Banu'ca Röportaj

Modacı Tanju Babacan İle Çok Özel

19 Ocak 2015

Levent’te bahçe içinde, kedi köpeğin ortada gezindiği, her köşede farklı bibloların, koleksiyonların yer aldığı, askılarında ise rengarenk kıyafet ve aksesuarlardan oluşan bir villa burası. Soğuk ve karlı günlerden sonra İstanbul’da güneşli bir gün ve ben güneş kadar sıcacık bu mekandayım. Bu yıl, Vodafone Avrasya Maratonu’nda aynı dernek için koştuğumuz ve uzun zamandır izlediğim, birkaç defilesinde bulunma şansı yakaladığım Tanju Babacan’ı 2015-2016 Kış Koleksiyonu’nun tam da doğum aşamasında yakaladım. Bir yandan kış koleksiyonuna çalışırken diğer yandan da Fashion Week kapsamında mart ayındaki defilesinin KİMYA adlı koleksiyonunu hazırlayan Tanju Babacan’a o kadar çok soracak sorum var ki, bir an önce sohbete başlayalım istedim.

IMG_0007 (2)

Tanju Babacan bugüne nasıl geldi, nasıl bu kadar büyük bir marka oldu?

Tahsil hayatım hiç kolay olmadı. Mediha Yener’e devam ederken babam iflas etti ve okulu bırakmak zorunda kaldım. Çok istekli ve yetenekli bir öğrenciydim, okulum bana sponsor oldu ama okula gitmek için yol parası da gerekiyordu, düşünün o kadar zor durumdayız. Çok zor şartlarda okudum, hiçbir gün haylazlık yapmadım, her zaman çok çalışkan bir öğrenci oldum ve tırnaklarımla kazıyarak bugüne geldim. Ufak ufak defilelerle değil, tek bir elbise ile gündem yarattım ve 23 yıldır işimi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Üstelik benim mezun olup işe atıldığım yıllarda Yıldırım Mayruk, Canan Yaka gibi en baba isimler vardı, onların arasından sıyrılıp bir isim yaratmak tahmin edersiniz ki çok kolay iş değil. Hayat felsefem hep şu oldu, bir şey olmadığı zaman üzülmem. Olmayan şey, olacak olanın habercisidir. Bu bakış açısıyla bugünlere geldim. İlk giydirdiğim ünlüler Hande Ataizi, Demet Akalın bugün ise devlet protokollerinden iş dünyasına, sanat hayatından cemiyet hayatına kadar neredeyse giydirmediğim kimse yok.

IMG_0030 (2)

Cumhurbaşkanı, Başbakan eşlerini giydirdiğiniz doğru değil mi?

Bugün bana elbise diktirmek için geliyorsanız ve geliş gidişlerinizde bir nezaketsizlik yapmıyorsanız, faturamı ödüyorsanız, ben de bu ülkede yaşıyorsam tabii ki bu ülkenin başbakanının da, muhalefetin de eşlerini giydiririm, gelenlerin kapıda hangi makam arabasından indiğine bakmam. Ben işime bakarım, gerisi beni ilgilendirmez.

Koleksiyonlarınızı hazırlarken ya da bir kadını giydirirken kafanızda nasıl bir kadın modeli var?

Tanju Babacan olarak verdiğim hizmette kadınının sınır ve yaşı yok, ama Red Beard markası olarak; inanç, renk, din, dil, memleket ayrımı olmayan dünya kadınına hizmet etme gayretindeyim. Bu doğrultuda da genç, dinamik, 45-50 yaşına kadar, kendini genç hisseden, hayata mutlu uyanan kadınlara hitap etmeye çalışıyorum. Red Beard markamızda çok büyük bedenler çalışmıyoruz fakat Tanju Babacan olarak bugün Türkiye’nin en has protokollerinden, sanat ve cemiyet hayatından, Hristiyan, Musevi, İslami kesimden her kadına hizmet veriyorum.

IMG_0031 (2)

İslami kimliğiniz ile iktidara yakın bir modacı olarak biliniyorsunuz. Bu nedenle işleriniz arttı mı?

Ben siyasetle ilgili bir adam değilim. Benim İslami kimliğimi siyasetle örtüştürenler çok büyük bir yanılgıya düşer. Benim İslami çizgimin başladığı nokta, tövbe noktam yani eşcinselliğimle olan kavgamdır. Böyle büyük bir tövbe savaşında, ailemle, arkadaşlarımla, dostlarımla, rabbimden aldığım güçle nefsimle, şeytanla böyle mücadele ederken siyaset ancak bir toz parçası kalır bunun yanında.

Yani siyasetle ya da iktidarla bir ilginiz yok.

Bakın benim kıblem ne Atatürk ne Fethullah Gülen ne Recep Tayyip Erdoğan, benim kıblem Allah. Gezi oldu Gezi’ye de gittim yarın başka bir şey olsa ona da giderim. Kimseden benim duruşumu doğru algılamasını filan da beklemiyorum. Benim tek referansım var o da Kur’an-ı Kerim.

Ben kıyafet dikerken her kesime hitap ediyorum. Aslında müşteri profilime dikkatle bakarsanız muhafazakar kesimin asla ağırlıkta olmadığını da görürsünüz. Bunun altına imzamı atarım. Siz bizim tesettür defilesi yaptığımızı hiç gördünüz mü? Sadece Tanzanya’da Arap harfleriyle ilgili HURAFE adlı bir koleksiyon yaptım geçen sene.

Biraz işinize dönecek olursak bir koleksiyonunuzu nasıl tasarlıyorsunuz, izleyici ile buluşana kadar nasıl bir süreç yaşıyorsunuz?

Biz bir ekibiz ve koleksiyonumuz Ümraniye’deki kumaşçıdan Yenibosna atölyelerinde çalışanlara kadar kocaman bir ekiple ortaya çıkıyor. Çizimlerimi hiçbir zaman rastlantısal değil, düşünerek planlayarak yapıyorum. 23 yıldır içinde olduğum sektörde her zaman yanında olan yeğenim Burçin aynı zamanda marka danışmanım. Koleksiyonun konusunu Burçin ve ekibi belirliyor. Konuyu belirledikten sonra o konunun uzmanı kişilerden eğitim alıyoruz. Örneğin daha önceki koleksiyonumun konusu Astro-Winter idi ve bu konuda Türkiye Astronomi Derneği ile çalıştık. Bu sene konumuz KİMYA ve kimya profesörleri ile çalışıyoruz.

Nasıl yani ciddi ciddi kimya eğitimi mi alıyorsunuz?

Şöyle oluyor, onlar bize bir brief-özet bilgi veriyorlar, bu bilgiler sırasında benim kafamızda bir şeyler oluşuyor, çizmeye başlıyorum, atölyede uygulama denemeleri yapılıyor. Örneğin bu etek. (O anda TB ayağa kalkar ve yeni koleksiyonundan bir eteği bana gösterir. Maalesef defile öncesi paylaşma yasağı olduğundan fotoğrafını çekip bilgi veremiyorum ama harika) Kimya profesörü, bir kutu sisteminden yola çıkarak, çekim güçlerine göre verilen reaksiyonları anlatırken, kafamda böyle bir model oluştu ve uyguladım.

Peki sonra, kafanıza esen her şeyi çizip, uygulayıp defileye hazır oluyor musunuz?

Koleksiyon bittikten sonra, izleyiciyle buluşmadan önce bize eğitim veren ekibe, hocalara koleksiyonu sergiliyoruz. Tasarımlarımızın öyküsünü anlatıyoruz, onlar da anlattıkları ve gayet bilimsel olan konuların hayal gücüyle birleşip bir kıyafette dile geldiğini görünce çok mutlu oluyorlar.

Bu arada ciddi anlamda bir öğrenme süreci de yaşıyorsunuz.

Kesinlikle. İlk olarak insan olarak çok şey öğreniyoruz, farklı alanlarda uzmanlığı olan kişilerden. İkincisi tasarımcı olarak çok şey öğreniyoruz, öğrendiklerimizden neleri podyuma taşıyabiliriz, neler giyilebilir.

 

 fotoğraf

Neler giyilebilir derken bu konuda bir duralım. Ben defilelerde öyle kıyafetler görüyorum ki, bunu kim giyer diye düşünmeden edemiyorum. Sizin de birkaç defilenizde bu tarz kıyafetlere çok şaşırdığım oldu. Bunları giymek için mi şov için mi tasarlıyorsunuz?

Şimdi burada şu kavramı hatırlatmak gerek. Couture yani kişiye özel veya tasarımcının sadece bir tane hazırladığı parçalar vardır. Bazı kıyafetler hazır giyim koleksiyonunda yer alır ve daha günlük giyilebilir kıyafetlerdir. Ben 30 parçalık bir koleksiyonumda, kadın yelpazesinin muhafazakarı, maskuleni, frapanı kısacası her kadına en az iki parça seçebileceği şans veririm.

IMG_0019 (2)

Yaptığınız koleksiyon ya da defilelerin başarısını nasıl ölçüyorsunuz?

Defilenin hemen ardından bana yapılan “çok güzeldi” iltifatlarının hiç birine güvenmem. Siz hiç düğünde geline “gelinliğin çirkin” diyen duydunuz mu? Ben ertesi gün yazılanlara ve you tube’a  bakarım ama yazanın kim olduğuna yazıdan önce bakarım. En güzel mal, satan maldır. 40 parçalık bir koleksiyonumda 30 parça yok satıyorsa bu benim için başarı ölçüsüdür.

Hazır giyim için üretim yapıyor musunuz?

Pek tabii. Nil Karaibrahimgil ile yaptığımız “Ben Buraya Çıplak Geldim” koleksiyonu ile hazır giyime girdik. Daha günlük giyilebilir kıyafetleri Red Beard markamızla sergiliyoruz.

Eh tabi size gelmek için cebimizin de sağlam olması gerekiyor yani. Nasıl bir çalışma şekliniz ve bedeliniz var, her aklına esen kapınızın önünden bile geçemez gibi.

İki şekilde çalışıyoruz, ilki; bize gelen müşteri ile önce oturum çay kahve içip sohbet ediyoruz, onu tanımaya çalışıyoruz; ailesi kimdir, kocası muhafazakar mıdır, kıskanç mıdır, boy oranlarınız nedir, saçınızın rengi nasıldır. Bunları belirledikten sonra sizin vücut oranlarınıza göre, boyunuzu posunuzu en iyi gösterecek modele karar verip size sunuyoruz. Tabi böyle bir couture hizmetin bedeli de takdir edersiniz ki çok düşük olmuyor. Fakat bir de hazır giyim koleksiyonumuz ile bizi takip eden insanlara hizmet veriyoruz. Couture hizmet alamayan fakat Tanju Babacan imzalı bir bluzum, eteğim, kemerim vs. olsun diyenlere de hitap etmek amacıyla hazır giyim koleksiyonumuzla hizmet veriyoruz. İlkindeki zirvedeki fiyat aralığından ikincisinde daha aşağılara inmiş oluyoruz.

Şu anda ekranlarda çok fazla moda yarışma programları var. Bu programlardan mutlaka teklif almışsınızdır. Neden sizi görmüyoruz bu tür TV yapımlarında?

Show TV’den teklif aldım. Ancak tüm kanallar adına şunu söyleyebilirim, bu tarz programlardaki jürinin her biri benim arkadaşımdır, çoğuyla çok iyi görüşürüm fakat ben bu programlara ne jüri ne konuk olarak katılırım. Çünkü bana göre yarışma adı altında modayla alakası olmayan şov programları bunlar ve ben işimin entelektüeli olma yolundayım. İlgi görmek, sokakta imza dağıtmak gibi bir amacım yok.

İlgi demişken, kırmızı sakalınız nedeniyle siz zaten sokakta yeteri kadar ilgi görüyorsunuzdur. Sahi kırmızı sakal fikri nereden çıktı? Ne kadar sıklıkla boyuyorsunuz?

Evet beni şirin babanın amcasının oğlu sanıp sakalımı çeken çocuklar bile var. İbadete başladıktan sonra sakal bırakmaya başladım. Sakalım uzadıkça ilk tepki annemden geldi. Oğlum sen hucu mu oldun diye telaşa kapıldı. Bunun üzerine sakalımı kırmızıya boyadım. Umre’ye giderken kırmızı renk orada sorun olmasın diye kendi doğal rengine bıraktım. Fakat orada bazı erkeklerin beyaz sakallarına kına yakınca farklı kırmızı tonlarda gezdiklerini görünce çok şaşırdım. Çekim ya da özel bir program olmadığı sürece haftada bir boyuyorum.

IMG_0012 (2)

Son olarak okuyucularımız için bir kadının gardırobunda mutlaka bulunması gereken beş parçayı sayar mısınız?

Bir cenaze, bir iş toplantısı için her zaman hazır bulunması gereken, siyah ya da lacivert bir döpiyes olmalı. Etek-ceket ya da pantolon-ceket olabilir. İkincisi daha 70’ler tadında göğüs pensli düz şık bir elbise. Mutlaka bir inci kolyesi ve bir tane mücevheri olmalı kadının. Kadına mücevher çok yakışıyor, mücevher sahibi olmak için kendini parçalamasın ama olursa fena olmaz. Şık bir kaşmir manto da dolapta bulunmalı.

 

Efendim siz yazıyı okuyup bitirdiniz. Biz sohbeti bitirdiğimizde Tanju Babacan babaannesinden kalan akordiyonla bana bir müzik ziyafeti çekti, şimdi bu görüntülerle sizi baş başa bırakıyorum. Çok merak edilen, hakkında çok değişik yorumlar yapılan Tanju Babacan’a bu keyifli ve samimi sohbet için çok teşekkür ederim. Bana pudra rengi kıyafetlerin çok yakışacağını söyledi, ben şimdi pudra renkleriyle buluşmaya gidiyorum sevgili okur.

Red Beard markasını instagramda REDBEARDRTW olarak takip edebilirsiniz.

www.tanjubabacan.com şu an yenileniyor biraz sabır.

Video için

15 Comments

  • Reply esin 19 Ocak 2015 at 13:18

    cok keyifli bir yazi olmus. bende kirmizi sakalin hikayesini merak ediyordum ogrenmis oldum sayende…

    • Reply Özgür Belgin 19 Ocak 2015 at 13:45

      Banu’cuğum; Yine senin sayende; Tanju Babacan’ı tanıma fırsatı buldum..Her ayrı bir başarılı insan hikayesinde nedense kendimi buluyorum..İçimizde ayrıntı olarak kalan hikayeler;farklı kişiler;farklı mekanlar;farklı yaşanmışlıklarla;farklı başarılarla buluşuyor..YOLUNUZ AÇIK OLSUN..Sevgilerimle mutlu ve başarılı günler dilerim..

      • Reply Banut 19 Ocak 2015 at 15:51

        Her yeni insan her yeni olay bize bir şeyler katıyor değil mi? Hepimizin yolu açık olsun

    • Reply Banut 19 Ocak 2015 at 15:51

      Esin’cim çok farklı değil mi kırmızı sakalıyla Tanju?

  • Reply Senem 19 Ocak 2015 at 15:12

    Çok beğendim, keyifle okudum.İşini bu kadar ciddi yapan insanlara ihtiyacımız var gerçekten de…

    • Reply Banut 19 Ocak 2015 at 15:52

      Canım Senem , herkes işini en iyi şekilde yapsa bu ülke çok daha yaşanılası olacak

  • Reply Aysin 19 Ocak 2015 at 17:22

    Banu’ cum sayende Tanju Babacan kimdir, hayata bakışı ve yaşam felsefesi nedir i çok iyi anladım. Ben medyadaki insanların arka bahçelerini hep merak eden birisiyim, bu röportajda tam bunun yansıması olmuş…Yani çok güzel olmuş, tebrikler…

    • Reply Banut 19 Ocak 2015 at 21:20

      Canım çok teşekkür ederim, ta Amerika’dan okudun

      • Reply ayşin 20 Ocak 2015 at 01:50

        Ben arkadaşımı her yerden takip ederim, hele ki başarılarını görmek beni mutlu ediyorsa

  • Reply Renan 19 Ocak 2015 at 20:40

    Bayılıyorum başarı hikayelerine. Nefis yazmışsın sen de Banu’cum. Teşekkürler

    • Reply Banut 19 Ocak 2015 at 21:20

      Ben de çok keyif aldım sohbetten

  • Reply mavianne 23 Ocak 2015 at 17:09

    Çok beğendim Banucuğum,
    Harika bir röportaj olmuş
    emeğine sağlık

    • Reply Banut 25 Ocak 2015 at 11:04

      Çok teşekkürler canım

  • Reply havva 30 Ocak 2015 at 20:30

    :) bir zamanlar hayatımda olan birini böyle başarılı görmek beni çok mutlu etti.Hayat derken taaa çocukluğumdaki hemende aaa demeyin :) Tanju yu sizlerden çok önce tanıdım.. o çocukkende şık giyinirdi ve çok güzel kokardı..

  • Reply Tanju Babacan ve Tereddüt - Banu'nun Dünyası 22 Mayıs 2017 at 07:01

    […] allı pullu payetli elbiseler, ışıl ışıl renkler…Neyse röportajı çok merak ederseniz BURAYA tıklayınız […]

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com