Keşke Hiç Bitmese Dediğim Günler

2

Gurbette olmanın hem güzel yanı hem de kötü yanıymış sevdiklerinin ziyaretine gelmesi. Güzel yanı, aylarca beklersin, onlar gelince yapacaklarınızı, gideceğiniz yerleri, yiyeceklerinizi tek tek düşünür planlar yaparsın. Evin eksiklerini tamamlar, yatakları organize eder, onların seveceğini düşündüğün içecek-yiyecekleri depo edersin. Sonra o gün gelir, hatta gelecekleri saate kadar sanki zaman durur ve gün bir türlü geçmek bilmez.

Ve buluşma anı…

Beş aydır görmediğim kız kardeşim ve çocukları  Toronto’ya ziyaretimize geldiler 18 Ocak 2018’de. Havalimanında onları beklerken, otomatik açılan kapıdan her çıkan çocuğu yeğenlerime benzettim. Teyzeeee diye koşup boynuma sarılacakları anı, Duru Ablalarının peşinde koşturacaklarını aylarca hayal ettim ve işte sonunda on saatlik yolculuklarının sonunda onlara kavuştuk.

İki yaşındaki yeğenim Naz’ın uykusuzluktan kan çanağı olmuş gözleri ile “teje burası çot düzel” demesi, yedi yaşındaki ilk göz ağrım Ozan’ın okyanus aşırı uçmanın verdiği heyecan ile her yeri her şeyi merak etmesi ve soru yağmuru, biricik kız kardeşimin iki çocukla bu kadar yolu ve yorgunluğu göze alıp bizi ziyarete gelmesi elbetteki çok güzeldi, ama…

Ama’sı şu; daha geldikleri andan itibaren on gün sonra gideceklerini düşünmeden edemiyordum. Doya doya severken, oynarken, gülerken, yemek yerken, parkta gezerken hep içimden bir ses “çok alışma, çok kaptırma, gidecekler kısa süre sonra” diye konuşup duruyordu. Belki de bu yüzden, hep bir hüzün vardı içimde, onlar burada iken.

İnsan böyle zamanlarda daha çok düşünüyor gurbette olmanın artılarını eksilerini, hatta daha çok eksilerine odaklanıyor galiba. Bu kısa hayatta değer mi sevdiklerinden ayrı kalmaya, şu ölümlü dünyada yeğenlerinle, kardeşlerinle doya doya yaşayamadıktan sonra neye yarar medeniyet, insanca yaşam şartları, bu yaşları bir daha geri gelmeyecek ve sen teyze olarak sadece fotoğraflarıyla avunup, ekran karşısındaki kısa konuşmalarla mı yetineceksin, gibi pek çok iç ses cızırtıları dönüp duruyor kafanda.

Aylarca sessiz olan evin içinde gürültü patırtı eksik olmuyor, tarihi geçtiği için çöpe attığın süt, yoğurt artık tarihinin geçmesine beş gün kala tükeniyor, günde üç öğün ocak yanıyor, çamaşır, bulaşık makinası bugüne kadar hiç çalışmadığı kadar çalışıyor. Koltukların üstüne örtü serilip, günde iki kere süpürge yapılıyor. Yani ev, bildiğiniz yaşıyor. Camlarda el izleri, duvarlarda çikolata lekeleri, yerlerde oyun hamuru kırıntıları…

İşte gurbette olmanın en kötü yanı, onlarca izi bir sabah silmek zorunda kalmak…

Aylarca bekleyip hayalini kurduğun, o keşke hiç bitmesin dediğin günlerin bitmesi…

Bir gece daha kalsalardı diye için için ağladığın, bavullarının bir köşesine büzülüp onlarla gitmek için can attığın, sevdiklerine senin yerine sarılacak olmalarının verdiği o burukluk.

Gelmeleri çok güzel de gitmeleri çok zormuş.

Diyeceğim o ki, benim için gurbetin en kötü yanı, sevdiklerimin ziyaretime gelmesi, keşke hiç bitmese dediğim anların çok çabuk bitmesi oldu.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here