Kenya Yurt Dışı

Jambo Kenya-4 Lake Naivasha

09 Kasım 2013

 

18 Ekim sabahı Nakuru Milli Parkı’ndan babunlar eşliğinde, flamingoların veda salınışlarıyla, bufaloların sert bakışları üzerimizde ayrıldık. Tabii ayrılışlar o kadar kısa sürede olmuyor, yol üstünde bugüne kadar görmediğimiz ya da vahşi hayvan gördüğümüz her yerde duruyoruz, ilk günkü heyecanla fotoğraf çekmeye devam ediyoruz. Sabah bir arada ağaç üstünde gördüğümüz dört dişi aslan da bu anlardan biri. Yaklaşık 1,5 saatlik yolculuktan sonra bir gece konaklayacağımız Lake Naivasha Simba Lodge’a giriş yaptık. Harika bir bahçesi olan bu otelde öğle yemeğimizi yiyip çok kısa bir süre dinlendik. Yapacağımız çok önemli bir iş vardı bugün burada: BOAT SAFARİ. Tekneyle suda safari…O da ne ola ki diyorsunuz değil mi? Nasıl anlatsam nereden başlasam…Hayatımda bir daha böyle bir keyif, macera, heyecan ve mutluluğu aynı anda yaşar mıyım bilmiyorum. Zürafalarla yürüyüş yapmak, su aygırlarını bu kadar yakından görmek, Waterbuck sürüleriyle göçü izlemek…Bazen bir rüyada olduğunu düşünüp kendimi çimdikliyorum, uyanayım da gerçek hayata döneyim diye ama yok vallahi gerçek hayat bu.

Simba Lodge, gölün hemen kıyısında çok geniş bir yeşil alana kurulmuş şık bir otel. Rangers adı verilen silahlı korumalar eşliğinde gölün kenarında bizi bekleyen tekneye bindik önce, can yeleklerimizi giyerek. Yaklaşık 45 dakika süren bir yolculuktan sonra Crescent Adası’na geldik. Burada bizi başka bir ranger karşıladı ve bir doğa yürüyüşü yapacağımızı söyledi. Bu ada özel mülk ve kendinizin gelme şansı yok. Mutlaka adada sizi bir rehber karşılıyor ve onun rehberliğinde gezebiliyorsunuz. Zaten tek gezmek de cesaret ister. İlk önce yürüyüş sırasında pek çok hayvan iskeleti gördük, belli ki akşam avlanma verimli geçmiş vahşi hayvanlar için. Çocuklar artık alıştılar görmeye hatta Duru ile şu an fen bilgisi dersinde işledikleri iskelet ve kemik çeşitlerini burada tekrar eder olduk. Kafatası yassı kemiktir, el ayak bilekleri şu kemiktir diye epey konu tekrarı yaptık diyebilirim. Önümüze önce bir iki zürafa çıktı, onlar önde çocuklar arkada epey bir yürüdük. O da ne bir anda yanımızda bir zürafa sürüsü belirdi ve koşar adımlarla bize eşlik ettiler. Sonbahar yaprakları yerde bize halı olmuş, ağaçlar ve yeşillik fonda bir görüntü, zürafalar ise yürüyüş arkadaşımız… Mutluluğun resmini çizmeye çalışıyorum sana şu an sevgili okur. Bu hayatta her şey aklıma gelirdi de zürafalarla trekking yapacağım aklıma gelmezdi.

Zürafalar bir yandan ilerlerken diğer yandan boynuzlu antilopgillerden suya yakın yerlerde yaşayan Waterbuck’lar da bizimle beraber doğa gezisindeydi. Waterbuck, Gazella, Wildebeest’ler eşliğinde en tepe noktaya kadar tırmandık. 360 derecelik manzara karşısında büyülenmemek elde değil, Hell’s Gate’e kadar her yer sanki size bir fotoğraf albümü sunuyor.

Doğa yürüyüşümüzü tamamlamış ve boat safari için hazırdık. Tekneyle daha yola çıkar çıkmaz hippopotamus yani su aygırlarıyla karşılaşmaya başladık bile. Fil ve gergedandan sonra en büyük üçüncü hayvan olarak kabul edilen hippolar yaklaşık 4,5 ton ağırlığında. Afrika’daki beş büyüğün de beşincisi. Su aygırları suda iken sadece kulak, göz ve burunları suyun üzerinde oluyor. Çok entersan görüntüleri var bu yüzden. Gri ile siyah arası deri renkleri var ama göz, kulak bölgeleri pembe.

Su yüzeyinde yüzerken dışarda kaldıklarından sizi çok rahat görebiliyorlar. Bu arada su aygırları hem suda hem karada yaşıyor. 10 ile 30 dakika arasında suda kalabiliyorlar.  Yanlarına tekneyle çok fazla yaklaşamıyoruz saldırma ihtimalleri var çünkü. Genelde 6-20 olarak geziyorlar yani hippoları yalnız görme ihtimaliniz çok az. Bir su aygırı bir gecede 70 kg ot yiyebilirmiş.

Göl üzerinde gördüğümüz değişik kuş çeşitleri, farklı bitkiler ve su aygırlarının fotoğraflarını çekip, bir yanda da yağmurda ıslanarak Simba Lodge’a döndük. Bahçe tam bir Waterbuck istilası altındaydı. Her boydan antiloplar bahçede bize sanki şov yapıyordu.

Kenya’da şu ana kadar akşam yemeklerinde klasik olarak makarnadan şaşmadım. Burada Kenya’da doğmuş bir İspanyol aşçıdan harika bir makarna ziyafeti çektim. Değişik baharatlardan mı yoksa akşama çok aç olarak başlamış olmaktan mı bilmem buranın makarnası bana pek leziz geldi. Yemek sonrası yediğimiz meyveler ise burada çok farklı. Özellikle passion fruit denilen meyve ve Hindistan cevizi benim damak tadıma çok uyuyor.

Yarın bizi çok farklı bir bölge bekliyor, yolumuz uzun; yaklaşık 5 saat kadar. Masai Mara’ya gidiyoruz ve üç gün burada kalacağız. Şimdiden çok heyecanlıyım çünkü bir Masai Köyü ziyareti de programımız arasında.

Günün videosu için tık tık  Zürafalar

No Comments

Leave a Reply

Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

Lale Celepoğlu

D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com