Banu'ca

Hedef Yelken, Hedefim Yelken

06 Ağustos 2014

2015 hedeflerim içinde vardı yelken eğitimi almak. Uzun zamandır eşimle arkadaşlarımıza ait yelkenlilerle denize açıldığımızdan o havayı, rüzgarı fazlasıyla hissettik ve hatta biraz daha abartıp ileride bir yelkenli hayali kurmaya başladık bile. Durum böyle olunca da her zaman biraz yol yordam bilmeli diyen ben kafama koydum; en azından temel yelken eğitimi almalıydım. Arkadaşlarımızın teknelerinde başlarda misafir gibi takılsak da sonraları izbarço düğümü, usturmaçaları denize salmak, flog, paserella gibi kavramlara ve iş bölümlerine ayak uydurmaya başlamıştım. Fakat o kadar çok bilinmesi gereken şey var ki herhalde daha on fırın ekmek yemem lazım derken yine fırsat ayağıma geldi. Hep şuna inanırım, bir şeyi gönülden isterseniz, kafanıza koyarsanız ve azimliyseniz yolunuz hep açık oluyor ve bazen kapılar önünüze kendiliğinden açılıyor.

Bumerang Deneyim Günleri‘nden daha önce de çok defa bahsettim, o kadar harika bir iş yapıyorlar ki; bloggerlar ile markaları, girişimcileri, yazarları, sportif etkinlikleri buluşturuyorlar. Ali Poyrazoğlu ile atölye çalışmasından Yılmaz Özdil ile sohbete, Ayşe Tolga ile Aromaterapi çalışmasından sörfe kadar bugüne kadar pek çok etkinliğe imza attılar ve son olarak da yelken eğitimi için Hedef Yelken ile bloggerları buluşturdular. Anlayacağınız üzere ben de bu etkinlikte yer alan şanslılardandım ve düşünebiliyor musunuz tam da yelken dersi arayışı içindeyken…

fotoğraf (67)

Fenerbahçe’de Hedef Yelken’in yüzen ofisinden on altı blogger buluştuk, önce biraz teori anlatıldı. Hedef Yelken’i daha önce duymuştum ama bu kadar profesyonel olduklarını açıkçası tahmin etmemiştim. Bir eğitimci olduğumdan daha teoride yaklaşımlarından, kullandıkları eğitim materyallerinden tam not aldılar benden. Teori dersinin ardından dört yelkenli bizi bekliyordu marinada. Gruplara ayrıldık ve her teknede bir Hedef Yelken eğitmeniyle pratik derse kıyıda başladık. Ben kendimce deneyimliyim ya bir an önce derin sulara açılmak, rüzgarla dans etmek, yelkenliyi yönetmek istiyordum ama iş o kadar kolay değildi elbet. Kalamış Koyu’ndan çıkana kadar motor kullandık, denizcilik kuralları gereği liman içinde yelken açamıyormuşsunuz, ders 1. Motorun sesi her ne kadar çok iç açıcı olmasa da o limandan çıktıktan sonra yelkenleri açıp sessizliğe gömüldük ya aslında o duygu yazılmaz yaşanır.

fotoğraf (65)

Ana yelken (beyaz olan) ve flog (turuncu olan) kullanımını öğrendik önce, flogun boşluğunu alıp dengeyi sağladıktan sonra halatı kilitlemek, ana yelkeni dengede tutmak ve tüm bunları “alesta tramaola” diye eğitmenimizin sorup biz çaylakların da “tramola” cevabını vermesinin ardından hızla yapmalıydık ki bu öyle dışarıdan bakıldığı gibi kolay değil. Tam bir ekip işi ve aynı dili konuşma becerisi… Arkadaşım Tuna’nın yelkenlisinden alıştığım o yana yatma deneyimini burada da defalarca yaşadık ama ben çok daha sakindim, bu arada işi de öğrendim sanki, bu durumda ana yelkenin halatını kilitten çıkarıp, bir – iki santim boşlamak ve ardından tekrar kilitlemek yeterli, ha ben bunu her zaman becerebildim mi eh…

fotoğraf (63)

Bir de komik (aslında rezalet) bir anım var ki bu güne ait, burada biz bizeyiz siz yabancı değilsini anlatayım. Ben arkadaşlarımın teknesinden (bu arada ne kadar görgüsüzlük yaptığımın şimdi farkındayım sevgili okur, arkadaşlarımın tekneleri diyerek, ama şimdi başa dönüp yazamayacağım böyle idare ediver) ortada kocaman bir dümene alışığım, hani o filmlerde fotoğraflarda gördüğümüz cinsten. Bu eğitim teknesine bindiğimiz andan itibaren dümen arayıp durdum, özel bir düğme var herhalde dedim, ta ki eğitmenimiz sırayla dümen dersi verene kadar. Meğer dümen elinde tuttuğu ve sağa sola çevirdiği çubukmuş, ne bileyim ben. Neyse ki sormadım, yoksa yelken dersim ve yelkencilik hayatım o dakika sonlanabilirdi.

fotoğraf (62)

Yaklaşık dört saat süren eğitim gerçekten harikaydı ve hemen o vakit karar verdim derslerin devamını almaya. Bu yıl sörfle başlayan yeni maceralarım yelkenle devam etti, edecek de bu gidişle. Özgür ruhlar için, sessizlik için, huzur için, rüzgarla oynamak için ve sonsuz mavi için bir kerecik deneyin derim. Bu arada en iyi tekne arkadaşının teknesi diyeni de vururum!

unnamed

2 Comments

  • Reply mavianne 06 Ağustos 2014 at 10:26

    Ögür kadın,
    Saçlarının rüzgarda uçuşması,
    Yüzüne çarpan rüzgar
    ne güzel anlatmışsın
    harika bir deneyim
    gönlünce olsun herşey
    sevgiler

    • Reply Banut 08 Ağustos 2014 at 17:50

      Mavi kadınımmmm sen de süpersinnn

    Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com