Lübnan Yurt Dışı

>Beyrut’ta yaşam

03 Mayıs 2011

>

Gitmeden önce Beyrut hakkında o kadar övgü dolu sözler duymuş o kadar çok yazı okumuştum ki, açıkçası merak ediyor ve pek de inanamıyordum Ortadoğu’nun Paris’i denen şehrin bu kadar muhteşem olabileceğine. Gece yarısı uçaktan inip de havalimanının açık alanına çıktığımızda sıra sıra dizilmiş taksilerin lüks ve son model hallerinden denildiği kadar olduğunu anlamıştık bile. Havaalanından otele kadar olan yol boyunca gördüğümüz binalar , son model arabalar, capcanlı gece hayatı, ışıl ışıl caddeler sanki bir Avrupa şehrindeyiz hissi verdi bize.

Otelimiz Beyrut’un kalbinin attığı Hamra caddesinin tam üstündeydi. İlk gece daha uçaktan iner inmez saatin çoktan bizim sınırlarımızı aştığını bilsek de bu canlı şehri kaçırmak istemedik ve gece yarısını çok çok geçmesine rağmen ünlü Beyrut Amerikan Üniversitesinin önünden yürüyerek Corniche adı verilen sahil boyuna geldik. Bizim aç olduğumuzu bilen ve güzel menüleriyle karşılayan Hard Rock cafe hemen Corniche’in başında. Girişindeki Beatles’a ait dev yazı da enteresan doğrusu; “The Time Will Come When You See We Are All One. Hepimizin bir olduğunu göreceğimiz o gün gelecek.

Madem gece hayatı dedik, Beyrut’un kalbi geceleri Monot Caddesinde atıyor. Gece kulüpleri, barlar ve restoranlar yaklaşık 1 km olan bu dar ve uzun sokakta. Beyrutta ikinci akşamımızda taksi bizi bıraktığında karanlık, ıssız bir sokakta bulduk kendimizi, hatta yanlış geldiğimizi bile düşündük fakat hafif hafif müzik seslerini takip ederek öyle bir ortama girdik ki her yer harika tasarımları olan barlarla doluydu. Lime Bar, tam lime limon renginde hoş bir ambiyansı olan bahçeli ılık Beyrut gecesi için harika bir seçim oldu. Tabi buralarda hayat 23:00 sonrası başladığından bizim için biraz geç bir vakitti ama yine de çocuksuz olunca ve yetişmek ya da sabah erken kalkma derdi olmadığından hakkını verdik diyebiliriz Monot caddesinin.

Gündüz güzelliği ve canlılığı kadar gece de hareketli olan Place de L’Etoile yani Özgürlük Meydanı Beyrut’un simgesi..Venedik için San Marco meydanı, Barcelona için Rampla Caddesi, İstanbul için Taksim Meydanı ne ise Beyrut için de Özgürlük Meydanı ve bu meydana çıkan tüm sokaklar aynı. Özellikle Lübnan Mutfağını tadabileceğiniz çok sayıda restoran bulunan caddede nargile içerek günü tamamlayabilir, dünyanın her yerinden gelen çeşit çeşit insanları izleyebilirsiniz bu meydanda oturarak. Beyrut denince aklımda kalan ilk ve en güzel şey meydandaki cafede oturup elma aromalı nargileyi tüttürmek oldu ne yalan söyleyim, sigara içmeyen biri olarak o kokuyu hiç unutamadım.

Beyrut’un merkezi olan ve downtown olarak adlandırılan bu bölge Beyrut’ta görülebilecek tüm tarihi bina ve eserlerin de toplandığı bir meydan. Savaş zamanında en sıcak çatışmaların olduğu ve yeşil hat olarak adlandırılan bu meydanda şehitler adına yapılmış Place Des Martyrs anıtını, Ömer Paşa Camisini, Parlamento binasını, Roma İmparatorluğu kalıntılarını, Public Parkı aynı anda gezebiliyorsunuz. Beyrutta gezerken binaların üzerinde bulunan savaş izlerini görüyorsunuz sürekli. Taranmış binalar, kurşun izleri, delik deşik duvarlar. Kimileri yeniden restore edilmiş, kimileri hala restorasyon halinde, kimileri de kurşun deliklerinin içini doldurup oturmaya devam ediyor. Dolayısıyla şehirde sürekli bir inşaat durumu söz konusu.

Yeşil hat denilen sınırın kuzeyinde Hıristiyanlar güney kısmında ise Müslümanlar oturuyor, tabi bu ayrım sadece hatta kalıyor yoksa dinlerin kardeşliğinin en güzel örneği Beyrut. Ezan sesi ile çan sesi aynı anda kulağa o kadar hoş geliyor ki.

Beyrut aslında hareketliliği, sürekli trafiği, insanların sabırsızlığı, korna sesleri ile İstanbul’a çok benziyor bu yüzden de maalesef kendimizi çok rahat hissettik Beyrut’ta. Genelde toplu taşıma aracına hiç rastlamadık, herkes ya taksilerle ya da kendi araçlarıyla gidiyorlar bir yerden bir yere. En ilginci de taksilerin pazarlığa açık olmaları öyle ki yarı yarıya iniyorlar pazarlıkla. Taksiye binmeden önce gideceğiniz adresi söylüyorsunuz o size 15 dediyse 5’e gidiyorsunuz.

Ortadoğu’nun Paris’i olur da Paris alışverişsiz olur mu hiç? Hamra caddesi ilk gece gezdiğimizde ünlü markaları barındırıyor gibi görünse de alışverişin merkezi Solidere Bölgesi bence. Hamra caddesi biraz İstiklal Caddesini andırıyor, arada yerel mağazalar, turistik eşya satan mağazalar oysa downtown denilen bölgede Beyrout Souk adı verilen açık hava alışveriş merkezi ve çevresindeki sokaklar, modanın merkezi şeklinde. İşte burada kendinizi hakikaten Paris’te hissediyorsunuz. Ayrıca Doğu Beyrut’taki ABC alışveriş merkezi de görülebilecek yerlerden. Fiyatlar inanılmaz yüksek, herşey çok parlak, taşlı cıngıl cıngıl ama görmeye değer doğrusu. Bu kadar hareketli bir yaşamın olduğu Beyrut’ta yemek başlı başına bir şölen. Lübnan mutfağının ününü zaten hepimiz biliriz mutfakla yemekle aramız biraz iyiyse. Tüm dünyada Çin Mutfağı, İtalyan Mutfağı kadar yeri vardır Lübnan Mutfağının da. Ama yerinde tatmak doğrusu bir başka. Bizim Antakya yöresinin tüm meze çeşitleri burada ve aynı isimle. Hommos – Humus, Kebap, Tabbouleh-Maydanoz, domates, roka salatası, Abbaganush- Abagannuş. Lübnan Mutfağını tadabileceğiniz en güzel yerlerden biri Karam Beirut. Dünyada birkaç ülkede şubesi bulunan Karam, bizim Bursa İskender ya da Develi Kebap gibi artık geleneksel olmuş. Downtownda bulunan bu mekanı tavsiye ederim. Ayrıca Monot caddesinin hemen paralelinde bulunan Abdel Wahap da bir diğer adres Lübnan Mutfağı için. Eğer Lübnan mutfağı ile sınırlı kalmak istemezseniz Fransız mutfağının güzel bir örneği le “Relais de l’Entrocote”. Bizim cafe de Paris diye yediğimiz et ve patates kızartması…Yalnız restoran sadece bu ikiliyi sunuyor başka bir yemek şansınız yok. Monot caddesinde ve Özgürlük Meydanında iki şubesi var ve hakikaten güzel. Bunun dışında İtalyan, Çin, Asya yemeklerini hemen hemen heryerde bulabilirsiniz.

Genç nüfusuyla, güzel alımlı bakımlı genç kızlarıyla kordon boyunu andıran Corniche ve güvercin kayalıklarıyla Beyrut pırıl pırıl parıldıyor. Arap müziğinin sokaklara yayılan kıvrak melodisi, saat başı çan sesi, her renk begonvilleri, sarı renkli taş binaları ve içinizi zaman zaman ürperten savaş kalıntılarıyla Beyrut savaşın izlerini çoktan silmeye başlamış.

No Comments

Leave a Reply

Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

Lale Celepoğlu

D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com