Kanada'dan Bildiriyorum Röportaj

Toronto, Kitaplık Ankara ve Sevim Önen

14 Aralık 2017

Toronto, Kitaplık Ankara kurucularından Sevim Önen, hayatı belgesellere konu olacak bir Cumhuriyet kadını. Türkiye’de Fransız Dili ve Edebiyatı, Amerika’da Amerikan Edebiyatı, Kanada’da York Üniversitesi Güzel Sanatlar okumuş, pek çok kursa katılmış, iki çocuk yetiştirmiş, kütüphane kurmuş, sergiler açmış Türkiye’yi dünyaya tanıtmış ve hala tanıtmaya devam eden 93 yaşındaki  Sevim Önen. Sadece kitap konuşacağız diye gittiğim Kitaplık Ankara’da hasretlik, sanat, edebiyat, insana dair ne varsa konuştuk. Kitaplık Ankara’nın kurucusu yazdığımda, “kurucularından yaz, ben tek başıma yapmadım” diyecek kadar adil, “ne olur beni övme, utanıyorum, ben abartılacak şeyler yapmadım, diyecek kadar mütevazi bir kadın O. Oysa, bir yazıyla değil kitapla anlatmak isterdim onu.

Fotoğraf: Nergis Kırcalıoğlu

Kendini bildi bileli gönüllü çalışıyor Sevim Önen. İlk olarak Ankara’da Türk El Sanatlarını Tanıtma Derneği ile başlamış sosyal sorumluluk projeleri. Beni almaktan çok vermek mutlu ediyor sözünü bizzat hayatında örnekleriyle gösteren Sevim Hanım, kütüphaneden çıkarken kızım Duru için birkaç Türkçe dergi vermeyi de ihmal etmedi.

Kanada’ya 1960 yılında gelirler, fakat ondan önce Amerika maceraları var ki belki de gelecekteki hayatlarını belirleyen en önemli deneyim olur Önen çifti için. Özellikle de Türkiye’ye döndüklerinde kocası Nüzhet Bey’in yaşadığı bir olay ona çok dokunacak ve artık ok yaydan çıkacaktır.

Amerika

Nüzhet Bey, Orman Genel Müdürlüğü’nün bursuyla Amerika’ya gider, inşaat mühendisliği okumak için. Sevim Hanım ise o dönem ancak öğrenci vizesi alarak eşiyle gidebilir ve Newyork’ta o da çalışır. Beş yıl kaldıkları Amerika’dan anne, baba adayı olarak Türkiye’ye dönerler  Sevim Hanım ve Nüzhet Bey. Hatta Amerikalı doktoru çok şaşırır çocuğunu orada doğurmadığına. Sevim Hanım “ülkemi çok özlüyordum, bir dakika bile düşünmedim orada doğurmayı” diye ekledi tam bu sırada.

Türkiye’ye döndüklerinde Nüzhet Bey’in Orman Genel Müdürlüğü için Anadolu’da gitmediği yer, çalışmadığı alan kalmaz. Bilgilerini, deneyimlerini yeteri kadar aktardığına inanır ve sekizinci yılında müsaadeli olarak ayrılır görevinden. Amerika’da biriktirdikleri para da yavaş yavaş bitmeye başlamış ve yeniden iş arayışları başlamıştır. O dönem Türkiye’de yeni kurulan suni tahta fabrikalarından birinde başkan olan bir arkadaşının teklifiyle çalışmaya başlayan Nüzhet Bey, buradaki işini çok sever. Devlet tarafından bir mühendis grubu olarak Avrupa’ya, hangi firmalara fabrika yaptırabileceklerini araştırmaya gönderilirler. Döndüklerinde hazırladıkları çok detaylı raporu ilgili bakanlığa sunarlar ama o dönemin bakanı, kesinlikle onların onaylamadığı İsveç firmasına işi vermek ister. Bu firma batmanın eşiğinde olan, son derece yanlış bir seçimdir. Önce kararında direnen başkan işten çıkarılır, sonrasında da- dövizin en kıt olduğu yıllarda böyle bir peşin paranın verilmesine asla onay vermeyen Maliye Bakanlığı ile aynı görüşte olmasına rağmen – Nüzhet Bey çıkarılır. İşte bu davranış ona çok dokunur. Yurtdışında burs ile okuyan, bilgi, deneyim kazanıp bunları ülkesine tekrar hizmet olarak sunmak için seve seve dönen Nüzhet Bey artık kırılmıştır. Onu yurtdışına gönderen ülkesinin döndüğünde ona kıymet vermemesini bir türlü kendine yediremez, mutsuzdur. (Bu olaydan tam 60 yıl sonra bugün hala Türkiye’de yaşanan aynı şey değil mi sizce?) Nüzhet Bey’in yolda karşılaştığı bir arkadaşı, Kanada’nın herhangi bir işe sahip olmadan da göçmen kabul ettiğini, genç mühendislere çok ihtiyacı olduğunu söyleyince hemen başvurur.

Sevim Hanım, eşiniz Türkiye’de mutsuz peki siz?

Ben halimden çok memnunum. Çocuklar ele avuca gelmiş, başta bahsettiğim dernekte gönüllü çalışıyorum, tiyatro kurslarına gidiyorum. Tiyatroya okul yıllarından beri çok büyük ilgim var. Kolejde bir piyes yazmıştım, fakültede mezuniyet için bir oyun sahneye koymuştum. Anlayacağınız kendimi bir yandan tekrar tiyatroya hazırlıyorum. Diğer yandan kocamın iş hayatındaki mutsuzluğunu görüyor, çok üzülüyorum. Sonunda, ç ok istemesem de biraz para biriktirmek için beş yıllığına Kanada’ya gitmeyi kabul ediyorum.

Sevim Hanım’ın Fransızcası da olduğu için Montreal’e gitmek istemişler önce, fakat Kanada’nın çok fakir olduğu yıllar, iş bulamamışlar orada. Toronto’da daha çok iş imkanı olduğunu öğrenince Nüzhet Bey, 1960 Mayıs ayının başında buraya gelmiş ve şehrin en büyük inşaat şirketinde işe girmiş. Talihsizlik o ki, o sırada Türkiye’de 27 Mayıs 1960 darbesi olur ve tüm vizeler iptal edilir. Ailece çok sıkıntılı günler geçirirler ve Sevim Hanım ancak öğrenci vizesi alıp sonbaharda Toronto’ya gidebilirler. (Ah bu darbeler, iptal olan vizeler, 1960’dan 2016’ya ne değişti sizce?)

Biraz Toronto’ya geldiğiniz o ilk zamanlardan bahseder misiniz?

Çocuklarım 1. Ve 3. Sınıftalar ve okuldaki yegane göçmen talebeler. Kocam sürekli çalışıyor ve çocuklar için sadece ben varım. Çalışmayı düşünmem söz konusu bile olamaz, çok yalnızız. Topu topu on iki Türk ailesi var ve hepsi bir yanda. Bir daire tutmuştuk, kocamın işine yakın. Bir sabah pencereden baktığım o anı hiç unutmuyorum. Her yer ev dolu fakat tek bir lokanta, resim galerisi, tiyatro yok. Öylece baktım, çok değişik bir ortama gelmişti. Her yer çok temizdi, güvenliydi, insanlar kibardı ama çok çok çok sıkıcıydı.

Sonraları kütüphaneleri keşfettim, vakit bulduğum her an kütüphaneye gidiyor, çok fazla kitap okuyordum. Yavaş yavaş Kanadalılarla tanışmaya başladım. Çevrem oluşmaya başladı.

Bir Türk kadını olarak sizi nasıl karşılıyorlardı?

İnanır mısınız Türkiye’yi hiç tanımıyorlardı. Arabistan ya da İran ile karıştırıyorlardı. Bu da çok ağırıma gidiyordu. Bir şeyler yapmam lazım diye düşündüm, Türkiye’yi, Türk insanını tanıtmak için. O zamanlar merkez kütüphanesi yeni açılmıştı, orada Türkiye’yi tanıtıcı sergiler açtık. Glendon Kolej’de okuyan arkadaşım vardı, onun da desteğiyle orada büyük bir resim sergisi gerçekleştirdik. Türk Kültür ve Folklor Derneği’ni kurup, gençler, yetişkinler için tiyatrolar sahneledik. Hababam Sınıfı’nı bile burada yaşattık. Kısacası Türkiye’yi tanıtmak için çok çaba harcadım. 1970’lerden sonra çok daha fazla Türk geldi ve aktiviteler çoğaldı, gönüllüler arttı.

Bu arada Kanada’da nasıl bir değişim ya da gelişim oluyordu?

Kanada çok değişmeye başladı, olumlu anlamda. Hem gelenler çok şey katıyor hem de Kanadalıların eğitim düzeyi artıyordu. Eskiden Toronto’da çiçek göremezdiniz mesela. Gelen İtalyanlar beraberlerinde çiçeklerini getirdiler. Balkonlarına sardunyalar sardırdılar, bahçelerine rengarenk çiçekler ektiler. Kanadalılar ön bahçelerini sadece çim yaparken artık çiçek ekmeye  başlamışlardı. Justin Trudeu’nun babasının rolü çok büyüktür Kanada’nın gelişmesinde. İnsan haklarını, uluslararası kültürü, anayasayı o getirdi ülkeye, burayı memleket yaptı.

Hala beş sene dolmadı mı sizin bu arada?

Beş senemiz dolmuştu, bu yaptığım şeyleri zaten beşinci seneden sonra yaptım. Nüzhet, iyi para kazanıyorum biraz daha dişimizi sıkalım” dedi. Kaldık. Çocuklar büyüdü, Nüzhet kendi işini kurdu, oldu sekiz sene. Artık bir karar vermemiz gerekiyordu. Çocuklarla Türkiye’ye gidip geliyoruz, onlar orayı, akrabalarımızı çok seviyor ama üniversiteyi Kanada’da okumak istiyorlar. Kocam işini seviyor, iyi kazanıyor. O sıralarda Türkiye’de ortalık çok karışık, üniversitede gençler siyasi sebeplerle öldürülüyor. İş yine bana düşüyordu, en doğru kararı vermeliydim. Memleket hasretinden dolayı çok üzgün olsam da ailem için burada kalmayı seçtim ve kararımızı bu yönde verdik.

Sevim Hanım, bundan sonra ne yaptı, bugünlere nasıl ve neler yaparak geldi?

Kendime yepyeni bir meslek edinmeliydim. Hep ne yapabilirim diye düşünüyordum. Dikiş diken, örgü ören, el becerileri iyi olan ve bundan zevk alan bir insandım. Çiçek kurutmaya başladım, kır çiçeklerinden kolajlar yaptım. Bir gün Gloria Vanderbilt’ın kolajlarını gördüm ve hayran kaldım, özel bir iki kurs aldım Toronto’da. Onun gibi resimler yapmalı, farklı çalışmalara imza atmalıydım. York Üniversitesi’nde programlara yazıldım ve Güzel Sanatları bitirdim. Hobi olarak başladığım kolaj çalışmaları ve resim sanatını meslek haline getirdim. 1979’dan beri kişisel ve grup sergilerine katılıyorum.

Fotoğraf: Aysan Sev’er

Size ilham veren şey nedir?

Renklerden ilham alırım. Renksiz bir dünya düşünebiliyor musunuz? Ağaçlardan ilham alırım. Hayat ağacım ve boncuktan yaptığım bir ağacım var.

Peki gelelim, Ankara Kitaplığı’na, nereden geldi aklınıza kütüphane fikri?

Nüzhet de ben de kitap okumayı çok seviyorduk ama kütüphane fikri hiç aklımızda yoktu. Ben yemeksiz yaşarım ama kitapsız yaşayamam. Burada da Türkçe kitap bulmak çok zordu, Türkiye’den getirtmek daha da zor. Mümkün oldukça Kanada kütüphanelerinden faydalanıyordum.

2000 yılında evliliğimizin 50.yılını arkadaşlarımızla kutlamak istedik ve 100 arkadaşımızı davet ettik.   Tek şartımız vardı, hediye istemiyorduk. Çok isterlerse bizim adımıza bir yere bağış yapabileceklerini söyledik. Çok yakın arkadaşımız organize etmiş ve tüm arkadaşlar aralarında 2000 dolar toplamışlar. O akşam bize; “işte para, hadi kütüphanenizi kurun” dediler. Bizim için unutulmaz bir geceydi ve çok şaşırmıştık.

Kitap okumayı çok seviyoruz ama kütüphanecilikten hiç anlamayız. Bir arkadaş grubu kurduk ve başladık bu işi araştırmaya. Şu an içinde bulunduğumuz oda, eşimin çalışma odasıydı. Burayı kütüphane yapmaya karar verdik. Toplanan parayla gerekli eşyaları aldık ve 300 kitapla kar gütmeyen bir kuruluş olarak kütüphanemizi açtık. Ben Cumhuriyet çocuğuyum, kadınıyım ve Ankara’da yaşamışım yıllarca. Bu yüzden adını Kitaplık Ankara koyduk.

 

Buradaki kitapların yüzde sekseni bağıştır. Sağ olsun çevremizden çok destek aldık. Zaten burası toplumun isteği ile kurulmuş bir kütüphane. Masal ve öykü yarışmaları düzenliyoruz. Türkiye’den önemli yazarları kütüphanemize davet edip, konuşmalar düzenliyoruz.  Biraz daha kütüphaneye  ilgi çekmek, insanları daha çok okumaya teşvik etmek istiyoruz. Çocuklar gelsin, buradan kitap alsın, geçmişlerini, kültürlerini tanısınlar istiyoruz.

Kitaplık Ankara hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Haftanın üç günü açık. Her konuda kitabımız mevcut. İsteyen kaydolup ücretsiz kitap alıp okuyabilir. İngilizce bilmeyenler için özellikle Dünya klasiklerinin Türkçe tercümelerini öneririm.

Sevim Hanım, herhangi bir sebeple Kanada’ya yeni gelen, kariyerlerini bırakmış, hiç çalışmamış, yeni arayışlar içinde olan, bir şeyler yapmak isteyen Türk kadınlarına ne önerirsiniz?

Bugün 93 yaşında hala ayaktaysam, elim ayağım tutuyorsa bunu çalışmaya borçluyum. Paraları varsa iş kursunlar, yeterli paraları yoksa gönüllü çalışsınlar. Neyi seviyorlarsa onu meslek haline getirsinler. Burada her yaşta okumak mümkün. Türkiye’de eğitimleri de varsa burada çok kısa sürede meslek edinebilirler.

Son olarak, yeni bir yıla giriyoruz. 2018 için hedefleriniz ne?

Birkaç sergi açma fikrim var. Özellikle yaptığım çok geniş ebatlarda tablolarım var, artık onları sergileme zamanı geldi diye düşünüyorum.

Organizasyon ve fotoğraflar için Nergis Kırcalıoğlu’na teşekkürlerimle.

Kitaplık Ankara, 501 Eglington East, Toronto ON

2 Comments

  • Reply mavianne 15 Aralık 2017 at 13:00

    Ayakta alkışlıyorum seni Banucuğum
    Şahane bir söyleşi olmuş

    • Reply Banut 16 Aralık 2017 at 00:51

      Çok teşekkürler Fatma’cığım

    mavianne için bir cevap yazın Cancel Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com