Banu'ca Kenya Yurt Dışı

Jambo Kenya 1 – Samburu

30 Ekim 2013

Her tatil güzeldir bizim için. Bugüne kadar kızımızla çekirdek aile olarak kimi zaman yalnız kimi zaman arkadaşlarımızla pek çok ülke, şehir gördük. Amerika, Avrupa, Pasifik Okyanusu, Hint Okyanusu… Fakat Afrika seyahatimiz çok ama çok farklı geçti. Nereden başlasam hangi birini yazsam… Filden zürafaya, leopardan çıtaya, bufalodan gergedana, aslana kadar pek çok hayvanı yakından görmek, vahşi doğayla baş başa kalmak…10 gün Kenya’da bulunduk ve bu sürede 4 ayrı mekanda konaklayıp çok değişik safari programları yaptık. Her bir yazımda bu farklı mekanları, gördüğümüz hayvanları, değişik doğa olaylarını paylaşacağım. Sonrasındaki 6 gün de Tanzanya’ya bağlı bir ada olan Zanzibar’da konakladık ve bu kez deniz tatili yaptık. Zanzibar yazım bu serininin sonuncusu olacak. Fotoğrafların minik olanları genelde bana, büyük ve güzel olanlar eşim Erkan Tozluyurt’a aittir. Tüm fotoları onun bloğundan takip edebilirsiniz. Burada sadece belli başlı olanları yayınlayabiliyorum maalesef yer darlığından.

Altı saat süren uçak yolculuğundan sonra Kenya Nairobi’ye indiğimiz andan itibaren her şey o kadar farklıydı ki. İlk gözüme çarpan çok fakirlik, çok sefalet, çok trafik olduğuydu. 03:00’de inip sabaha kadar kalacağımız ve arkadaşlarımızla buluşacağımız Serena Hotel tam bir şehir oteliydi.  Yol boyunca gördüğümüz manzaranın aksine son derece hijyenik, modern ve şık. Yola çıkmadan önce biraz Kenya’dan bahsetmek gerekirse, yaklaşık 43 milyon nüfusu olan ve neredeyse Fransa büyüklüğünde bir ülke. Başkent Nairobi ise gördüğümüz kadarıyla son derece hareketli ve bir o kadar da kozmopolit. Doğu Afrika’nın en fazla nüfusa sahip şehri Nairobi aynı zamanda Afrika’nın politik ve finansal merkezi.  Resmi dil Swahili’ce ama 70’e yakın dil konuşulduğu söyleniyor. Swahili dili de Doğu Afrika sahillerinde konuşulduğu için Arapçadaki sahil kelimesinden geliyor.

Nairobi’ye gelip de ünlü restoranı Carnivore’a gitmeden dönmeyin derim. Biz son gecemizde gittik ve çok beğendik. Avlanan tüm hayvanların etlerinin servis edildiği restoran biraz bizim kebapçıları andırıyor. Girişte sizi dev bir ocakbaşı mangal karşılıyor. Üstünde aklınıza gelmeyecek yüzlerce et çeşidi pişiyor. Masanıza önce özel bir kokteyl getiriyorlar biraz mohitoya benzer. Hoş geldiniz içkisi. Masaya bir sos tepsisi geliyor iki katlı. Her etin özel sosu var beraberinde. Tepsinin üstünde bir bayrak var. Doyduğunuz zaman bayrağı indiriyorsunuz bu “yeter artık getirmeyin” demek. Bizim ara sıcaklar gibi burada da tüm et çeşitlerinden azar azar getirip tadına bakmanızı sağlıyorlar. Timsah, devekuşu, domuz, zürafa, hindi… aklınıza ne gelirse her et çeşidi var. Carnivore kesinlikle Nairobi’de görülecekler listenizde olmalı.

14 Ekim sabahı Kenya’dan seçtiğimiz Somak Safaris tur firmasının yerel rehberi Ahmet tarafından Serena Otel’den alındık ve 8 kişilik 4X4 aracımızla  Kenyatta Bulvarı’nın uzantısı olan yoldan safariye doğru yavaş yavaş yola çıkmaya başladık. Her yer çok farklı geldi bize. Mola verdiğimiz her yerde Jambo diyerek karşılandık.  Rehberimiz  Swahili dilinde merhaba, selam anlamına geldiğini söyledi. Ayrıca Aslan Kral çizgi filminden de belki hatırlarsınız “Hakuna Matata” da çok kullanılıyor. Sorun yok, no problem anlamında. Yaklaşık 5 saat süren yolculuktan sonra Samburu’ya ve kalacağımız Asnhil Samburu Tented Camp’a geldik. Kapıda Masai’li olduğunu öğrendiğimiz Johnson bizi karşıladı. Soğuk havlularla ve tropik içeceklerle karşılanıyorsunuz her gittiğiniz otelde bu arada. Havlular ne kadar temiz bilemeyiz tabi. Macera şimdiden başlamıştı. Otelin hemen önündeki alanda filler, zebralar geziyordu. Çocuklar çılgına döndü. Her yerde maymunlar vardı. Kapıda uyarı bile yapıldı, çadırımızın fermuarını açık bırakmamamız için. Maymunlar içeri giriveriyorlarmış.

Samburu’da iki gece kaldık. Sabah 06:30-08:30 arası ve akşam 16:30 -18:30 arası yaptığımız safarilerde neredeyse “Big 5” denilen tüm beş büyük hayvanı (Fil, Bufalo, Aslan, Leopar, Gergedan) değişik kuş çeşitlerini, sadece Samburu’da görülen Reticulated Giraffe(zürafa) dahil pek çok hayvanı gördük. Bu arada safari kelimesi seferi kelimesinden geliyor. Yani seyahatte olma anlamında. Hakikaten tam 10 gün seyahatte olacaktık.

Samburu Game Reserve adı verilen bu geniş araziye, üstü yarı açık jeeplerle çıkıyoruz. Hayvanların çoğunu yakından, daha uzaktakileri dürbün yardımıyla çok net görebiliyorsunuz. Araçtan inmek kesinlikle yasak, nereden ne çıkacağını bilemezsiniz. Rehberimiz Ahmet tanımadığımız hayvanları tanıtmaya başladı. Afrika’da sadece Samburu’da görebileceğimiz hayvanları sıraladı. Bunlar; Somali Ostirch(Devekuşu), Reticulated Giraffe, Gerenug (uzun boyunlu impalaya benziyor), Grevy Zebrası (en büyük zebra çeşididir. Kürk için avlanmadan dolayı nesli tehlikedeymiş. 1500 ila 2000 kadar kaldığı tahmin ediliyor. 1,45 ila 1,60 m. uzunluğunda ve 350-450 kg) .Oriks baisa (iri antilop) Guinea fowl volturing (bir kuş cinsi)

Yola ilk çıktığımızda bir fil sürüsü karşıladı bizi, yavaş yavaş çıkacaksın bu basamakları dercesine yürüyorlardı. Her yanımız antilop cinsi impalalarla doluydu. Fotoğraflarını çekmek için adeta birbirimizi ezdik ilk günün heyecanıyla. Duru dünyada değil de cennette olduğunu düşünüyor, en sevdiği zebralar her yerde. Kimisi hamile, koca karnıyla oradan oraya koşuyor.

Dikdik adı verilen hayvanı ilk kez burada gördük. Yine antilop cinsi fakat daha ufak, kulakları sivri sivri ve çok sevimli. Sekreter kuşu da yine ilk kez bize merhaba diyenlerden.

Samburu’da beni en çok etkileyen akşam saatleri ve o saatlerde yaptığımız safariler oldu. Filmlerden ve Afrika’ya dair gördüğüm kartpostalladan tanıdığım o düz yassı şeklindeki ağaçlar o kadar güzel bir renge bürünüyor ki…Yellow wood achasia adı verilen bu akasya türü Afrika’nın adeta simgesi. Hele üstündeki kuş yuvaları adeta bir süsleme sanatı gibi duruyor. Sanki her bir dala abajur asmışsınız gibi. Gün batımının kızıllığında yaptığım o geziler hayatımın en güzel anılarına kaydedildi şimdiden.

Samburu’da gördüğümüz hayvanların yanı sıra çocuklar gerçek bir Masai’liden ok yapmayı ve atmayı, ateş yakmayı da öğrendiler.

Samburu’da Johnson ve tüfekli bir güvenlik görevlisi eşliğinde yaptığımız doğa yürüyüşünün keyfi hala anılarımda. Yanınızda akan bir nehir, filler, zebralar eşliğinde bir yürüyüş. Bu arada yürürken her hayvanın dışkısını gösterdi bize Johnson. Buradan az önce babun geçmiş, şu zurafaa dışkısı, bu fil diyerek… Özellikle fil dışkısı çok işe yarıyor. Suyla karıştırıp ilaç yapıyorlar, çocuklara içiriyorlar. Sıtmadan koruyor. Ateş yakmak için kullanıyorlar ve ev yapımında faydalanıyorlar. Bizim kerpiç gibi. Zurafaa dışkısı çok minik, keçi boku gibi. Yürüyüş sırasında değişik otları da tanıtıyordu Johnson bize, tam o sırada Duru en çok görmek istediği şeyi iguanayı gördü. Mavi, sarı tonlarda olan iguana çok şirindi doğrusu.

Samburu’da kaldığımız lodge ( konaklanan yerlere verilen ad) altı beton olan üstüne branda geçirilmiş fakat gayet modern bir çadır evdi. Balkon kapısı file ile kaplı branda ve mutlaka kapalı kalması gerek. Gece 00:00 ile 05:00 arası elektrik yok. Sabah kahvaltı öncesi safariye çıkacağımız için Duru ve Erkan’a atıştırmalık sandviç verdim ve lobide beni beklemelerini söyledim. Dışarı çıktıktan birkaç saniye sonra dışarıdan Erkan’ın uuu aaa ooo sesleri Ve Duru’nun çığlıklarını duydum. Bir hayvan saldırmıştı kesin ve kapıyı açtıp koşup odaya girsinler diye. Meğer ellerindeki sandviçlere maymunlar saldırmış! Halleri o kadar komikti ki, kaçarak odaya geldiler. Tabii sonrasında tüm maymunlar da bizim balkona. İlk günden tüm dikkati üzerimize topladık anlayacağınız.

Samburu’da safari yaptığımız bir akşam üstü bir lepoarın yavru domuza saldırdığına şahit olduk fakat anne domuz öyle bir kaçırdı ki yavrusunu, analık her yerde refleks demek sanırım, koruma iç güdüsü demek, fedakarlık demek.

Afrika’da sadece Samburu’da göreceğimiz hayvanların yanısıra, aslan, lepoar, zebra, babun, fil gibi bir sürü hayvanı da bir arada görerek safarinin ilk iki gününü böylece bitirdik.

Bu yazının videosu için Filler’i tıklayınız. İkinci bölüm ve video için bir sonraki yazıyı takipte kal sevgili okur!

Filler

24 Comments

  • Reply Kevser Aydoğdu 30 Ekim 2013 at 21:56

    Biz sizi her daim takip ediyoruz sevgili yazar, hem de zevkle hakuna matata :)

    • Reply Banut 30 Ekim 2013 at 21:59

      canımmmm Kevser’im özledim yahuuu

  • Reply Sahver 30 Ekim 2013 at 21:58

    Yazinin devamini heyecanla bekliyorum arkadasim.Resimler de sahane bu arada.

    • Reply Banut 30 Ekim 2013 at 22:00

      gelecek gelecek Şahvercim

  • Reply Kevser Aydoğdu 30 Ekim 2013 at 21:58

    Yazılarınızı her daim zevkle takib ediyoruz sevgili yazar hakuna matata :)

  • Reply Burcu özdoğan 30 Ekim 2013 at 22:04

    Okumak bu kadar keyif verirken sizin aldığınız keyfi hayal bile edemiyorum Banucuğum…Kalemine sağlık yaşamış gibi oldum…

    • Reply Banut 30 Ekim 2013 at 22:06

      Bu daha başlangıç Burcu:))

  • Reply Semra Akçam 31 Ekim 2013 at 00:40

    Çok güzel anlatmışsın.sanki oradaymışım gibi yaşayarak okuyorum.Harika bir anlatım.değişik yaşamı tanıma fırsatımız oluyor.Sevgiler…

  • Reply Banut 31 Ekim 2013 at 06:58

    Tesekkürler Semra Hanım, bir eğitimciden bunu duymak gurur verici

  • Reply esin 31 Ekim 2013 at 09:42

    Muhtesem olmus Banucum kalemine saglik. sanki oradaymisim gibi hissettim valla okurken. ozellikle maymunlar sandviclere saldirinca icim bir hos oldu…Duru icin superotesi bir deneyim olmus. devamini sabirsizlikla bekliyoruz….

    • Reply Banut 31 Ekim 2013 at 12:36

      Esincim çok teşekkürler

  • Reply Lale 31 Ekim 2013 at 10:47

    Bir belgesel izler gibi izledim sizi…Özellikle arslanlı bölümler süperdi:)

    • Reply Banut 31 Ekim 2013 at 12:36

      Aaaa ne mutlu bize yaşatabilmişiz, çok teşekkürler

  • Reply Ayşen Peren 31 Ekim 2013 at 11:40

    Banucum kalemine sağlık heyecanla beklediğim bir yazıyı bu kadar kısa sürede de bizimle paylaşmak bir o kadar da güzel benim için:) Çok öpüyor ve bende bir an evvel gitmek için can atıyorum canım:)

    • Reply Banut 31 Ekim 2013 at 12:36

      Ah keşke beraber gidebilseydik Ayşencim

  • Reply Armağan Portakal 31 Ekim 2013 at 11:56

    İnstagram’dan an an takip ettim… Bu yaızyı su gibi okudum… Serinin devam yazılarını merakla bekliyorum…

    • Reply Banut 31 Ekim 2013 at 12:35

      Armağancım gerçekten olağanüstü bir geziydi umarım detaylarıyla yazmayı başarabilirim

  • Reply mine çakmaklar 31 Ekim 2013 at 19:15

    bizde senin sayende bu tatilden çok keyif aldık.yazı çok güzel devamını bekliyorum.fotoğraflar zaten mükemmel…

    • Reply Banut 31 Ekim 2013 at 20:28

      sagol Minecim

  • Reply Ayça Oğuş 01 Kasım 2013 at 09:16

    Hep takip ettim zaten :=) okumak da keyifli oldu .. ne güzel bir tatildi bu Banu’cum :=) Fotoğraflar da harika.. :=) devamını bekliyorum

    • Reply Banut 01 Kasım 2013 at 13:11

      Benim fotolar bir şey değil, eşiminkileri görmelisin…

  • Reply Berfin 01 Kasım 2013 at 15:36

    İnstagramda bizde sizinle safari yapmıştık zaten, şimdi okuyarak iyce yerleşiyor beynimize:)

  • Reply özlem 02 Kasım 2013 at 16:15

    Okurken çok keyfi aldım :) gitmiş kadar oldum. Sanki o fotoğrafları ben çektim , benim sandviçim alındı :)

    • Reply Banut 02 Kasım 2013 at 19:58

      Ah orada sen de ne fotolar çekerdinnn

    Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com