Hayat Bir Oyun, Efsane Oyun Yazarı Aka Mev Dinç’in Başarı Öyküsü

2

Bilenler bilir, dört yıldır instagramda #banununkitaplari etiketiyle okuduğum kitapları paylaşıyorum. Hatta sadece bu paylaşımlar için beni takip edenler varmış ki bu beni çok mutlu ediyor. Okuduğum kitapların bazılarını tanıtma fırsatı buluyorum bazıları sadece sosyal medya paylaşımıyla kalıyor. 2020’nin son günlerinde okuduğum ama paylaşmak için yeni yılın ilk günlerini beklediğim “Hayat Bir Oyun” kitabını özellikle tanıtmak istedim. Öncelikle kitabı bana öneren arkadaşım Münire Armstrong’a ve yazarı çok farklı, çok özel bir insan diyerek kitabı hediye eden Nemesis Kitap Genel Yayın Yönetmeni Senem Kaleli’ye teşekkürler. Evet efsane oyun yazarı Mevlüt Dinç (Aka Mev Dinç)  ile yayınevi kardeşiyiz aynı zamanda.

Dijital oyunlarla hiç ilgilenmeyen, en ufak merakı olmayan biri olarak kitabı paylaşmak ve yazarıyla röportaj yapmak istememin sebepleri; ilham veren bir hayat hikayesi olması, uzun yıllar İngiltere’de yaşayıp uluslararası başarılara imza atan, idealist birinin yirmi yıl sonra Türkiye’ye dönmesi ve yetenek, azim, çok çalışmanın insanı nerden nereye getirdiğinin güzel bir örneğini teşkil etmesi. Ha bir de, daha önce bilgisayar konusunda bilgisi ve eğitimi olmayan birinin dünya çapında ünlü bir oyun yazarı olması. Okudukça hayran oldum, okudukça merakım arttı ve okudukça aslında çocuklarımızın, gençlerimizin önünü nasıl kestiğimizi fark ettim. Bazı arkadaşlarım bana dert yanıyor, çocuğum sürekli oyun başında hatta kendi oyun yazmaya başladı, ne olacak bunun sonu, diyerek. İşte belki de Aka Mev Dinç olacak. Ya da okulların ilanlarına baktığımda hep bir “kodlama” dersi olduğunu görüyorum ve açıkçası bunun sadece bir pazarlama konusu olduğunu, kodlamanın ne faydası olacağını tam olarak anlayamıyordum, ta ki kitabı okuyuncaya kadar. Gerçekten kalemine sağlık. Emeklerine, azmine, yaratıcılığına ve bilgiyi paylaşımına sağlık.

Gelelim sorularıma,

B: Tabii ki önce kendinden bahsetmeni isteyeceğim. Çocukluğun, gençliğin, nasıl, nerede geçti, sana ilham veren kişiler var mıydı ileride yapacaklarınla ilgili olarak?

Mev: Aslında ‘Hayat Bir Oyun’ kitabımı biraz da bunun için yazdım. Bir film veya oyun gibi geçen hayatım Ordu’nun Gölköy ilçesine bağı Cihadiye köyünde başlıyor. Yayla denilecek kadar yükseklerde olan, kışların çok çetin geçtiği yemyeşil bir Karadeniz köyü. İlkokulu tek odalı ve tek öğretmenli köy okulunda okudum. Babam ben altı aylıkken bizi bırakıp İstanbul’a gitmiş. Uzun süre bize ait bir evimiz olmadı. Dolayısıyla annemle yıl boyunca haftalık sürelerle akrabalarda kalarak geçen bir çocukluğum oldu. Akrabalarım ve çocukları tarafından ne kadar sevilmiş olsam da hiçbir zaman kendimi evimde hissetme şansım olmadı.

Detaylarını kitapta da paylaştığım gibi birden beşe kadar tüm sınıflar bir sınıf içinde, birlikte okuduk.
Diğer çocuklarla aynı anda okula başlayabilmem için büyük dayım beni nüfusa iki yaş büyük kaydettirmiş. Yani beş yaşında okula başladım ve o minicik bacaklarla köyün bir ucundan öbür ucuna tam bir buçuk saat süren okulumuza her gün yürüyerek gidip geldim. Hem de metrelerce karın yağdığı çetin koşullarda.
Yine benzer şekilde köyden Gölköy’e bir buçuk saatlik yolu gidip gelerek ortaokulu bitirdim. Annemin azmi ve desteği ile Ordu’da ticaret lisesinde okudum. Liseye başlamadan önce babamla tanıştım ve babamın bana olan ilgisinin de artmasıyla üniversite sınavlarına girip 1974 yılında Ankara’da İktisadi Ve Ticari İlimler Akademisi’nde okumaya başladım. Ölmediğimize şükrettiğimiz yıllarda nerdeyse doğru dürüst eğitim almadan üniversite eğitimini sürdürmeye çalıştım. Daha yeni tanımaya başladığım babamın 1975 yılında ölümüyle adeta yıkıldım ve hayatımın ilk büyük değişimi başladı. Hayatın cilvesi olarak tanımlanacak bir şekilde hala üniversitedeyken ve İngilizcenin i’si paranın p’si yokken İstanbul’da bir İngiliz kızı ile tanışıp 70’li yılların sonunda İngiltere’ye gittim.

B: 1978 yılında İngiltere serüvenin başlıyor, üstelik hiç İngilizce bilmezken. Oradaki günlerin, Türk olarak sana bakışları ve orada yaşadıklarını biraz anlatır mısın?

Mev: Otuz yaşına kadar evlenmeyi reddeden biri olarak 1976 yılında zorlu bir süreç sonrası ve daha da zor koşullar içinde para, pul, iş güç yokken bir İngiliz ile evlendim.  İki yıl eşimle sefilleri yaşadıktan sonra 1979’da İngiltere’ye yerleşerek hayatımın ikinci büyük macerasını başlatmış oldum. Türkiye’de İngiliz eşim Türkçe öğrendiği için İngiltere’de Türkçe konuşmaya devam ettik. Ekonomik durumlar pek elverişli olmadığı için devletin sunduğu ücretsiz yarı zamanlı İngilizce kursları ile İngilizce öğrenmeye başladım. İstediğim gibi iş bulamadığımı anlayınca bir kablo fabrikasında işçi olarak çalışmaya başladım.
İngiliz işçilerinin yabancılara bakışı ve yemeğinden kültürüne her şeyi farklı olan yeni ortam beni zorlasa da kısa sürede uyum sağlamaya başladım. Sanırım çocukluğumun farklı aile ortamlarına uyum sağlamak zorunda kalarak geçmesinin büyük katkısı var bunda.

B: Kitaptan çıkardığım; aslında oyun oynamayı sevmiyorsun ama oyun yaratmak yani işin teknik kısmı senin ilgini çekiyor ve böyle başlıyorsun değil mi?

Mev: Oyun sektörü 1980’li yıllarda başladı. Ben 1983 yılında fabrikada çalışırken bir arkadaşımın aşırı ısrarı üzerine aldığım ilk bilgisayarım ZX Spectrum ile tekrar hayatım değişti. Ne bilgisayarlarla ne de oyunlarla ilgili hiç bir bilgim ve ilgim yokken her ikisiyle de tanıştım. Kariyerim boyunca doğru dürüst oyun oynamadan (aslında iyi bir oyuncu değilim, kitapta da itiraf ediyorum J ) dünya çapında başarılı oyunlara imza attım. Zaten çok zor koşullarda iktisat okudum ve teknik olarak da o kadar donanmalı biri değilim. Ama oyun yapmak bana göre daha çok mantık becerisi gerektiren, mühendislik yanı göreceli olarak daha az olan bir uğraş. Hayal gücü ve yaratıcı unsurlar daha çok öne çıkıyor.
Bu özellikleri barındırmış olmam, İngiltere gibi bir ülkede ilk yıllarda bilgisayarla tanışmam oyun dünyasının kapılarını açmış oldu. Fabrikada çalışırken iki yılda kendi kendime hem bilgisayarı hem kodlamayı öğrendim. 1985 yılında fabrikadan ayrılarak profesyonel oyun kariyerimi başlattım.

B: İlk profesyonel oyunun Gerry the Germ ve sonrasında büyük oyun firmaları ile görüşmelerin oluyor. Mirrorsoft fikri hiç beğenmezken İngiliz Telekom’un oyun şirketi fikre bayılıyor. Buradaki süreci, ret yanıtı aldıktan sonra nasıl yola devam ettiğini merak ediyorum.

Mev: Gerçekten hem hayatım hem otuz beş yıllık oyun kariyerim bir oyun gibi. Bir sürü ilginç olaylarla dolu bir serüven. Gelişmiş ülke farkı ile oyun sektörünün daha ilk yıllarında İngiltere’nin büyük kurumları sektöre ilgi gösterip aktif olarak yer almaya başlıyor. Mirrorsoft ünlü İngiliz gazetesi Daily Mirror’un içinde olduğu büyük bir holding şirketiydi. Onlar fikrimi beğenmeyip kapıdan kovdular adeta. Fikir çok özgün ama bir o kadar da riskli geldi onlara. Oyunun kahramanı bir mikrop ve oyuncu mikrobu oynayıp insan vücudunu tahrip etmeye çalışıyor. Ben farklı bir şey yapıp ilgi çekeyim diye böyle bir ani-hero oyun kahramanı yaratmak istedim.
Mirrorsoft’un fikrimi reddetmesi adeta yıktı beni ama şansıma İngiliz Telekom’un oyun şirketinin başındaki genç genel müdür fikrime bayıldı. İlk oyunum olduğu için ne kadar para istenir, sözleşmede ne tür maddeler olmalı gibi hiçbir konuda bilgim yoktu. İnanılmaz ciddi bir işe soyunmuştum. Heyecanlı bekleyiş sonrası İngiliz Telekom ile sözleşme imzaladım ve 1985 yılında profesyonel oyun kariyerim başlamış oldu.

B: Oyunlarından, aldığın ödüllerinden bahsedelim. Gerçekten konu hakkında hiç bilgisi olmadan başlayan birinin dünya çapında tanınması müthiş.

Mev: 1985 yılından 2000 yılının sonuna kadar İngiltere’de dünya çapında işlere imza attım. Kitapta detaylarını yazarken çoğu zaman ben bile inanamadım olup bitene. Oyunlara hiç ilgisi olmayan biri aniden İngiltere’nin en önemli oyun geliştiricilerinden biri oluverdi. Bir sürü oyundan ödül aldım ve Activision, Ubisoft gibi dünyanın en büyük şirketleri ile uzun yıllar sürecek işbirliklerine imza attım. 80’li ve 90’lı yıllarda İngiltere oyun sektörüne katkılarımdan dolayı 2016 yılında İngiltere’nin önemli kurumu BAFTA’ya üye yapıldım. İngiltere yıllarında yaptığım çalışmaları kitabımda detaylı anlatıyorum, bu çalışmalar hem oyun geliştirme anlamında bir sürü önemli bilgi barındırırken aynı zamanda dünya oyun sektörünün gelişim sürecine de ışık tutuyor.

B: 2000 yılında Türkiye’ye döndün. Nasıl bir ülke buldun, umdukların oldu mu, ummadıkların gerçekleşti mi? İdealist bir insansın, ülke senin ideallerini gerçekleştirmene ne kadar izin veriyor?

Mev: Yirmi bir yıl kaldığım ve nerdeyse anadilimi unuttuğum İngiltere’den 2000 yılının sonunda ülkeme dönerek Türkiye’deki profesyonel oyun sektörünün ilk temellerini atarak gelişmesi için çaba harcadım. Yirmi bir yıl dile kolay. Yirmili yaşlarda gittiğim İngiltere’den kırklı yaşlarımda bambaşka bir kişi olarak yepyeni bir Türkiye’ye yeniden uyum sağlamaya başladım. Neredeyse her şeyi İngiltere’de öğrendim ama kendi ülkemde hem kendimi hem ülkemi yeniden keşfetmek zorunda kaldım.

Yapmak istediğim işi dünya çapında öğrendiğim ve başarılı bir kariyerle de tamamladığım için ülkemizin yetenekli ve hevesli gençleri ile başaracağıma hep inandım. Çok zorlandım ama yılmadan yorulmadan bu işin ülkemizde dünya çapında başarılı şekilde yapılabileceğine inancım hep tam oldu.
Maalesef ülkemiz çoğu zaman çok anlamsız ve gereksiz bir şekilde zor bir ülke.  Buna rağmen gençlerimizin yeteneği ve müthiş girişimci ruhu ile oyun sektörü özellikle son yıllarda dünya çapında ses getirecek işlere imza attı. Keşke tüm ülke olarak oyun sektörünü öncelikli sektör ilan edip gereken desteği tam anlamıyla verebilsek ama sektör büyümeye veya gelişmeye devam edecek.

B: Neden Türkiye’de oyun geliştirmek önemli? Burada geliştirdiğin hangi oyunlar uluslararası başarı yakaladı?

Mev: Oyun sektörü dünyanın en önemli sektörü. 2000 yılından beri oyunun öneminden ve gücünden bahsettim ülkemizde. Hala sahip olduğumuz potansiyeli tam olarak değerlendirdiğimizi düşünmüyorum.

Benim ilk on beş yıl için amacım Türkiye’de oyun yapıp yurtdışına satmaktan çok ülkemizde bu işin dünya çapında ve standartlarında yapılabileceğini kanıtlayıp sektöre her açıdan destek sağlamaktı. Bunu da büyük ölçüde başardığımı sanıyorum. Ülkemizin ilk büyük ve önemli çalışmalarına imza attık. Dünyanın ilk 11’e 11 online futbol oyununu ülkemizin yerli yeteneği ve emeği ile gerçekleştirdik. Yine aynı oyunla 2010 yılında NTV sporda daha e-spor yeni konuşulurken biz dünyada bir ilke imza attık. I Can Football oyunumuzda oynanan sanal maçlar NTV Spor’da canlı yayınlandı. Bu program ile Türk Telekom Londra’da en iyi içerik ödülü aldı.

B: Sobee sürecinden biraz bahseder misin? Türk Telekom’un Sobee’yi almasının ardından neler oldu? Sobee neden yok?

Mev: 2009 yılında dönemin Genel Müdürü Paul Doany’nin vizyonu ile şirketimi Telekom’a sattım. Aslında Sobee ülkemizin ilk profesyonel oyun şirketi satışıdır. Hem Sobee’nin hem sektörün önü açılır diye sattım. Gerçekten ilk yıllarda tam arzuladığım gibi Telekom’un da gücünü ve konumunu en iyi şekilde kullanarak müthiş işlere imza atmaya başladık. Ancak Paul Doany’nin aniden ayrılması ile Sobee’nin Telekom’daki yeri sarsılmaya başladı. Benim de tüm çaba ve çalışmalarıma rağmen ayrılığım sonrasında hem Sobee’nin hem de oyunların tamamen kapanması ile sonuçlanan hazin bir süreç başladı. Kitabı yazarken de şimdi sana bu yanıtı verirken de içim acıyor. Oyun sektörü tam şahlanırken hem ben hem Telekom oyundan düştü, anlam vermek mümkün değil, gerçekten çok üzücü. Kim bilir Sobee nerelerde olurdu eğer benim istediğim gibi devam edebilseydik.

B: Bazı özel kurumlar sosyal sorumluluk projesi olarak kırsal kesimdeki imkanı olmayan okullara kodlama dersleriyle ile ilgili destekte bulunuyorlar. Sana böyle bir teklif gelse nasıl bakarsın? 

Mev: Aslında ben 2013 yılında Telekom’dan ayrıldıktan sonra Online Oyun Akademisi kuracaktım. Ülkemizin her köşesindeki yetenekleri keşfedip sahip oldukları becerilerini geliştirmeleri ve kendilerini geleceğe hazırlamaları için destek sağlayacaktım. Oyun yapma sadece kodlamadan ibaret değil, bir sürü önemli ve farklı disiplinler barındırıyor. Bu işin yaratıcılık tarafı var, görseli var ki içinde 2 Boyut, 3 Boyut, Modelleme, Animasyon vs gibi farklı unsurlar barındırıyor. Ayrıca kodlama da kendi içinde farklı ve önemli uzmanlıklar içeriyor. Oyun sektörü gerçekten gençlerimize geniş yelpazede yepyeni fırsatlar ve gelecek sunuyor.
Dolayısıyla bana bu konuda gelecek her türlü projeye severek desteğimi vermeye hazırım. Aslında kitabım çıktıktan sonra bu yönde çalışmalar yapan çok sayıda genç de var ve benden yardım istediler. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağım. Özellikle imkanı olmayan gençlerimize yönelik sosyal sorumluluk projelerine öncelik vereceğim. Teknolojiyi ve yeni nesil her türlü imkanı kullanarak bu konuda seferber olmalıyız. Dünya çapında başarılı projelere imza atarak örnek ülke olabiliriz.

B: Son olarak elinden tablet düşürmediği için çocuklara ceza verdiğimiz, yasaklar koyduğumuz bir dönemde hem çocuk/gençlere hem de ebeveynlere neler söylemek istersin?

Mev: Kitabın sonunda bu konuda önemli önerilerde bulundum. Şunun altını çizmek isterim; oyunu çocuklarımızı cezalandırmak yerine bir ödüllendirme aracı olarak kullanmalıyız.  Yani ödevini yapmıyorsun bilgisayarı elinden alıyorum yerine, lütfen ödevini yap sonra şu kadar saat oyun oyna demek daha yerinde. Hatta mümkünse çocuklarımızla birlikte oyun oynayalım, zaten toplumumuzda ebeveynlerle çocuklar arasında yeterince etkileşim olmuyor. Oyunun gücünü kullanarak çocuklarla birlikte keyifli ve kaliteli zaman geçirmek mümkün.

Bazen sosyal ortamlarda ebeveynler, eş dost ile rahatça sohbet etsinler diye çocuklarına mobil cihazları vererek saatlerce oyalanmalarına göz yumuyorlar. Halbuki çocukları sohbete dahil etmek ne kadar iyi olur. Büyüklerimiz ne güzel söylemiş ‘her şeyin fazlası zararlı’ diye. Oyunlarda ve diğer her türlü eğlence içeriğinde zaman yönetimi çok önemli. Yani ebeveynlerin çocukların oyunlarda, TV’de, YouTube ve benzeri platformlarda harcadığı zamanı iyi yönetmeleri gerekiyor.

B: Kitabı niye yazdın, misyonun neydi yazarken? Hayat Bir Oyun derken, kimler okumalı?

Mev: Kitabı çok uzun süredir yazmak istiyordum. Daha çok oyunlardan bahsettik ama yine de kısaca değindiğim gibi çok ilginç bir yaşam öyküm var. İngiltere ve Türkiye gibi iki farklı ülke ve kültürü kapsayan bir serüven. Bu farklılıkları, her iki ülkenin toplumsal yapıları ve farklı kültürlerini de anlatıyorum. Kendi köyümü, yaşadıklarımı, zorlukları, zorlu dönemleri…

Dünya çapında oyunlar yaparak geriye baktığımda güzel şeyler bırakmış olduğumu zaten görüyorum ama hayatımı ve çalışmalarımı da bir kitapta derleyerek ayrı bir eser bırakmak istedim.

Kitaba konu olacak hayat ve başarıya sahip olmak çok büyük bir şans. Bunu uygun şekilde kalem alıp okurla buluşturmak ise tarifi çok zor bir mutluluk.
Bir ara ülkeme tamamen küsmüştüm ve tamamen unutulduğumu düşünmeye başlamıştım. Hayat Bir Oyun sayesinde tekrar sahalara dönmüş oldum. Gençlerin yoğun ilgisi ve desteği bana enerji ve güç veriyor.

En büyük amacım kitabımın on binlerce hatta mümkünse yüz binlerce gence ilham olması. Okurlardan müthiş geri dönüşler alıyorum. Kitabı okuduktan sonra oyun yapmaya başlayan 12-13 yaşında gençler var. Kitabın okullarda okutulması gerektiğini söyleyenler çok. Sadece oyun geliştirmeyle ilgili bir kitap olmadığı için çok geniş kitleyi farklı şekilde etkiliyor, herkes kendine ait bir şeyler buluyor kitapta.

Kitabın tüm telif gelirini  kimsesiz çocukların eğitimine destek veren Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışladım. Herkese ilgi ve desteği için teşekkürler. İyi ki yazmışım.

13 Ocak 2021 Çarşamba 21:00’de Aka Mev Dinç ile @banutozluyurt instagram hesabımdan canlı yayın yapacağız. Şimdiden duyurmuş olayım. Sorularınızla bekliyoruz. Kitabı hemen sipariş etmek için TIK TIK

2 YORUMLAR

  1. harika bir başarı hikayesi tebrik ediyorum
    Ordu’lu hemşerim olmasıyla da yarıca gurur duydum
    oğlum da oyun yazıyor liseden beri ve kanada’da ilk parasını oyun yazılımından kazandı
    insanın hobisini işe çevirmesi ve ondan para kazanabilmesi harika
    hep destek verdim ve hiç pişman değilim
    gençlerin yolunu açmak ne güzel bir erdem Aka Mev beyi de kutluyorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here