Ne İçsek / Ne Yesek

Kırk Yıl Kahvesi

11 Mart 2013

Kahvede midir dostluk yoksa yüreklerde mi
İçilirken edilen koyu telveli sohbetlerde mi
Bir fincan kahvenin değil kırk yıl hatırı mı
Yürekten seven ölümsüz dostluklarda mı?

Gülay Sıkılmaz Erçin’in bu güzel satırlarında  ne çok anlam gizli aslında. Bazı dostluklar vardır, aylar yıllar boyunca görmezsiniz de, ilk görüştüğünüz anda her şey kaldığı yerden devam eder. İşte böyle bir dostluk ne çok şey katar insana her birlikte geçirilen dakikalarda.

Bugün öyle bir mekanda koyu telveli sohbetteydim ki mekanı mı, dostları mı anlatsam bilemedim. Beni tanıyanlar bilir, çok kahve sevmediğimi. Kahve ve türevlerini nedense pek içemiyorum, kahve sevmeyi sevmek istiyorum ama olmuyor. Fakat bugün gittiğim Kırk Yıl Kahvesi adlı mekanda bu huyumdan gerçekten nefret ettim. Efendim Etiler Alkent Sitesi çarşı içinde bulunan Kırk Yıl Kahvesi tam bir müze kıvamında. Antika fincanlar mı dersiniz, parfüm şişeleri mi ararsınız, lokumluklar mı…Yok yok. Üç kuzen Berna Ülger, Deniz Gürtürk ve Nilhan Madenci Koçer’in  birlikte işlettiği kahve aynı zamanda onların yıllardır biriktirdiği kahve fincanlarının da sergilendiği bir müze gibi geldi bana.

Kapıdan girdiğinizde hemen karşıda bulunan piyano zaten sizi can evinizden vuruyor, dolaplarda saklanan fincanlardan istediğinizi seçiyorsunuz ve kahvenizi bu fincanda içiyorsunuz. Seçmek o kadar kolay değil baştan söyleyeyim. Aynı zamanda fincanı satın da alabiliyorsunuz. Kulplu, geniş ağızlı, dar ağızlı, pastel, altın yaldızlı…Türk kahvesinin yanında sunulan Safranbolu’dan getirilen güllü lokum, ev yapımı kurabiyeler de ayrıca renk katıyor dekorasyon ve sunuma.

 İçeride parfüm şişelerinin sergilendiği tuvaletten çıkasınız gelmiyor, bakılacak o kadar çok şişe var ki…

Yemek yemek isterseniz haşlama içli köfte, yaprak sarması, mantı da var menüde. Kahve olarak yalnız sadece Türk Kahvesi var öyle latteler, capucinolar yok burada olmasın da zaten, onları isteyenler için yeteri kadar kafe var diye düşünüyorum. Burası kahve yani kırk yıl hatırı olan kahve, adı üstünde KIRK YIL KAHVESİ.

13 Comments

  • Reply bahar inam 11 Mart 2013 at 20:59

    Ne kadar ilginç!…Hiç bilmiyordum..En kısa zamanda bir bahane sohbet şahane yapıp orada kahve içmeliyim..

    • Reply Banut 11 Mart 2013 at 21:01

      Beraber gidiyoruz o zamannnn

  • Reply Leylak Dalı 11 Mart 2013 at 21:00

    Ne kadar güzelmiş. Orijinal boyutta fincan ve kahve görüntülerini kahveciguzelleri@gmail.com adresine yollarsanız Fincandaki Mucize: Kahve blogumda yayınlar ve çok sevinirim. Kahvenin tanıtımını da yapmış oluruz hem. Teşekkürler ve sevgiler…

    • Reply Banut 11 Mart 2013 at 21:02

      maalesef bendeki fotolar kötü, oraya mail mi atsan, sen mutlaka görmelisin burayı. İstanbula gelirsen seni oraya götürmek isterim

      • Reply Leylak Dalı 11 Mart 2013 at 22:54

        Ne güzel olur, inşallah diyelim…
        Bir dahaki gidişine güzel fotolar bekliyorum o zaman :)

        • Reply Banut 12 Mart 2013 at 08:25

          bana fotolar gelecek, sana yollayacağım

    • Reply Deniz Madenci Gürtürk 11 Mart 2013 at 23:57

      Teşekkürler güzel düşüncelerinize.<3 en kısa zamanda size resimlerimizden en özellerini seçip göndereceğim. Sevgiyle kalın
      Deniz

      • Reply Banut 12 Mart 2013 at 08:26

        En kısa zamanda bekliyorum sevgiler

  • Reply satush 12 Mart 2013 at 08:32

    Bir dönem ben de parfüm şişesi biriktiriyordum ama yer kalmayınca hepsini atmak zorunda kaldım. Fincanlar da ayrı bir ilgi konusu….Çok güzel
    Sevgiler

    • Reply Banut 12 Mart 2013 at 09:06

      Ay keşke kutuda saklasaydınız, çok üzülmüş olmalısınız

      • Reply satush 19 Mart 2013 at 11:57

        çok üzüldüm çünkü gerçekten çok değişik şişeler vardı.Şimdi de başka şeyler biriktiriyorum kutu gibi:)
        Gerçi daha çok yer kaplıyor ama arada hediye ediyorum içlerine kendimce ufak hediyeler koyarak.
        sevgiler

  • Reply tülin 18 Mart 2013 at 17:34

    Bu mekan ve sunum yürekten vurur benim gibi tüm kahve sevenler eminim.
    O fincanlar dokunmak hatta parfüm şişelerinin kapaklarını açıp koklamak istedim birden.
    Çok güzel bir paylaşım olmuş, teşekkürler.

    • Reply Banut 21 Mart 2013 at 08:06

      En kısa zamanda deneyimlemeniz dileğiyle

    Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com