Diyarbakır Merkezde Bir Gün

0

Bir başkadır benim memleketim dedirten bir rota daha; Diyarbakır. Ve anladım ki 2 Kadın Anadolu’da ruhu diye bir şey var ve bu ruhu hisseden tourjuvistlerle seyahat etmek paha biçilemez. Bu arada Tourjuva ile seyahat edenlere “tourjuvist” deniyor.

Üç günlük Diyarbakır gezimize Hasanpaşa Han ile başlamak ve yine aynı handa gezimizi sonlandırmak, kanımızı kaynatıp anılarımıza en renklilerini eklemek adına çok anlamlı bir tercih oldu. Sabahın beşinde yola çıkıp uçakla bir buçuk saatlik yolculuktan sonra kendimizi iner inmez bu tarihi hanın ve Diyarbakır çarşısının hareketli ve eğlenceli atmosferi içinde bulmak bize öyle iyi geldi ki belki de üç gün kimi zaman soğuğa, kimi zaman yağmura ve çamura katlanmak hiç zor gelmedi.

Daha önceki Diyarbakır seyahatlerimin hepsinde ziyaret ettiğim Ulu Cami’yi bu kez rehberimiz Ferruh Hanım’dan dinlemek çok daha bilgilendirici oldu. Her şehirde bir ulu cami olmasının sebebini ise yeni öğrendim. Bir şehrin en eski, en büyük veya en merkezi camisi anlamına geliyormuş, bir de Cuma namazlarının kılındığı başlıca cami demekmiş. Avlulu planı, eyvan ve revaklı yapısı, taş işçiliğiyle Emevi mimarisinin Anadolu’daki en belirgin örneklerinden biri. Özellikle geniş avlusu, taştan yapılmış sütunları ve işlenmiş kapıları çok etkileyici. Camide Hanefi ve Şafi mezhepleri için iki ayrı toplanma alanı mevcut. Ayrıca avludaki Güneş Saati de El Ceziri’ye ait, hani şu zamanının değişik robotlarını, aletlerini yapan kişi.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu ev müze haline getirilmiş ve gerçekten çok etkileyici. Yazlık, kışlık mekanları, yatak odası ama özellikle yazdığı mektuplardan eşine olan evlilik teklifi görülmeye değer. Ahmed Arif Edebiyat Müze Kütüphanesi ise maalesef kapalıydı ama içimde kaldı doğrusu.

Şehrin simge yapılarından biri olan 4 Ayaklı Minare yine Ulu Cami gibi Sur ilçesinde. 4 taş sütun üzerine oturtulmuş minare Anadolu’daki tek örneklerden. Efsaneye göre altından dua edip geçerseniz tüm dilekleriniz kabul olurmuş, inanmak serbest. Yapının hemen arkasında bulunan Mar Petyun Keldani Kilisesi, onun biraz ilerisindeki Surp Giragos Ermeni Kilisesi içlerinde tarihini dinlediğimiz yerlerden. Cemaat çok az olduğu için maalesef kiliselerde bakım da fazla yok. Oysa şehir, tarih boyunca Ermeni, Süryani, Keldani, Rum ve Protestan cemaatlerinin bir arada yaşadığı bir ticaret, kültür ve din merkeziymiş zamanında.

Diyarbakır deyince akla tabii ki ilk gelenlerden biri de meşhur surlar. Dünyanın en etkileyici ve en iyi korunmuş yapılarından olan surların üzerine çıkıp özellikle de Hevsel Bahçeleri manzarasını izlemek unutulmaz anlar listesine adını yazdırdı. 5.5 km uzunluğundaki surların temelleri 7000 yıl öncesine dayanıyor. Günümüzdeki görünümünün büyük kısmı Roma ve Bizans döneminde şekillenmiş, Artuklular ve Osmanlı dönemlerinde ise onarım ve eklemeler yapılmış. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan surlar şehri taçlandırıyor.

Gezimizin ilk gününde son durağımız Diyarbakır Müzesi oldu. Müze bana göre Mezopotamya’nın binlerce yıllık tarihini gözler önüne seren en önemli kültür duraklarından biri. İçkale semtinde yer alan müze eski askeri yapıların restore edilmesiyle oluşturulan büyük bir külliye içinde konumlanıyor. Paleolitik ve Neolitik Dönem eserlerinden Çayönü’nden çıkarılan ilk köy yerleşim buluntuları, taş aletler, obsidyenler, günlük yaşama dair en erken izler çok etkileyici. 10 binden fazla eserin sergilendiği müze beni zenginliği, mimarisi ile çok şaşırttı diyebilirim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz