile yüzleşiyorum. Babaannemin altından aldığımız kakalar geliyor aklıma, burnumdan nefes almayı kesmişim yine.  Sonra Asmin’in böbrek sancısı artıyor.

An-Özen Yula

Babasından şiddet görüp yanan annesinin yanına gizlice giren kızı… Hastabakıcıya ben ısrar ettim diyor, hemşire adama kızmasın diye. Aynı ben, az yalvarmadım o hastabakıcılara, babaannemi son kez görürüm belki diye…Hepsi yaşadığımız An’lar, hepsi hayatın içinden… O An’ları yaşarken hayat bir daha hiç normal olmayacakmış gibi geliyor ama sonra yine her şey fazlasıyla normale dönüyor ve biz yine hayatın saçmalıklarına kapılıp gidiyoruz. Ta ki…

An

Anneleri ölüyor, onlar hala miras derdinde. Hemşire ve hastabakıcı çenesini bağlıyorlar, ayak parmaklarını birleştiriyorlar, bembeyaz örtüye sarıp morga yolluyorlar ve sonrasında yeni hasta için yatağı hazırlıyorlar. Tüm bunlar yaşanırken yani biri paketlenip yollanırken bir yanda karısıyla kavga eden doktor bir tango parçası dinliyor, bir hasta kocası için yüksek sesle Yasin Suresini okuyor, iki kardeş hesaplaşıyor ve o anda yüksek ateşle acilden getirilen hasta atak geçiriyor. Doktor, hemşire, hastabakıcı bir anda koşturuyorlar yanınızda. Siz yoğun bakımdan apar topar çıkarılıyorsunuz. O An herkes için farklı, herkes için başka telden… Unutulmayacak An’lar…

An

Oyun bittiğinde burnumda bir koku vardı, yoğun bakım odasının kokusu. Oysa mekanda koku yoktu, her şey gerçekti, kan almak, tansiyon, sesler…fakat koku yoktu, eşim de şaşırdı koku alıyorum deyince. Bu da oyunun ne kadar gerçekçi ve herkese özel duygular yaşattığı konusunda bir sağlama bence.

Özen Yula’nın yazıp yönettiği oyunun çok daha fazla kişiye ulaşmasını isterim. Sanırım tekrarı olmayacakmış. Kadıköy Şifa Hastanesi her şeyiyle tam donanımlı bir yoğun bakım ünitesi kurmuş mekana. Dolayısıyla oldukça maliyet gerektiren bir oyun. Gerçekten başta Özen Yula ve Nilgün Kurt olmak üzere tebrik edecek o kadar çok kişi, kurum var ki: Yeldeğirmeni Sanat, Kadıköy Belediyesi Kültür Sosyal İşler Müdürlüğü ve o çok değerli oyuncular;

Can Girgin, Canan Demirli, Deniz Akgündüz,  Ekin Aslan, Gözde Nur Kuru, Hasan Ali Yıldırım, Hülya Erol, Kaan Songün, Kerem Kupacı, Memetcan Diper, Mehmet Selin Sağdıç, Nazan Diper, Ozan Yılmaz, Ömer Çobanoğlu, Tuğba Eskicioğlu, Zeyno Eracar.

Bir kere yaşanan bir An’dı ve hafızamdan silinmeyecek bir Anı.

An

Fotoğraflar: Özen Yula ve Nilgün Kurt facebook hesaplarından alıntıdır.

No Comments

Leave a Reply

Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

Lale Celepoğlu

D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com