Basın'da

Derya Baykal’ın konuğuyduk

08 Aralık 2012

Efendim bugünlerde gerçekten hayallerimizin çokk üzerinde bir mutluluk yaşıyoruz. İmza Kızın kitabımız çıktığının üçüncü haftasında üçüncü baskıya geçti Her gün bir gazeteden, bir radyo ya da tv kanaldan kitabımızla ilgili tanıtım desteği alıyoruz. Daha önce de yazdığım gibi baktığım heryerde imza kızın görüyorum. Dün de çok güzel bir program deneyimi yaşadık hem de benim yıllardır çıkmak için hayalini kurduğum Derya Baykal’ın programında. Bilenler bilir, örgü örmeyi, yemek yapmayı, el işleriyle uğraşmayı çok severim. Yoğun iş temposunda bana terapi olur hep bu tür uğraşlar. Bu konuda da zaman zaman izlediğim Derya Baykal da birgün çıkıp yemek tarifi ya da örgü modeli vermeyi isteyeceğim yerlerden biriydi.

Günler öncesinden kitabımızın da yazarlarından olan Ferhan Şensoy ile yazışmaya başladık. Derya Hanım bizi ve Sevinç Erbulak, Ayşe Erbulak ve Çiçek Dilligil’i konuk almak istiyormuş. Özellikle Sevinç Erbulak ve Çiçek Dilligil’in programlarını ayarlamak o kadar zor ki neredeyse 24 saat çalışıyorlar. Zaten sonunda Çiçek Dilligil programa katılamadı. Esra da programa katılmadı malum Esra’yı biliyorsunuz, kamera arkasını seviyor. Yazım, çizim, teknik destek herşeyi o kadar iyi beceriyor ki bence televizyon işinin de hakkından geliyor ama o kendini kamera arkasında daha rahat hissediyor anlayacağınız. Eh haksız da değil, o canlı yayın stresi insanı minik minik yiyor.

Neyse ben öğlene doğru Ayşe Erbulak’ı aldım. Bir yağmur ki sormayın gitsin. Ayşe de tam taşınma arefesinde. İşler güçler ,bir yandan da son anda çıkan bu program ama o kadar pozitif bir insan ki, tek kelime şikayet, yakınma duyamazsınız. Hele yanımdayken oğlu ile bir telefon konuşması yaptı ki, insanın onun çocuğu olası geliyor. Kanala girdiğimizde o hafif karın ağrım başladı yine. Hele aşağı makyaj odasına girince karın ağrıma hafif bir bulantı da eklendi. Kimim ben? neredeyim?burada ne işim var? gibi sorular aklımdan tek tek geçiyordu. Selgin geldi, biraz rahatladım, sonra Sevinç Erbulak geldi yine heyecanlandım. Filmlerini izlediğim, tiyatro sahnesinde hayran olduğum kadınla aynı programda konuğuz hem de proje bizim. Allahım bu bir rüya mı diye soruyorum o arada sürekli.

O da ne, üstümüze ses cihazlarını taktılar ve haydi stüdyoya dediler. İşte o hep ekranlarda gördüğüm dekora yaklaşıyorduk, o beyaz mobilyalar, yemek seti, yünler, Sibel, Şefika…Bizi kapıda Derya Baykal karşıladı, o kadar güzel bir ev sahibesiydi ki, biraz rahatladım. Ferhan yani onların diliyle Feroş da gelmişti. Derya Baykal’ın kızı Müjgan Ferhan Şensoy.’a yakınları Feroş derlermiş. Feroş o kadar naif, o kadar kendini bilen, o kadar mütevazi bir genç ki, onu görünce içime umut saçılıyor bu ülke adına, kızım adına.

Efendim yerlerimize oturduk ve yayın başladı. İşte o andan itibaren ben, ben değildim. Yerde miyim gökde miyim, bir garip hallerdeyim şarkısı benim için yazılmış olmalı. Bir rahatlık, sanki kırk yıldır o programa çıkıyorum, bir mutluluk sanki oradaki herkes kırk yıllık dostum ve bir huzur: BİZ GÜZEL BİR İŞ YAPIYORUZ

Program her ne kadar neşeli başlasa da mektuplar okunmaya başlayınca tüm stüdyoda çıt yok, gözyaşları sel oldu, duygusal anlar yaşandı. Hele Lal Denizli’ye telefonla bağlanıp mektubu seslendirilince işte o an, ben de göz yaşlarıma hakim olamadım. Sevinç Erbulak babasını bir kaleye benzetti, Ayşe Erbulak, sen gelecek yılların insanıydın baba dedi. Tanıtım filmimiz gösterildi ve herşey fazlasıyla şahane oldu.

O gün program çok izlenmiş zaten gelen mesajlardan  da belliydi. Ama benim için günün en güzel yanı çok güzel insanlarla birlikte olmamdı. Ha bu arada 10 aralık pazartesi günü Kanaltürk’de yeni programa başlayacak olan arkadaşım Özge Uzun da stüdyoya geldi. Yeni görünümüyle yeniden sabah haberleriyle bizlerle Özge. Daha ne isteyebilir ki bir insan bu hayattan?

.

No Comments

Leave a Reply

Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

Lale Celepoğlu

D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com