Küba Yurt Dışı

>Küba’da son gün

16 Ekim 2008

>

İşte artık Küba’da son günümüzdü ve Havana’daki serbest zamanımız. Güneşli bir cumartesi sabahı istediğimiz saatte kalkmanın rahatlığıyla son derece aheste kahvaltımızı yapıp, otelimizin harika bahçesinde kahvemizi içip, Erkan’la son kez ve yalnız Havana’yı keşfe çıkıyoruz.

Küba’nın 3 milyon nüfuslu başşehri Havana diğer şehirlere göre farkını hissettiriyor özellikle de cumartesi günü. Biz yine Eski Havana bölgesinden başlıyoruz gezmeye ve bu kez yavaş yavaş, sindirerek ve inceleyerek geziyoruz her yeri. İlk durağımız Ernest Hemingway’in “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” adlı eserinin büyük bir kısmını kaleme aldığı Hotel Ambos Mundos. Amerikalı ünlü yazarın bu otelde kaldığı oda restore edilerek minik bir müze haline getirilmiş. Otel, Havana’nın en canlı caddelerinden biri olan Calle Obispo üzerinde olduğundan bu caddede gezmeye devam ettik ve Galer’a Forma adlı Küba’nın ünlü galerilerinden birinde bulunan resim sergisini gezdik, buranın hemen çıkışında bulunan Mücevher Müzesi ise diğer ülkelerde görmeye alıştığımız müzelerden çok farklı idi.
Obispo, bizim barlar sokağı olarak adlandırdığımız Beyoğlu sokaklarına çok benziyor. Canlı, kalabalık ve çok şık mağazaların olduğu bu caddede kendinizi biraz Avrupa sokaklarında hissediyorsunuz. Yine bu cadde üzerinde bulunan 28 Eylül müzesi, Küba’nın mücadele yıllarından örnekler veren bir mekan. Obispo’dan aşağı deniz tarafına doğru yürüdüğümüzde artık çok iyi bildiğimiz Kathedral meydanına gelmiştik. El Patio kafede, Kathedralin Barok tarzı görkemli ön cephesine karşı oturup içtiğimiz kahveler ve izlediğimiz Küba dansları gerçekten de çok güzeldi. Buradan sonraki durağımız Casa Victor Hugo ve sonrasında da Havana’nın büyük pazarı oldu. Pazarda sokak ressamları, rengarenk hediyelikler, kıyafetler veeeee hindistan cevizi. Yıllardır çok istediğim, meyvanın kendisinden hindistan cevizi suyu içmek burada nasip oldu bana. Çok keyifliydi doğrusu. Burada kadim dostlarımız Gökçe ve Onur ile buluşup, Havana’nın çok ünlü otellerinden biri olan Sevilla’da öğle yemeğimizi yedik. Avlusu, lokasyonu, değişik mimarisi ve güzel sandviçleriyle bu otel gerçekten de kalınabilecek güzel yerlerin başında geliyor başkentte. Yemek sonrası, Habana Bus Tour’dan şehir turu yapmak için biletlerimizi aldık ve otobüsün açık havalı üst katına yerleşip keyifle Havana’ya son kez baktık. Eski Havana ile Vedado’yu birbirine bağlayan Malecon sahil yolunda gezen, dinlenen, oturan Kübalılara selam edip, şehri dışarıdan bir kez daha koklayarak Küba gezimize son verdik.

Eh gökten üç elma düşsün mü, biri Küba halkına, biri bu anıları yazan bana, biri de bunları okuyan sana?

No Comments

Leave a Reply

Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

Lale Celepoğlu

D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com