Marmara Ne İçsek / Ne Yesek Nereye Katılsak Seyahat Yurt İçi

Saffet Emre Tonguç İle Cihangir Çukurcuma

26 Ekim 2015

Bir şehri tanımanın en güzel yolu ara sokaklarında kaybolmak deriz hep ama yaşadığı şehrin ara sokaklarında kaç kişi kayboluyor, bunun için fırsat yaratabiliyor? Kaç kişi her gün önünden geçtiği çeşmenin ya da caminin hikayesini biliyor? Şahsen ben Taksim adının nereden geldiğini, Tomtom Gardens diye bir yerin varlığını bugüne kadar bilmiyordum bir gezgin ruh olarak.

Yurtdışına gitmeden önce gezip göreceğimiz yerleri önceden çalışıp not alan biri olarak ülkemde, şehrimde bunu profesyonel kişilerden destek alarak gerçekleştirmeyi tercih ediyorum. Bunun için de İstanbul turlarını kaçırmadığım kişi Saffet Emre Tonguç. Daha önce Kapalıçarşı, Fener-Balat ve Boğaz-Yalılar turlarına katılmış, detaylarıyla yazmıştım hatırlarsanız. Geçtiğimiz günlerde de Saffet’in Sacred7Travel ile yaptığı Cihangir-Çukurcuma turuna katılma fırsatım oldu. Sacred7Travel’ı gerek sosyal medyadan gerekse arkadaş çevremden olumlu olarak çok duyuyordum. Gerçekten de övgüyü hak eden bir seyahat şirketi olduğunu onlarla bir gün geçirince onayladım. Baştan sona en titiz şekilde hazırlanmış, aynı şekilde en eğlenceli ve en misafirperver şekilde gerçekleştirdikleri turu bir de benden dinlemeye hazır mısın sevgili okur?

Sacred7Travel kurucularından Ayşe Kaynarcalı ve Saffet Emre Tonguç ile

Sacred7Travel kurucularından Ayşe Kaynarcalı ve Saffet Emre Tonguç ile

İstanbul’un korkunç yağmur ve sabah trafiği ile boğuşurken, medeniyetler beşiği kentin kim bilir ne güzel bölgelerini gezeceğim diye kendimi avutsam da on beş dakikalık rötarla tura başladım. Hiç sevmediğim şey, geç kalmak!

Aya Triada Kilisesi

İlk durak olan Aya Triada Kilisesi’nin içinde kilisenin tarihini anlatmaya yeni başlamıştı rehberimiz. Bu arada Saffet Emre Tonguç ile gezmenin ayrıcalıklı yanı kendi başınıza giremeyeceğiniz pek çok yere onun önceden aldığı özel izinle girebiliyorsunuz. Burası da onlardan biri. Ortadoks mezhebine ait Aya Triada Kilisesi üç kutsal ruha adanmış; Allah, Kutsal Ruh, Hazreti İsa. Kilise içinde beni en çok etkileyenlerden biri 6-7 Eylül olaylarında hasar görmüş tablolar oldu. Her biri o anları gözümde canlandı diyebilirim. Yine Saffet ile gezdiğinizde kulaklık sistemi olduğundan siz uzakta olsanız, otururken arkada kalsanız bile hiç sorun yaşamıyorsunuz. Herkes eşit olarak duyuyor. Bu arada Aya Triada Kilisesi, İstiklal Caddesi’ne girince soldaki ilk sokağın içinde bulunuyor. Burger King’in arkasındaki görkemli yapı.

Voskoperan Kilisesi

Aya Triada’dan çıkıp İstiklal Caddesi’ne yürüyüp tam karşıya geçince ikinci durağımız bu kez Katolik mezhebine ait Voskoperan Kilisesi oldu. Yine özel izinle girdiğimiz bu kilise diğerine göre daha mütevazi. Voskoperan altın ağızlı Ohannes demekmiş. Ermeniler o zaman Fener Rum patriğini aziz olarak betimlemişler ve bu nedenle bu adı vermişler. Dışarıdan baktığınızda son derece sade bir bina olarak görülüyor ama kapısından içeri girdiğiniz anda adeta bir vaha sizi karşılıyor. İstanbul’daki otuz beş Ermeni kilisesinden biri olan ve Fransız Konsolosluğunun arkasındaki somon renkli bu kilisenin önünden ne kadar çok geçtiğimi düşününce şehirde görülecek ne çok tarihi eser olduğunu ve bu konuda ne kadar az şey bildiğimizi düşünmeden edemedim.

Nostaljik tramvayın son durağından geçip “burası dingonun ahırı mı” sözünün hikayesini Saffet’ten dinleyip Fransız Konsolosluğunu geçip bugün Taksim’e adını veren yere geliyoruz. Hikayeyi yazmıyorum tabii ki onun ağzından dinlemenizi öneririm bu keyifli hikayeleri. Taksim’e gelip de önünden geçmeyen yoktur bu kubbeli yapının. Yıllarca kapalı olan bina bugün iletişim noktası olarak kullanılıyor ve yerli yabancı turistler buradan bilgi alabiliyor. İçinde Türk kolonyasından şekere kadar her türlü ikramın bulunduğu bu şirin yapının adı Maksem.

MaksenTaksimin anlamı dağıtım demek malum, işte bu bölgeye adını veren su taksimi burada yapılırmış eskiden. 1.Mahmut tarafından yaptırılan bu suyolunun şehre dağıtıldığı yer olan Taksim Maksemi, sekiz köşeli, küfeki taşından bir gövdeye ve piramit şeklinde, sekiz köşeli bir çatıya sahip. Su sesi en iyi izolasyon malzemesi olduğundan eskiden sultanlar burada toplantılarını yaparlarmış dışarıdan duyulmamak için. Yolunuz düşerse mutlaka içeri girin ve görevliden dinleyin buranın hikayesini.

Cihangir Susam SokakSıraselviler Caddesi boyunca yürüyerek devam ettiğimiz turumuzda Romanya ve Belçika Konsolosluğunun ardından bugün çok az öğrencisi bulunan okullardan Özel Zapyon Rum Lisesi, St.Pulcherie Fransız Lisesini geçerek Cihangir’e doğru ilerliyoruz. Bir yandan şık kafelerin bulunduğu caddelerde bir yandan kötü restorasyon örnekleriyle karşılaşmak bu şehirde alışageldiğimiz şeylerden. Çakma sütun, pimapen ve klimalara boğulmuş, iyi tasarımdan nasibini almamış binalar, terkedilmiş tarihi eserler, resmen küsmüş binalar… Hepsi bir arada insanın içini acıtıyor. Kentrikon ya da diğer adıyla Merkez Rum Okulu da bunlardan biri. Tepeden tarihi yarımada manzarasına hakim bina bugün metruk bir halde maalesef.

Kafelerin, restoranların bulunduğu Cihangir adını nereden almış hiç duydunuz mu? Kanuni Sultan Süleyman erken yaşta kaybettiği oğlu Cihangir için çok sevdiği bu yere bir camii yaptır ve adına da Cihangir Camii der. Daha sonra yerleşim yeri haline gelen bu bölge Cihangir diye anılır. Tam bir mahalle kültürünün yaşandığı Cihangir’in ara sokaklarından görülen deniz manzarası, sokak aralarındaki film platosunu andıran doğal mekanlar muhteşem. IMG_0836Cihangir Manavı’nın rengarenk görüntüsü çocukluğumuzun bakkallarının burada hala korunması semti bana daha çok sevdirdi diyebilirim. Cihangir’in ara sokaklarında gezerken pek çok eskiciye rastlıyorsunuz. Bunlara antikacı demek çok doğru değil diyor rehberimiz çünkü azınlıkların gitmesiyle antikacılığın bittiğini söylüyor. Avrupa’dan toplayıp konteynırlara yükleyerek getirdikleri eşyaları satan mağazalar daha çok eskici tanımına uyuyor gerçekten. Cihangir ManavıSusam Sokak’taki Taray Apartmanı’nın Orhan Pamuk’un bir dönem kitaplarını yazdığı yer olduğunu öğrenip Melisa Sözen’in rol aldığı Bıçak Sırt dizisinde yaşadığı ev olan Sadık Paşa Konağı’nın zincirle kilitli olan kapısı ve hüzünlü dış cephesini görüp yolumuza devam ediyoruz.

Sadık Paşa Konağı

Cihangir’in en sevimli dükkanlarından biri olan Küçük Kurabiye Dükkanı önündeki iki masası dört sandalyesi ile içine bakmadan geçemeyeceğiniz yerlerden. Akarsu caddesindeki Orhan Kemal Müzesi, Firuzağa Camisinden sonra Adile Naşit Münir Özkul’un oynadığı hafızalardan silinmeyen Neşeli Günler filmindeki turşucunun içinde alıyoruz soluğu. Firuzağa’dan Çukurcuma’ya inerken köşede bulunan Asri Turşucu o meşhur “sirke mi limon mu” diyalogunun geçtiği mekan. Sacred7travel’ın ikramı olan turşuların tadı hala damağımda.

Asri TurşucuSolda Ağa Hamamı sağda DeForm Müzik’i geçip öğle yemeğimizi yiyeceğimiz Corinne Otel’e doğru ilerledik. Adını Çukurcuma’da yaşamış, Atatürk’e hayran ve milli mücadeleye destek vermiş opera sanatçısı Madam Corinne’den alan otel Mimar Kemaleddin imzasını taşıyor. Otelin altındaki Corinne Brasserie şehrin içinde ama şehirden bir o kadar uzak bir mekan olmuş. Közlenmiş patlıcan çorbasını deneyebilirsiniz.

IMG_0839

Çok güzel evlerin, antikacıların ve tasarım atölyelerinin bulunduğu adını İtalyan eczacı Faik Bey’den alan Faik Paşa Caddesi boyunca yürürken Zenovitch Apartmanı beni büyüleyen binalardan oldu bu gezi boyunca. Bugün The House Hotel olarak hizmet veren binanın gerçek adı hala üzerinde yazılı ve eski İstanbul filmlerinden çıkmış gibi gelen geçeni selamlıyor.IMG_0844 (1)
En kısa zamanda içini gezmek üzere notumu alıp daha önce gezdiğim Masumiyet Müzesi’ne doğru ilerliyoruz. İrfan Yavru Dükkanı, Ahmet Ertuğ Atölyesi, Çukurcuma Camii duraklarımızdan sonra müzenin önünde biraz soluklanıyoruz. Bu turda müze ziyareti yok ama ben önce Masumiyet Müzesi’ni okuyup sonra bu müzeyi geniş bir zaman diliminde gezmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Her bir sayfayı yaşıyor, romanda anlatılan karakterlerin kullandıkları eşyaları tek tek görüyorsunuz. Saffet’in turlarında mutlaka tanıdık birileriyle karşılaşırım. Bu kez de birbirimizi sosyal medya sayesinde tanıdığımız, kitap önerilerinde bulunduğumuz Selen Yalvaç ile yüz yüze tanışma fırsatım oldu. İki kitap kurdu olarak müzenin önünde selfiesiz olmaz dedik doğal olarak.

IMG_0851

IMG_0877Öğle yemeğinden sonra bize katılan ve turun sonuna kadar bize eşlik eden sokak köpeği ile beraber Cezayir Sokak’ın önünden ilerleyip Tomtom Camisinin oradan eskiden mezbelelik yer olan ve bugün Tomtom Gardens adıyla harika bir proje haline gelmiş binaları şaşkınlık ve hayranlıkla geziyoruz.

IMG_0857

Önce

Tomtom Sokağı

Şimdi

Bir zamanlar şehrin üst sınıfının ikamet ettiği, pek çok değerli yapıya, binlerce hatıraya ev sahipliği yapan Tomtom Mahallesi bir dönem evsizlerin yaşadığı, metruk, bakımsız bir yer iken bugün hayata geçirilen proje ile yeniden eski görkemli günlerini yaşamaya hazır. Beyoğlu’nun kalabalığından, keşmekeşinden kurtulup kendinizi bir açıkhava müzesinde sanacağınız Tomtom Kaptan Sokak ‘ta İtalyan Lisesi, Venedik Sarayı sizi adeta bir Avrupa şehrinde hissettirecek. Tomtom Suits’in en üst katındaki Nicole Restoran’da şehrin nezih mekanlarından. Kapitülasyon MahkemesiSokağın sonundaki üç katlı sarıya boyalı Kapitülasyon Mahkemesi hala eski günleri yaşatırcasına Kanun-Adalet-Güç yazıları ile sizi karşılıyor. Tomtom Sokakta mahkemenin yanındaki yokuştan yukarı çıkınca beş dakikada İstiklal Caddesi ya da Galata’ya aşağı yürüyerek de Karaköy’e ulaşabilirsiniz. Tomtom Sokak’taki Şakir Apartmanı’nda gezdiğimiz örnek daire Fransa’da bir arkadaşımın evinden gördüğüm manzaradan farksızdı doğrusu. Tomtom gardensŞehrin bana göre en renkli semtinde turumuza devam ederken Tomtom Camisinin biraz ilerisinde Saint Joseph Fransız Yetimhanesi bulunuyor. Bugün yetimhane kimliği olmayan yapı rehberimizin anlattığına göre uzun zaman kartonpiyerciler ve marangozlar tarafından kullanılmış. Eğer Peymane adlı pizzacıya girer buranın bahçesinde oturursanız yetimhanenin muhteşem bahçesini görebilirsiniz.

Fransız Yetimhanesi
Bir bahçeden başka bir bahçeye geldik turumuzun sonunda. İstanbul değil ülkenin en güzel döşenmiş evlerinden biri. Aslı Tunca’nın zevkini, duyarlılığını, doluluğunu yansıtan bu ev dört odalı bir butik otel olarak kullanılıyor. Hazz adı verilen bu evde toplantı, yaş günü gibi etkinlikler de yapılıyor. HazzNuru ziya sokak 34 numarada bulunan 4 katlı bu bina araya sıkışmış, dışarıdan son derece sıradan küçük gibi görünüyor ama içeri girdiğiniz anda nefesiniz kesiliyor. Bahçesinin güzelliği bir odasından görülen tarihi yarımada manzarası, Fransız Sarayı’nın bahçesi sizi bu dünyadan alıp başka bir yerlere götürüyor. Hazz BahçeHazz OtelTur programında bu ziyaret yok aslında yani giderseniz vay efendim biz görmedik demeyin. Tura katılanlardan Deniz Yıldız’ın arkadaşıymış Aslı Tunca, bu sayede bizi konuk etti sağ olsun. Aklımda Hazz, Tomtom Gardens ile gerçeklerin farkına vardım ve saatin epey ilerlediğini görüp turdan ayrıldım, okuldan gelen kızıma yetişmek için. Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Camii ile programın biteceğini duyunca turun sonuna gelindiği de belli olmuştu. Tophane tramvay durağının tam karşısındaki caminin içine hiç girmesem de önünden sürekli geçmişimdir.

Pek çok dine, pek çok dile, pek çok kültüre ev sahipliği yapan İstanbul’u bir gün turist olarak gezmeyi düşünürseniz Taksim’den başlayıp Sıraselviler ile devam eden Cihangir’den Çukurcuma’ya doğru ilerleyip Tophane’de son bulan bu rotayı takip edebilirsiniz. Saffet Emre Tonguç ‘a özel anlatım, ona özel imkanlar, onun güncel dedikodularıyla gezmek, televizyondaki programının adı gibi PAHA BİÇİLMEZ.

IMG_0824

Bölgedeki yeme içme mekanlarından önerilerim;

Özkonak Esnaf Lokantası
Çukurcuma 49 – Pizza
Peymane
Küçük Kurabiye Dükkanı

Çukurcuma’da Bahar
Corinne Brasserie

2 Comments

  • Reply deniz 23 Mayıs 2017 at 15:30

    merhaba, toplu fotoğraf çekildiğiniz yer, yazıda bahsettiğiniz yerlerden hangisi oluyor hatırlıyor musunuz?
    teşekkürler

    • Reply Banut 23 Mayıs 2017 at 16:59

      Sokağın adını tam hatırlayamadım ama Cihangir camisine çok yakındı

    Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com