Banu'ca

Anlamadıysanız Salaksınız

03 Kasım 2017

Bugün buralarda hava kapalı. Ruh hali havaya göre değişenlerden değilim. Hava kötü diye sağa sola sataşanlardan hiç değilim ve fakat artık bu, hava kötü ben de kötüyüm diyenlerden ya da hava nasıl olursa olsun hep sağa sola “açıklık” adı altında saldıranlardan fenalık geldi bana. Açıklık evet evet. Ben açık bir insanım deyip, karşısındakine güm güm her lafı söyleyenler, sosyal medyada yazanlar, çok nazikçe geri çevrilebilecek bir teklifi en kaba şekilde yokuşa sürenler, detaycı ya da mükemmeliyetçiliği çok iyi bir özellik sanıp karşısındakini sınava girmiş gibi sıkanlar kastettiğim.

Anladınız mı?

Nasıl, sizi nasıl, yargıladım bir saniye önce? Anladınız mı derken, sorun sizde dedim, üstü kapalı. Anlamadıysanız ya salaksınız ya algılamanız kıt. Sorun sizin sorununuz.

Anlatabildim mi?

Anlamadıysanız sorun bende. Benden kaynaklı, anlatamamış olabilirim. Üzerime alıyorum sorumluluğu.

İnanın her iki sorunun da amacı belli. Karşınızdakinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek, fakat iki soruya alacağınız yanıt farklı olacak muhtemelen. İlkinde size saldırı olacak büyük ihtimalle. Bunun sorumlusu da sizsiniz. Evet siz. Çünkü siz karşınızdakini yargıladınız, savunmaya geçirdiniz. Hatta anlamış olsa bile size gıcıklık olsun diye, anlamadım çünkü hiç anlatamadın, anlatma özürlüsün diyebilir. Eğer karşısındakini kırmaktan, üzmekten çekinmeyen biriyse. Tam tersi ise muhtemelen üzülecek, geri çekilecek, anlamasa bile anladım diyecek.

Yok yok, iletişim dersi verecek değilim ama bugünlerde toplumu ilgilendiren meselelerde konuşan, insanları etkileme gücü olan, yazan çizen, oturumlarda konuşan özellikle de pek çok hemcinsimin maalesef çok yargılayıcı olduğunu görüyorum. Birebir konuşmalarımda, mail ortamında yazışmalarımda, önemli önemsiz bir konu hakkında beyin fırtınası yaparken hep yargılayan, karşısındakini hiçe sayan, açık sözlüyüm özelliğinin arkasında aslında PATAVATSIZ olan çok insan.

Bazen düşünüyorum, sosyal medyanın da etkisiyle yazılı iletişimin arttığı son yıllarda acaba insanlar da daha mı fütursuz oldu? Sonuçta konuşurken devreye beden dili giriyor; gözler, mimikler, ufak jestler…Yazarken öyle değil, bu yüzden de ortaya karışık salata gibi klavyesi olan yazıyor. Yüz yüze geldiğinizde nasıl kibar nasıl düşünceli, sanki iki gün önce çat çat çat yazan aynı kişi değil.

Diyeceğim şudur özet olarak; bazen ne söylediğimiz değil nasıl söylediğimiz, yazdığımız da önemli. Sert, yargılayan, ezen, buldozer insanın GÜÇLÜ kabul edildiği devir çoktan geçti. Ha bir de içi dışı bir olmak var ya, onun anlamı çok başka, ANLATABİLDİM Mİ?

2 Comments

  • Reply Ecehan 03 Kasım 2017 at 09:32

    Tamamen anladığımı düşünüyorum ama yine de salak değilim diyemedim. Çünkü tecrübelerimle şunu sabitledim ki; insanlar kötü de olsan, iyi de olsan eğer kusur bulmak üzere şartlanmışlarsa zaten buluyorlar. Bana çok akıllıca gelen bir şey, başkaları için salakça olabiliyor yani, o kısmı da anlamaya çalışmıyorum artık. İyi bir yazıydı, gayet de güzel anlatabilmişsin, sevgiler…

    • Reply Banut 05 Kasım 2017 at 02:59

      Evet bir de o var. Kusur bulmak. Bu da başka bir yazı konusu olsun. Sevgiler

    Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com