Endonezya Yurt Dışı

Flores

22 Haziran 2015

Binlerce adadan oluşan Endonezya’da turistik olarak en çok bilinen ve tercih edilen Bali olsa da, dalış kültürünü sonuna kadar rengarenk yaşadığımız, pembe kumsallarda güneşlenip, ejderlerle yürürken doğal güzellikleri keşfettiğimiz Komodo Adası, dev yarasaları ile Rinca Adası ve Labuhan Bajo hayatımıza unutamayacağımız anlar kattı. Kendisi de bir ada olan Flores Bölgesi’ne uçtuğumuz pırpırlı ve küçük uçaktan indiğimizde, on yaşındaki kızımızla burada ne işimiz var diye sormadan edemedim. Toprak zemin, kurak bir arazi, kasaba otobüs mola yeri kadar bir havalimanı. Nereden bilebilirdim ki, öğleden sonra adalara gitmek için bindiğimiz teknenin ve gece denizde konaklamamızın havalimanındaki düşüncelerimi aratacağını, nereden bilebilirdim ki yaşadığımız deneyimin dünyanın en modern ve en konforlu şehirlerinde bile bu kadar keyifli olamayacağını…

Flores

FullSizeRender (19)

Flores, Endonezya’daki eyaletlerden biri ve şehir merkezi Labuhan Bajo, adanın başkenti. 16 bin nüfuslu şehir, dünyaca ünlü bir dalış merkezi aynı zamanda. Şehrin her yerinde dalış okulları gözünüze çarpıyor yürürken. Komodo ve Rinca Adalarına gitmek için mutlaka Labuhan Bajo’ya gelmeniz ve buradan tekneyle adalara geçmeniz gerekiyor, başka bir yerden ulaşım yolu yok. Uçaktan indiğimizde bizi karşılayan yerel rehberimiz yaklaşık yirmi dakika sonra tekneye bineceğimizi ve yolun yarısında Rinca Adası açıklarında demirleyeceğimizi, akşam yemeğini ve geceyi burada geçirip ertesi sabah Komodo Adası’na doğru yola çıkacağımızı söylediğinde pek mutlu olduk. Tekne, deniz, arkadaşlar, doğa daha ne olsun dedik, fakat seyahat edeceğimiz tekneyi görünce önce bir hayal kırıklığına uğradık. Bizimki de dahil Labuhan Bajo’da tüm tekneler çok iptidai, tuvaletler ortak, alt katta kabin şeklinde kamaralar var ama son derece havasız ve kirli. Sorun çıkarmak isterseniz siz bilirsiniz ama hayatınızda kaç kere dünyanın doğal harikalarından biri olan Komodo’ya gideceksiniz?

IMG_0099.CR2

Beş kişilik mürettebat ve biz sekiz yolcu ile Sea Star adlı teknemizle yola çıktık ve Güney Doğu Asya Sakız Ağaçları, tropik ormanlar, masmavi deniz eşliğinde Rinca Adası açıklarına geldiğimizde gün batımını yakaladık. Flying fox denilen büyük yarasalar bu bölgede yaşıyor ve her akşam yaklaşık 18 bin dev yarasalar Rinca’ya doğru seyahat ediyor. İşte bu dev yarasalar eşliğinde gün batımını izlerken gece güvertesinde yattığımız teknenin minderleri, havanın esintisi bizi neredeyse hiç etkilemedi. Gece üstümüzden yarasalar, altımızdan ejderler geçtiğini düşünerek uykuya zar zor dalmıştık ki, altı buçukta Breakfast Time diye uyandırıldık. Akşam yediğimiz denizden taze çıkmış kırmızı balık ve karideslerden sonra sabah kahvaltısı da beklediğimizin üstündeydi , ekmek bile kızarmıştı üstelik yumurta vardı. Kahvaltı sonrası yaklaşık yarım saat sonra geldiğimiz Komodo Adası macera, heyecan, doğal ve vahşi anlar demekti ki dünyanın dev kertenkeleleri diye bilinen Komodo Ejderlerini görecektik. Adaya indiğinizde sizi önce rehberler karşılıyor ve ada hakkında bilgi veriyorlar. Adada tek başınıza dolaşamıyorsunuz, bir rehber ve iki Ranger denilen koruyucular size eşlik ediyor. Rehberlerin bilgi verdiği alanda duvardaki liste ilgimi çekiyor, bugüne kadar ejderler tarafından zarar verilen ve öldürülen insanların isimleri…

FullSizeRender (18)

rinca island sun set1
Rehberimiz eğer şanslıysak Komodo’da yaşayan 2600 ejderden bazılarını görebileceğimizi söylüyor ve bize sunulan yürüyüş seçeneklerinden en uzun olan iki saatliği seçip yürümeye başlıyoruz. Tik ağacından yapılmış iki başlı özel çatal şeklindeki sopalarıyla biri önde biri arkada olmak üzere iki koruyucuyla Banu Nggulung beslenme alanına doğru başlıyoruz yürümeye. Yol boyunca karşımıza çıkan geyikler, maymunlar o kadar ilgimizi çekmiyor çünkü hedefimiz ejder görmek. Çalıları, dev bitkileri, hayvan dışkılarını inceleyip her biri hakkında rehberimizden bilgi alarak bir yandan ilerliyor bir yandan da her çıtırtıda nefeslerimizi tutuyoruz. Sadece Endonezya’da ve Komodo, Rinca ve Flores Adalarında bulunan ejderler çok iyi yüzebiliyor ve tırmanabiliyorlar. Tıpkı yılanlar gibi uzun, çatallı dillerini kullanarak yiyecek buluyorlar ve avlarına önce zehirlerini akıtıyorlar, sonrasında da zehirden sersemleşen avlarını yavaş yavaş yiyip bitiriyorlar. Çalılıklar arasına iyice dalmış yürürken bir an rehberimiz sessiz olmamızı işaret ediyor ve işte orada yatan yaklaşık 2,5 metre boyunda erkek ejder bize bakıyor. Komodoların saatte 30 km hızla koşabildiklerini düşündüğünüzde içiniz bir tuhaf oluyor, ağaç dallarına bakıyor, içinizden tüm duaları ediyorsunuz ama bu dev kertenkeleyi de daha yakından görmeye çalışıyorsunuz. Koruyucular son derece tedbirli, üzerimize gelecek olursa elindeki çatalla savunmaya geçeceğini söylese de mantığınız çok kabul edemiyor bu durumu. Biz ilk gördüğümüz ejderi orada bırakıp dönüş yoluna geçtiğimizde bir turist kafilesinin topluca başka bir ejderi izlediğini gördük. Yaklaşık iki gün önce bir geyik yemiş bu Komodo Ejderi hareket bile demezken hemen arkasında beş aylık dişi bir yavru ejder de bizi gözlüyordu. Yavrular daha hızlı hareket ediyor ve daha dikkatli olmak gerek. Yavru ejderler beş yaşına kadar anneleri de dahil tüm ejderlerden korunmak zorunda çünkü her an avlanabiliyorlar. Düşünsenize annesi tarafından yenilme tehlikesi olan bir canlı…

IMG_0371.CR2

Komodo gibi milli park olan ve ejderlerin yaşadığı diğer ada Rinca’ya vardığımızda yine kapıda ejderler tarafından öldürülen insanların listesi asılıydı, bunları görünce daha bir strese giriyorsunuz doğal olarak. Rinca Adası’nda su havzası diye bilinen bölgede ve mutfağın çevresinde karşılaştığımız ejderler biraz daha miskin daha bir yorgundular. Temmuz Agustos ayında çiftleşen ejderlerin dişileri her yıl on beş civarında yumurta yapıyorlar ve onları gömüp kuluçkaya yatıyorlarmış ki Rinca’da gömdüğü yerin çevresinde bekleyen ejderleri çok yakından gördük. Dünyada sadece Komodo ve Rinca Adalarında yaşayan ejderlere Flores Bölgesinde de rastlansa da insanlar burada yaşamalarına izin vermiyor ve soyları yavaş yavaş bu bölgede tükeniyor. Turuncu ayaklı çalı tavuğunun büyük yuvasını, yalnızca buraya özgü kuşların ama yapraktan ama ağaç dallarından yaptıkları yuvaları, rengarenk salyangozları, bufaloları gördüğümüz patikalardan geçerek dönüş için teknemize varıyoruz.

Rinca’da 1300 ve Komoda’da 1700 olmak üzere her iki ada çevresinde toplam 3000 kişi yaşıyor ve balıkçılıkla geçiniyorlar. Bu arada Rinca Adası’nda içilebilir su bulunmuyor, halk her gün Labuhan Bajo’ya gelip su taşıyor. İçilebilir su olmasa da Rinca ve çevresinde deniz adeta bir akvaryum. Ada’da gökkuşağının tüm renklerini barındıran balıklarla yüzerken, dev deniz yıldızları, süngerler, mercanlar eşliğinde dalışın her anını zihninize yerleştiriyorsunuz. Pink Beach ya da Red Beach adı verilen Pembe/Kırmızı kumsalın özelliği mercan tozlarının kuma verdiği renk. Adaya yaklaşırken güneşin ışınlarının daha da kızıl yaptığı kumsala basmaya kıyamazsınız. Komodo’da ejderle yürüyüp, Rinca’da balıklarla dans edip pembe kumdan kale yaptıktan sonra buraları bırakıp Labuhan Bajo’ya dönüşümüz çok kolay olmadı.

Rinca

Şirin tatil beldesi Labuhan Bajo’nun başkent olduğu Flores bölgesi aynı zamanda “küçük insanlar” diye adlandırılan Hobbitlerin (Homo Floresiensisler) yüzyıllar önce yaşadığı tespit edilen bölge. Endonezya Arkeoloji Merkezi Merkezi’nden bir ekibin 2003 yılında bir mağarada yaptığı kazı çalışmaları sırasında 800 bin yıl öncesine ait insan kalıntılarına rastladığını duymuştuk fakat Hollandalı bir arkeoloğun 1950 yılında keşfettiği Batu Cermin adlı mağarada yaptığımız meşakkatli gezi sırasında bizzat kaplumbağa, balık fosili, gömülmüş bıçak, çakılar gördük ki, hobbitleri göreceğimizi bile bir an düşünmeden edemedik. Endonezyalıların Baru Cermin dediği mağara Mirror Rock Aynalı Taş Mağarası olarak biliniyor ve adını da yüzyıllar boyunca güneş ışınlarının duvara yansıması sonucu oluşan parlaklıktan alıyor. Labuhan Bajo’ya yaklaşık dört kilometre uzaklıkta bulunan mağarada tabakaların yer değiştirirken toprağın yükselmesinden dolayı ilginç bir görüntü oluşmuş ve hayvan fosillerini ters şekilde görüyorsunuz. Değişik türlerde bambu ağaçlarının eşliğinde yürüdüğünüz mağara yolunda çok değişik kuş çeşitlerini de görebiliyorsunuz.

IMG_0594.CR2

Komodo Ejderleriyle yürümek, Rinca açıklarında mercan tozlarının kapladığı pembe kumsallarda güneşin tadını çıkarmak, deniz altındaki dünyayı keşfetmek ve daha önce adını bile duymadığınız meyveleri tatmak için Sumatra ve Doğu Timor Bölgeleri arasında bulunan bu şirin Endonezya adasını ve Labuhan Bajo’yu mutlaka ziyaret etmelisiniz.

1 Comment

  • Reply SEYAHAT TAVSİYESİ: ENDONEZYA - FLORES | Tavsiye Melekleri 24 Temmuz 2015 at 15:27

    […] siz de Banu’nun Dünyası‘na konuk olup, Flores’i keşfe çıkmak isterseniz BURAYA TIK‘lamanız […]

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com