Kanada

Toronto Günlüğü 1

23 Ocak 2017

Ülkemden ilk defa bu kadar üzgün ve duygusal ayrıldım diyebilirim. Anne kız yaptığımız belki de otuzuncu seyahat bu fakat Toronto için Erkan’ı geride bize el sallarken bırakmak o kadar zor geldi ki…15 Temmuz’dan sonra oldu bana olanlar, onu biliyorum. Ne zaman geride bıraktıklarımı düşünerek çıkıyorum yurt dışına işte o zaman kalbim bir başka atıyor. Buna panik atak mı deniyor acaba?

Yaklaşık on saat süren İstanbul – Toronto uçuşunda gözümü kırpmadım. Zülfü Livaneli’nin son kitabı Huzursuzluk’a uçakta başlayıp uçakta bitirdim. Meryl Streep’in son filmi Florence Foster Jenkins ve Crown For Christmas adlı filmden sonra zaten inişe geçmiştik.

Uçaktan inip pasaport kontrolünden geçiş süremiz en fazla on beş dakika sürünce her şey böyle çabuk ve kolay olacak sanırken erken umutlanmışım. Bavulların çıkması neredeyse bir saat sürdü. Beklemekten de, valizlerin çıkış noktasına gözümü dikip ha çıktı çıkacak diye odaklanmaktan da aşırı sıkıldım. Meğer Toronto Pearson Uluslararası Havalimanı bu konuda ünlüymüş yani bavulların uzun sürede alınması konusunda.

Havalimanından araçla alınıp gideceğiniz/kalacağınız yere kolayca varmak kadar güzeli yok. Hele ki kendinizi eviniz kadar  rahat hissedeceğiniz bir yerde konaklayacaksanız. Gelir gelmez uyumadık ki fazla jetlag olmayalım. Ne olursa olsun ilk günümüz biraz yerde mi gökte mi olduğumuzu idrak etmekte zorlanarak geçti.

Buna rağmen göl kenarı yürüyüşü, sosyal medya dostluğunun bir meyvesi Esra ile buluşma ve akşam kahvesini eski dostlarla paylaşma günümüzün takdire şayan etkinlikleriydi. Hiç de fena değil di mi?

Hava çok soğuk değil, İstanbul gibi neredeyse. Mesela sabah yedi dereceydi. Kış olduğu için ağaçlar çıplak. Yeniyıl ışıklandırmaları hala bazı evlerde devam. Her yerde sincaplar. Ontario Gölü çok büyük, göl demeye bin şahit gerek. Pazar olmasına rağmen -belki kaldığımız bölgenin göl kenarında olması etken – sokaklar ıssız değil. Herkes evinde ara sokaklar ıssız ama huzurlu görünüyor. Şu an yabancı mıyım evet, kendimi çok uzaklarda bir yerlerde bir nokta gibi hissediyor muyum, evet. Şimdiden evimi, kocamı, annemi babamı, kardeşlerimi, arkadaşlarımı özledim mi evet. Buradaki sakinlik ve yavaşlık güzel mi evet. Bugün gördüğüm parklar, göl, okul bahçeleri güzel mi evet. Medeni bir şekilde arabaya binmek, beklemek güzel mi evet. Kafa karışık mı çokkkk evet.

Bakalım kahramanlarımız Duru ve Banu’yu ilerleyen günlerde neler bekliyor?

8 Comments

  • Reply elif 23 Ocak 2017 at 09:51

    Banu hanım sadece gezi mi? Yerleşme planı mı var?

    • Reply Banut 23 Ocak 2017 at 17:07

      Şu anda öyle bir kararımız yok sadece gezmeye geldik ama okullara da bakmadan edemiyoruz

  • Reply Julide 23 Ocak 2017 at 11:07

    Canım ona panikatak değil hüzün diyorum ben herşeyin üstesinden geleceksin emin ol biraz sabır cesaret herşeyi çözecek umarım gönlünüzce olur biz burada haber bekliyor olacagız ve ikinizi de çok seviyoruz

    • Reply Banut 23 Ocak 2017 at 17:08

      ahhh ahhhh

  • Reply esin 23 Ocak 2017 at 11:53

    valla sabirsizlikla butun Kanada maceranizi bekliyoruz canim…tum detaylarinla :)))) ve iki sevdigim arkadasim ayni karede ne guzel ya…

    • Reply Banut 23 Ocak 2017 at 17:08

      Elimden geldiğince paylaşmaya çalışacağım canım. Esra ile buluşmak çok güzeldi

  • Reply Mehmet Ortaç 24 Ocak 2017 at 11:11

    Son zamanlarda ülkeyi terk etmeye hazırlanan birçok beyaz yakalı için faydalı bir yazı. Sanırım sizde de benzer bir düşünce var gibi :-)

  • Reply ŞENAY KIRMAN 27 Ocak 2017 at 08:43

    İzlenimlerinizi, yorum ve görüşlerinizi paylaşmanızı sabırsızlıkla bekliyoruz. Belki bize de yol-yordam gösterir, bir fikir verir.

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com