Akdeniz

Adana Tarihi Bölgede 1 Gün

16 Aralık 2016

Adana’yı çoğunuz daha önce görmüşsünüzdür belki de siz bir Adanalısınız ama Adana Tarihi Bölgede 1 Gün geçirdiniz mi? Adana’yı bizim kadar kapsamlı bizim kadar farklı yönlerden gezdiniz mi? İki Kadın Anadolu’da  olarak biz de Adana’ya gitmeden önce bu kadar dolu dolu döneceğimizi tahmin etmiyorduk. Nedense Adana deyince algı hep kebap, şalgam, adliye kavgaları idi bende. Üç gün boyunca tek bir kavga, atarlı bir insan ya da trafikte bir atışmaya rast gelmedik desem. Kebap yedik ama Köy Sofrası’nda  tattığımız yöresel Adana tencere yemekleri de uzun uzun anlatılmayı hak ediyor.

Adana’ya gelir gelmez tavsiyem tarihi bölgede kısa bir turla başlayın şehri tanımaya. Hatta Adana Sizi Bekliyor sitesini inceleyin, öyle başlayın tura. Ha siz ben gelir gelmez kebapla başlayayım derseniz yine önerim tarihi bölge. Tarihi kuş pazarı bölgesinde dillere destan her tablacıdan kebap yiyebilirsiniz. Karnınızı doyurup çok sayıda kültür mirasını barındıran 4000 yıllık tarihi gezmeye hazırsanız Adana’nın en büyük camisi Ulu Camii ve Külliyesinden başlayabilirsiniz.

Ulu Cami Külliyesi

Külliye içindeki Ramazanoğlu Medresesinde Ebru atölyesi, okuma odası gibi sanat ve kültür çalışmaları olan mini atölyeler mevcut. Bahçesinde soluklanmak, küçük masa ve taburelerde çay içerken ülkemizde ne kadar güzel mekanlar olduğunu tekrar tekrar hatırlamak bugünlerde size iyi gelecek.

Çukurova Üniversitesi’ne bağlı Ramazanoğlu Konağı Kültür Merkezini görmek güzel ama bir de içinde konser olduğu bir zamana denk gelseydik ne şahane olurdu. Ulucami Külliyesinde yer alan ve Ramazanoğlu Beyliği saray Selamlığı olan bu taş bina Adana’nın ilk müze-kültür merkezi. Giriş katındaki büyük salon konferans, sergi, konser gibi pek çok etkinliğe ev sahipliği yapıyormuş.

Ramazanoğlu medresesi

Yapıldığı dönemlerde Adana’nın simgesi olan Büyük Saat, 32 metre boyuyla Türkiye’nin en yüksek saat kulesi. 1882’de Abidin Paşa döneminde tamamlanan kulenin derinliğinin 35 metre olduğu sanılmakta. Özellikle gece manzarası insanı etkiliyor.

Adana Büyük Saat

Saat Kulesinin önünden Arnavut kaldırımlı yollarda tarihi Kuş Pazarı’nı yürüyerek geçiyoruz. Eskiden beri devam eden bir geleneğin hala devam ettiğini ATAK, Adana Tanıtım ve Kalkınma A.Ş’nin yöneticisi İlhami Bey’den dinliyoruz. Burada adından da anlaşıldığı gibi kuşçular gelirmiş Pazar günleri.

43006c83760e252b4ff6ca34c7797146Sabah çok erken  beş altı gibi gelip burada ciğerlerini yiyip kahvaltılarını eder, hemen köşedeki Çarşı Hamamında hamam ihtiyaçlarını giderirler, kuş, kümes hayvanı ihtiyaçlarını giderirlermiş. İşte hala Pazar günleri burada gün ağarmadan ciğer yenip, meşhur Çarşı Hamamı’nda hamam sefası yapılmaya devam ediyormuş.

img_1566

Kazancılar Çarşısında esnafın tatlı bir gülümsemesi, benim dükkana da girin bakın bakışlarıyla ilerlerken üzerinde kocaman şalvarlar asılı bir dükkanda durmadan edemiyoruz Armağan ile. Büyük bir dikkatle sanki o işi 56 yıldır yapıyor değil de daha dün başlamış gibi heyecanla çalışan Vehbi Amca ile sohbete başlıyoruz. 20 dakikada bir şalvar dikerim diyor. Yazın Adana sıcağında hiç terletmezmiş ama kumaşı illa Altınyıldız olacak diyor. Kullandığı makine onun meslekteki yıllarından da eski ama bugünkülere taş çıkartır diyor. Adana’ya gelirseniz mutlaka esnafla oturup muhabbet edin. Adana’nın kendine has diliyle konuşmaları çok keyifli ama konuştuklarını size tercüme etmeleri daha da bir eğlenceli.

img_1576

img_1571

Bereketli Seyhan Nehri üzerinde bulunan 1800 yıllık Taş Köprü, dünyada hala kullanılmakta olan en eski köprü ve biz hala Adana deyince ilk akla gelen şey olarak “yemek” düşünüyoruz. Orjinali 21 göz olan köprü, nehrin ıslahı sırasında 7 gözünün toprak altında kalmasıyla bugün 14 gözlü. İşin ilginç yanı şehrin içine doğru Abidin Paşa caddesine yürürken hala köprünün bazı ayaklarının kalıntılarını bina girişlerinde görüyorsunuz. Bu kalıntılar gibi tarihi bölgedeki en etkileyici yerlerden biri de Tepebağ Evleri. Tarihi sur içindeki Adana’nın yüzlerce yıllık kültürünü barındıran bu sokakta bazı evlerin tadilatının maalesef eskiye uygun yapılmaması çok acı. Çoğu 18.yy’da yapılan bu evler bize dünü hatırlatan, bugün sahip çıkmamız gereken, yarına miras bırakacağımız geçmişimiz. Bu kadar kolay harcanması beni çok üzüyor doğrusu.

img_1496Bir şehre gittiğimde o şehri hissetmenin en iyi seçeneklerinden birinin o bölgenin dokusuna uyan otellerde kalmak olduğunu düşünürüm. Zincir oteller ya da beş yıldızlı ezber otelleri o yüzden çok tercih etmem. Adana’da da öyle bir otelde kaldık ki sahibi Bosnalı Salih Efendi çıkıp hadi artık ışıkları söndürüp uyuyun diyerek odadan çıkacak gibi. Bosnalı Otel tarihi bölgede pek çok yere yürüme mesafesinde, karakteri olan butik bir otel. Tesadüf o ki kaldığım oda da binanın ilk sahibi ve otelin adını verdiği Bosnalı Salih Efendi’nin odasıymış.

bosnali-otelCumhuriyet döneminin ilk sanayicilerinden olan Bosnalı Salih Efendi, Bossa fabrikasının ilk kurucusu. Evet Bossa ismi de oradan geliyor, BOSna ve SAlih. İşe gidip gelirken yapımını gördüğü bu konağı zengin bir salcıdan alıyor. (Salcı; Toroslardan ağaçları kesip Seyhan nehrine bırakan, ağaç işiyle uğraşan kişilere verilen ad) Bosnalı Otel, 4000 yıllık tarihe sırtınızı dayayıp, karşınızda Seyhan Nehri ve yeni Adana’yı izleyeceğiniz terasıyla, tertemiz odaları, zengin kahvaltısı, kolalı beyaz iş perdeleriyle tercihiniz olabilir.

otel-bosnali-ici

Ne yemişsinizdir, ya da şu ustaya gidin diyenlere; o kadar gezdik ki, daha yazacak çok şey var. O yüzden uzun uzun Adana olacak bu ara buralarda, bir süre yemek için sabredin.

Rehberlik için ATAK, Adana Tanıtım ve Kalkınma A.Ş.’ye teşekkürlerimizle

 

4 Comments

  • Reply mert 17 Aralık 2016 at 08:25

    Böyle uzun güzel yazıları pek seviyorum… :)
    Yeni keşfettim blogunuzu… :)

    • Reply Banut 17 Aralık 2016 at 20:25

      Teşekkürler

  • Reply mavianne 20 Aralık 2016 at 11:39

    ne güzel anlatmışsın Adana’yı hiç gitmedim ama ilk fırsatta görmek istedim
    yüreğine sağlık banucum

  • Reply Aydın Sihay 03 Ocak 2017 at 19:15

    Sonsuz teşekkürlerimle…

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com