Yunanistan Yurt Dışı

>SELANİK VE HALKİDİKİ YARIMADASI

27 Ağustos 2010

>

Kavala’dan çıkıp öğle sonrası Selanik’e geldiğimizde şehrin merkezinde kalacağımız Mediterranean Otelini bulmamız hiç de zor olmadı. Selanik o kadar düzenli bir şehir ki her yere çok rahat ulaşabiliyorsunuz. Zaten düzeni dışında herşeyi ile Türkiye’ye benziyor özellikle de İzmir’e. Selanik sahilinde Beyaz Kule’ye doğru yürürken kendinizi İzmir Kordonboyu’nda yürüyor hissediyorsunuz. Otelimiz ünlü Aristoteleus Meydanına birkaç yüz metre mesafede olduğundan ve şehri gezmek için de geç bir saat olduğundan önce ünlü Tsimiski caddesinde alışveriş yapmak daha sonra da meydanın çevresine sıralanmış şık kafelerde birşeyler içmek bize cazip geldi. Aristoteleus Meydanı bizim İstiklal caddesi gibi çok ünlü ve çok merkezi. Güvercinleri, sokak satıcıları, simitçisi ile her ne kadar ayrı ülkeler olsak da aynı kalpleri taşıdığımızın bir göstergesi. Akşam Yemeği öncesi, Beyaz Kulenin önünden kalkan “Thessaloniki on the go” yani Selanik şehir turu yapan otobüse bindik ki, şehrin önemli tarihi eselerinin yerini, dar sokaklarını, Atamızın evini ve Türk konsolosluğunu görme şansımız oldu.
Selanik’in ortasından geçen Egnatia Caddesi tam anlamıyla şehri tam anlamıyla ikiye bölüyor: Yukarı ve Aşağı Selanik. Yukarı Selanik eski şehir yani kalenin de olduğu, geleneksel tavernaların, eski evlerin bulunduğu, aşağı Selanik ise daha turistik, meydanların , alışveriş caddelerinin, kordonboyunun bulunduğu daha modern şehir. Kaleye çıkıp Termaikos Körfezi ve tüm kente bakarken eski şehirden yeni şehri çok daha iyi gözlemleyebiliyorsunuz. Selanikte yolda yürürken Roma, Bizans, Osmanlı ve Helen mimarisinden örneklerle sık sık karşılaşabiliyorsunuz. Agia Sofia yani bizim Ayasofyanın küçük bir örneği de hemen şehrin merkezinde. Heryerde bir arkeoloji kazı çalışması var bir de buna metro kazısı eklenince Selanikte bayağı bir trafik sorunu var bu arada.
Şehrin doğu tarafında eskiden Yahudi mezarlığı varmış. Şimdi 95 bin öğrencinin okuduğu ve ülkenin en büyük üniversitesi Aristotelaus bulunuyor. Atatürk’ün doğduğu evden sonra beni en çok etkileyen eser, Agios Dimitrios kilisesi oldu ki, İstanbul için Ayasofya ne ise, Selanik için de burası öyle. Aziz Dimitrios zengin bir ailenin çocuğu olarak 260 yılında Selanikte dünyaya gelmiş ve Selanik şehrinin koruyucusu olarak düşünülüyor. Kilisenin birkaç metre ilerisinde işte günlerdir beklediğim anı yaşıyordum. Yılllar yılı kitaplarda, dergilerde okuduğum ATATÜRK 1881 YILINDA SELANİKTE DOĞDU yazısının hemen altında yer alan pembe evin önündeydim. İşte Atam bu evde doğmuştu ve ben o evin içindeydim. Anlatılamaz bir duyguyudu yaşadığım, o eve girince sanki Atatürk içeriden çıkacakmış gibi hissettim. Günlerdir başka bir ülkede gezen ben o eve girince kendimi yurdumda hissettim. Herkes tanıdıktı, annesi Zübeyde Hanım güleryüzüyle karşılıyordu bizi, Atamın eşyaları her yerde, babası sert bakışıyla bize bakıyordu. İşte Atatürk bu mistik odada doğmuştu. Atatürk’ün evi bugünkü Selanik’in Aya Dimitriya mahallesinde ve Apostolu Pavlu caddesi üzerinde 75 numarada. Bitişiğinde Türk Konsolosluğu var.Duru’nun daha ilkokula başlamadan buraları görmesi bu duyguyu yaşaması eminim okula başladığında ona çok daha başka şeyler katacak. Ne Mutlu Türküm Diyene Atam, nur içinde yat. Seni çok sevdiğimi biliyordum ama bu kadar çok sevdiğimi daha iyi anladım bu gezi ile.
Arabayla yurtdışına çıkmanın en büyük lüksü istediğin uzaklıktaki yere çok daha rahat ve konforlu gidebilmen. Biz de Atamızı ziyaretten sonra arabayla Halkidiki Yarımadasını gezmek üzere çıktık yola. İlk durağımız yol üstündeki New Muadania oldu evet evet Yeni Mudanya. Burası dediğim gibi tam bir Türkiye aslında, Yeni Mudanyadan sonra gelen yerleşim yerinin adı da Yeni Tire. Mudanyada yine klasik olarak taze balıklarımızı yedik ve Halkidiki yoluna devam ettik. Halkidiki Yunanistan’ ın ikinci büyük şehri Selanik ili ile sınırlarını paylaşmakta olan üç uzantısı bulunan bir yarımada. Çam ormanları ile kaplı yollardan görünen masmavi deniz, yol boyu karşılaşılan şirin köyler, yarımadanın en güzel tarafları. Biz de yol üzerinde kısa bir mola için durakladığımız harika deniz keyfi yaparak yarımadanın keyfini çıkarmaya başladık. Son durağımızı Marmara ise hakikaten denizi ile muhteşemdi diyebilirim. Uzun ama keyifli yeşil-mavi karışımı bir geziden sonra Kalenin eteklerinde ışıklar içinde Selaniki seyrederek ve Hüsrev Hatemi’nin Selanik Şarkısını anarak günü bitirdik.
Eski duyarlıkları özleme hiç,
Aramak boşuna, yok onlar…
Giriş kapısı yıllardır çivili,
Kırık camlı otelde olmalılar;
Çünkü onlar da Selânik’deMetrûk bir otelde öldü.
Vardar kapısı mıydı ey kalbim,
Yoksa Egnatia caddesi miydi?
Günlerimiz zaman çeşmesinden,
Akarak tükendi bitti;
Beyaz kuleler ömrümüzde ender…
Ve güvercinlerdir ki sevinçler,
Muttasıl kaçarlar bizden.
Ah Namıka Hanım, bilmem kimdiniz.
Bana mümkünse söyleseniz…
Neden bu Hüzün Bedesteni?
Bir de nedendir ki sevinçler,
Hep terkederler beni.

2 Comments

  • Reply Anonymous 30 Ekim 2010 at 20:43

    >Sevgili Lacivert,
    Şu anda Selanik, Xanthi, Fanari, Komotini, Aleksandropolis turunu gerçekleştiriyoruz. "Kaçırdığımız birşeyler var mı" diye araştırken, anılarını yakaladık. Çok güzeller… Herşey harika anlatılmış. Bizim bir fazla yaşadığımız, Mehmet Ali Paşa Konağı'nın ve kilisenin tam karşısındaki bar/kahvede, harika bir Kavala manzarası eşliğinde harika bir kahve içmek oldu. Herkese yararlı olacaktır. Teşekkürler,

  • Reply Anonymous 30 Ekim 2010 at 20:43

    >Sevgili Lacivert,
    Şu anda Selanik, Xanthi, Fanari, Komotini, Aleksandropolis turunu gerçekleştiriyoruz. "Kaçırdığımız birşeyler var mı" diye araştırken, anılarını yakaladık. Çok güzeller… Herşey harika anlatılmış. Bizim bir fazla yaşadığımız, Mehmet Ali Paşa Konağı'nın ve kilisenin tam karşısındaki bar/kahvede, harika bir Kavala manzarası eşliğinde harika bir kahve içmek oldu. Herkese yararlı olacaktır. Teşekkürler,

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com