Kanada'dan Bildiriyorum Nereye Katılsak

En Son Ne Zaman Kütüphaneye Gittiniz

02 Ekim 2017

Günümüz internet teknolojisi çağı tamam da en son ne zaman kütüphaneye gittiniz ya da hayatınızda hiç kütüphaneye gittiniz mi? Ben hayatımda ilk defa ortaokulda, en son da üniversitede gittim. Övünerek de söyleyebilirim ki aradığı bilgiye ansiklopedi karıştırarak ulaşan neslin insanıyım. Annem öğretmen olduğu için mi bilmem evimiz küçük çaplı bir kütüphaneydi, romandan ansiklopediye, atlastan yemek tarifine kadar her çeşit kitap bulunurdu. Bir de o zamanlar gazeteler kuponla ansiklopedi verirdi, şimdiki gibi tabak çanak değil. Vitrine kristal bardak değil, cilt cilt kitap dizen bir ailenin çocuğuyum anlayacağınız.

Kütüphaneye ilk gidişim de, ortaokulda verilen bir ödev içindi ve öğretmenimiz bu ödevi kütüphanede araştırmamızı istemişti. Hangi ders hatırlamıyorum ama Üsküdar, Zeynep Kamil’de bir kütüphane olduğu dün gibi hatırımda. Sonra İstanbul Üniversitesinde okumaya başlayınca, kütüphaneye ödev için sık sık uğrar olmuştuk arkadaşlarımızla. Orada okuyanlar bilir, üniversitenin kütüphanesi hem çok tarihi hem de görsel olarak muhteşemdir. Çıkmak istemezsiniz bu müze gibi taş binadan.

Günümüzde artık kütüphanelere yolumuz düşmüyor. Bizim düşmüyor, çocuklarımız neredeyse adını bilmiyor. Bilgisayar ve internet hayatlarımızı esir almış durumda, bilgiye ulaşacağız derken. Tamam kesinlikle çok daha hızlı ve çok daha kolay ulaşıyorsunuz her tür bilgiye fakat böyle giderse, o ağaç kokusunu, sessiz ortamda çok sesli düşünceleri unutup kütüphanelere müze olarak gideceğiz.

Şu ara Toronto’da yaşadığımız mahalledeki kütüphane, bana tüm güzellikleri hatırlatıyor, orada bulunduğum süre içinde telefon aklıma bile gelmiyor desem…sadece fotoğraf çekmek için elime alıyorum. Evet yanlış okumadınız, yaşadığımız mahalledeki kütüphane. Burada hala kütüphaneler çok kıymetli ve her mahallede bir kütüphane var. Sadece kitap almak, okumak değil, sosyalleşmek, yeni gruplara katılmak, beceri edinmek için de insanlar geliyor. Mesela her çarşamba saat ikide film seansları var. O haftanın filmi izleniyor ve tartışılıyor. İnternet eğitimi veriliyor, yeni başlayanlar için dil eğitimi, kitap kulüpleri gibi kişiye kendini bir grubun parçası hissettirebilecek etkinlikler yapılıyor.

Çocuklar için olan bölüm zaten başlı başına bir dünya. Her yaştan çocuğa kitap okuma seansları, üç boyutlu kitaplar, oyuncaklar… Ne ararlarsa var. Anneler sosyalleşirken çocuklar da kitap dolu bir ortamda büyüyorlar.

Bense haftanın en az iki gününü belli saatler aralığında burada geçirmeye çalışıyorum. Gelir gelmez üye oldum. Çayımı alıp parka bakan bir masaya oturup, yazılarımı yazıyorum, kitabımı okuyorum, insanları izleyip sessizliği dinliyorum. Geçenlerde bir dvd seçip onu izledim bilgisayarımda. Arada öğle yemeğimi de yiyorum, dışarıdan yiyecek içecek getirmek serbest.

Bizim neyimiz eksik diye düşünmeden edemiyor insan. Niye bizim ülkemizde de her mahallede bir kütüphane olmasın, mahalleyi geçtim her ilçede bir tane şöyle detaylı, temiz, sistemli bir kütüphane olsa, insanlar iş çıkışı, öğle arası gitse, çocuklar kitap satın almak yerine buradan ödünç alıp okuyup bıraksalar, kadınlar kahvelerini kitap kulüplerinde içseler, her hafta biz film izlense. Ben Türkiye’ye döner dönmez kızımı bir kütüphaneye üye yapacağım ve elimden geldiği kadar ara sıra da olsa gidip orada az da olsa vakit geçirmesine çalışacağım. Belki de her ilçede vardır da ben bilmiyorumdur.

Sahi siz hangi kütüphanelere gidiyorsunuz, var mı önerileriniz?

Son olarak şunu da belirtmeden edemeyeceğim; dünyadaki en büyük kütüphane Washington DC’de Kongre Kütüphanesi imiş. 1800 yılında kurulmuş ve 150 milyon kitap varmış içinde.

 

3 Comments

  • Reply Ahmet Yagci 03 Ekim 2017 at 04:57

    Istanbulda Uskudar’da Isefam’in kutuphanesi var. Maltepe’de TSKM kutuphanesi var, universitelerin kendi kutuphaneleri var. Taksim merkezde Ataturk Kutuphanemiz var ve son olarak aklima gelen de suleymaniye ve beyazitta kutuphanelerimiz var. Benim bildiklerim bunlar. Ayrica su an ben de Amerikadayim ve kutuphanenin ne kadar onemli oldugunu burda anladim, size de yazinizda bu konuya degindiginiz icin tesekkur ederim.
    Iyi Gunler.

  • Reply Zeliş 05 Ekim 2017 at 00:52

    Banu’cuğum keyifle okudum yazını.İzmir için böyle bir yolculuktayım şu sıralar:) Önce okullar için ne yapabilirim diye düşünürken bugün çalıştığım köydeki kadınlar köy için de bir kütüphane talep ettiler.Bu çok hoşuma gitti.Siz yetrki isteyin yaparz dedim.Köyün muhtarının köye uğradığı yokmuş onun odasını bir kütüphaneye çevirmek niyetindeyiz bakalım.Bunlar dışında haftada bir kütüphaneye uğramaya çalılışıyoruz.Kitap satınn almak her daim mümkün olmuyor ama kütüphanede istediğin kitabı bulmak büyük mutluluk.Bu arada kütüphaneciler en az öğrermenler kadar önemli bu ülkede bunu anladım.Kitap seçimi konusunda onlara listeler vermeli ve yönlendirmeliyiz.Biz isteklerimizi talep ettikçe geç ve zor olsa da oluyor bir şekilde.Özellikle de belediyelerden ve kütüphanelerden çocuk bölümleri talep etmeli..Takipteyim..Bol deneyim ve bilgi birikimli günler cnm..

    • Reply Banut 05 Ekim 2017 at 05:06

      Canım benim, harika bir şey yapıyorsun. Ne zaman istersen desteğe hazırım. Bırakacağımız en değerli miras bu.

    Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com