Güzel Cienfuegos ve KORKUNÇÇÇ Hotel Jagua

0

 

Bana sorsalar Küba’da en estetik ve iç açıcı şehir hangisi diye, hiç düşünmeden Cienfuegos derim. İstanbul’da doğup büyüdüğümden olsa gerek deniz çok önemli benim için yaşadığım, nefes aldığım her yerde. İşte burası da bir liman şehri olmakla beraber eski Bayramoğlu ile Kumburgaz karışımı bir yer canlandırdı gözümde. Hani bilir misiniz bilmem, Bayramoğlu’nun 2 katlı bahçeli evleri, Kumburgaz’ın sayfiye havasındaki sokakları… İşte aynen Cienfuegos’ta da bu var. Pastel renklere boyanmış binalar burada en dikkatimi çekenlerden, kiremit renkli kubbe şeklinde çatısı olan devlet daireleri ve Küba’nın en büyük meydanlarından biri olan Parque Jose Marti ile bu şehir bambaşka bir havada. Erkan ile şehir içinde kısa bir yürüyüş turumuzda, hayatım boyunca unutamayacağım anlar yaşadığım bir kapıdan içeri girdim. Küba’da insanlar sizi hemen evlerine davet ediveriyorlar, şöyle bir evin camından bakmanız yeter bunun için. Biz de Cienfuegos’ta gezerken sanki sabahtan beri bizi beklermiş gibi gülen gözlerle bakan yaşlı bir bayanla karşılaştık evinin kapısının önünde. İspanyol asıllı bu kadının evi yaşadığım süre boyunca aklımdan çıkmayacaktır sanırım. Eşyaların eskiliği, kırık dökük vazolar, yıkanmaktan lime lime olmuş yatak örtüsü, mutfak eşyalarının sanki 16.yy.dan kalma görüntüleri…sanki tarihe ışınlandım o an. Teyze tek yaşıyormuş yıllardır, nasıl kasvetli bir ev, neler yaşanmış içinde kimbilir. Ve işte dünyanın neresinde olursa olsun, hangi renk, hangi din, hangi ırk olursa olsun insan heryerde aynı. Birilerinden ilgi bekler durur, ilgi görünce güleryüz görünce o da açar size kalbini. Aynı bu teyze gibi. Teyzenin gözlerinin içi güldü onu sarılıp öpünce.
Evden ayrılıp grubumuza katılarak, gece konaklayacağımız otelimize doğru yola çıktık. Renkli boyalı evler, koşturan insanlar ve Hotel Jagua. Girişte otel son derece sevimli, renkli ve canlı… Yerleşmek için odaya çıktığımızda buraya yerleşmek değil ancak ilişebileceğimi anladım ve hafızamda kalan yaşlı teyzenin yanına Hotel Jagua’yı da ekledim ama kötü bir anı olarak.
Dışarıda o kadar güzel bir manzara vardı ki, hele otelin hemen yanındaki Palacio de Valle. 1917’de bitirilmiş ve şu an restoran olarak kullanılan sarayda akşam yemeğimizi de yiyeceğimizi duyunca yine Cienfuegos benim için bir numara olmuştu. Sarayın çatısına çıktığımızda karşımıza çıkan manzara gerçekten de enfesti ve tabi bizi müzikleriyle karşılayan “Del Sur” grubu da bu güzelliğe ayrı bir renk katmıştı. Palacio De Valle’nin manzarası, karidesler, Carmen Iznaga’nın piyanosu ve masamızda arkadaşlarımızla beraber olmak. Bundan daha güzel ne olabilirdi. Belki de bu satırları yazarken anlıyorum “anı yaşamak” demek ne demek. Herşey orada yaşandı ve orada güzeldi. Canım ülkem çok karanlık günlerden geçiyor ve burada dünyaları serseler aynı tadı almak mümkün değil bunca sıkıntı ve acı yaşanırken. O anları yaşadım, yaşadık ve o anlar istesek de artık geri gelmeyecek. Aynı şu satırları yazdığım an gibi.
Ve işte o an yaşanan ve aynı sahneleri tekrar tiyatral olarak canlandırsak bile asla o an ki gibi olamayacak “Fayton Macerası”. Otelimiz şehir merkezine biraz uzak olduğundan taksi vazifesi gören faytonlardan birine, şoförü de “10 kişi alır” deyince Sezaver, Onur, Gökçe, Erkan, Ben, Ersan,Emine, Aykan, Gürkan ve Mine binme gafletinde bulunduk. Kendini kaybeden ve şahlanan at, polis korkusuna ara sokaklara giren şoförümüz, espri üstüne espri patlatan Ersan, bardaktan boşalırcasına yağan yağmur ve akıllardan silinmeyecek bir gece turu.
 

Ve gecenin finali: MOJİTO. Bizim için ayran ne ise ben Kübalılar için de Mojito diyorum vallahi. Tabi bizimkisi masum bir içecek oysa bu oldukça alkolik. Tarifi çok yakında….

CIENFUEGOS: Jagua Otel out, fayton in, Kübalı

Teyze in, manzara in.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here