İspanya Yurt Dışı

Barselona III

13 Ocak 2006

>

Bu seyahate çıkmaya karar verdikten sonra, beylerle anlaşıp bir günümüzü onlardan ayrı geçirmeye karar vermiştik. Malum onlar yokken rahat rahat alışveriş yapalım diye. İşte o büyük gün bugündü. Sabah erkenden onlardan ayrıldık, onların programını bilmiyorduk ama bizim tam günümüz Barcelona’da çok güzel indirim zamanı olduğu için alışverişle geçecekti. En azından gezip görmek istiyorduk mağazaları. İlk durağımız otelimize 5 dakika yürüyüş mesafesinde olan Diagonal Mar oldu. Gerçekten çok büyük bir alışveriş merkeziydi burası ve aklınıza gelen gelmeyen tüm mağazalar vardı burada. Yarım günümüzü burada geçirdikten sonra Picasso müzesine giderken gördüğümüz, bizim Nişantaşı’ndaki küçük ama özel şeyler satan butikleri gezmeye gittik. Malesef İspanyollar çok rahat insanlar. Gündüz 1 ile 4 arası mağazalar kapalı. Siesta adını verdikleri dinlenme zamanları. Bu arada Erkan ve Tayfun’un sıkıntıdan ne yapacaklarını şaşırıp koca gün sadece liman bölgesi ve Akvaryum denilen çeşitli deniz canlılarının bulunduğu merkezi gezdiklerini onlarla öğlen yemek için buluştuğumuzda anladık. Bizim iki kafadar gerçekten yürümekten çok çabuk sıkıldılar, alışverişten nefret ettiler, birkaç tarihi yer gördükten sonra sıkıldılar; benim ve Berrin’in zorlamasıyla allahtan maça gittiler. Öğlen dördümüz çok güzel bir İtalyan restoranında pizza yedik. tabi biz bayanlar bugünü alışverişe ayırdığımız için onlardan rahatça ayrıldık ve gezimize devam ettik. Barcelona’ya kışın gelirseniz ocak ayının ilk haftasını seçmenizi öneririm. Çünkü müthiş bir indirim var. Gerçi mağazalarda uzun uzun kasa kuyruğu oluyor ama inanın beklediğinize değiyor. Bizimkilerle tekrar beş çayı için buluştuk ve akşam yemeğine hazırlanmak için otelimize döndük. İlk gün İspanyol, ikinci gün deniz mahsülleri derken üçüncü akşamımızda Meksika yemeği yemeye karar verdik ve Cantina Mariachi adlı mekanı seçtik. Yediğim tavuklu fajitas gerçekten çok lezizdi. Kızımı çok özlemenin dışında çok keyif aldığım bir gezi oluyor. Barcelona gerçekten yaşanılacak bir şehir. Geniş caddeleri, tarih kokan binalarıyla modern şehrin birleştiği meydanları, değişik yemekleri ve en önemlisi bir deniz şehri olmasıyla herhalde İstanbul aşığı olan ben ancak yaşasam yaşasam bu şehirde yaşayabilirim dedim. İstanbul gibi biraz kuralsız olması da beni çekti galiba. Kırmızıda karşıya geçmeye çalışan insanlar, trafikte dip dipe giden arabalar, gecelere kadar açık alışveriş merkezleri, canlı bir hayat. Eh daha ne olsun?

No Comments

Leave a Reply

Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

Lale Celepoğlu

D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com