Balkanlar Yurt Dışı

>BOSNA HERSEK / Mostar,Poçitel

13 Kasım 2011

>

Yine Hırvatistan sınırından çıktık ve bu kez istikamet Mostar. Sınırdan çıkıp mavi bir kapıdan girerek Bosna Hersek’e giriş yaptık fakat bu gezide sadece Hersek bölgesini gezdik gün boyunca. Neretva kanyonunda ve Hersek bölgesinde ilk durağımız Türklerin Bosna’da kurduğu ilk köy olan Poçitel. Poçitel zaten kelime anlamı olarak da ‘başlangıç’ demekmiş. Köyü ilk gördüğümüzde sanki Safranbolu’ya geldik zannettik. Evleri, arnavut kaldırımları dar sokakları, hamamı, kaleleri ile o kadar benziyordu ki, tüm gezimiz boyunca ilk camimizi de Poçitel’de gördük. Nar ağaçları, yeşili, Adem’in yerinde içtiğimiz tavşan kanı çay ve türk kahvesi, köy halkının küçük kese kağıtlarında sattığı kuru incir ve narların zihnimizde bıraktığı güzellik ile Poçitel’den ayrıldık.

Mostar’a doğru yol alırken manzara o kadar güzeldi ki, hiç sıkılmadık. Savaş yıllarından çok iyi hatırladığım, hep duyduğum Mostar. İşte geldik. Daha şehre girerken sağlı sollu gördüğümüz şehitliklerden içimizin bugün acı ve hüzünle kaplanacağını hissettim ve işte suçiçeği gibi binalar başladı; delik deşik…Her yerde kurşun izleri. Koprü geçiş ücreti anlamına gelen ‘Mostarina’ dan adını alan Mostar şehri Neretva nehrinin hemen kenarında kurulmuş. Mostar Köprüsü ise 1566’da Kanuni Sultan Süleyman zamanında mimar Hayrettin tarafından yapılmış. Bu şehir
ve köprü benim hep görmek istediğim yerlerden olmuştur. Mostar Köprüsüne doğru yürürken ilk olarak tabakhane, cami ve hamamı daha sonra da Mostar Köprüsünden daha eski ama pek bilinmeyen Kriva Cuprija Köprüsünü geçip Mostar Köprüsü’ne ulaştık. 1993 yılında yıkılan daha sonra tekrar yapılıp Prens Charles tarafından açılan bu köprü yıllarca Mostar’da yaşayan farklı etnik grupları bir araya getirmiş, insanları birbirine bağlamış, kültürel mozaikin sembolü olmuştur. Savaş boyunca Sırplar tarafından saldırılara uğrayan köprü Hırvatlar tarafından yıkılıp, Neretva Nehri’nin sularına gömülmüş. Yeni köprünün yapımında Türkiye’den gelen taş işçileri de çalışmış ve sulara gömülen eski köprü taşlarının bir kısmı çıkarılarak kullanılmış. Geleneklere göre şehrin erkekleri düğünden önce nişanlılarına cesaretlerini ispat etmek için 24 metre yükseklikteki bu köprüden atlıyormuş. Günümüzde ise 24 euro karşılığında gösteri amaçlı atlayan gençler var. Mostar Köprüsü’ne hemen girişte sol tarafta yerde bulunan taş üzerindeki şarapnel parçası ve ” Don’t Forget 93 ” yazısı gerçekten insanı çok etkiliyor. Köprüyü geçince Müslüman mahallesine gelmiş bulunuyorsunuz ve yine bizim Safranbolu gibi incik boncuk, gümüş, kilim ve her türlü süs eşyasının bulunduğu dükkanların önünden geçip, Kuyumcular Çarşısına geliyorsunuz. Burası gerçekten bizim kültürümüzün aynısı. 1618 yılında yapılan Koski Mehmet Paşa Camisinin bahçesinden Mostar’a bir bakmanızı şiddetle tavsiye ederim yolunuz oralara düşerse. Büyüleyici bir sahne sizi bekliyor orada. Hırvat tarafındaki tepenin üstünde bulunan dev haç ve şehir meydanındaki dev kilise kulesi ise hala birilerinin güç gösterileri yapmaya devam ettiğini hissettirdi bana. Bosna deyince akla ilk Boşnak böreği geliyor ve tabi ki Cevapi yani Boşnak köftesi. İkisini de yeme şansı bulduk ve ikisinin de tadı damağımızda kaldı. Bal kabaklı ve kıymalı olarak tercih ettiğimiz börekleri sıcak sıcak paket yaptırıp nehir kıyısında
bir restoranda yediğimiz köfte kebabının yanına meze ettik. Bizim İnegöl köfteye çok benzeyen cevapi, pide arasında soğanla çok iyi gidiyor doğrusu.

Unesco koruması altında olan Mostar’a veda ederken aynı benim kalbim gibi hava da ağlıyordu. Sokakta gördüğüm gaziler, şarapnel, mermi yemiş evler, ağlayan analar babalar, çocuklar..Hüzün, acı, fakirliğin çok net hissedildiği Mostar anılarımda çok buruk kaldı.

No Comments

Leave a Reply

Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

Lale Celepoğlu

D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com