Danimarka Yurt Dışı

Kopenhag Gezisi

07 Aralık 2016

Daha önce bahar ayında gitmiştim Danimarka’nın başkenti Kopenhag’a. Müzeleri, bahçeleri başka güzel, caddeleri başka ferah, insanları başka türlü mutlu gelmişti bana.  Dünyanın en yaşanılacak şehirlerinin başında gelmesi boşuna değil yani. Bu defa kışın tam da yılbaşı arifesinde gittik. Ergenlerle bir gezi olduğu için bu kez onların isteklerine bağlı kalarak gezsek de bahçeler yine aynı güzellikte, insanlar yine ve hatta daha da mutlu geldi bana. Ayaz bile soğutamamıştı bakışlarını, hava sanki onlara hep güneşli gibiydi davranışları. Bu arada Kopenhag, Danca “Tüccar Limanı” anlamına geliyormuş. Evet anladığınız üzere resmi dilleri Danca ama İngilizce çok rahat iletişim kuruyorsunuz.

img_1041

Ergenler deyince tanıştırayım efendim; biri benim kızım Duru, diğeri onun yakın arkadaşı Demir. Aralarında yedi ay olan bu kanı kaynayan gençler ile gezmek laf aramızda çok eğlenceliydi. Ben şahsen gençleşip döndüm diyebilirim. Demir’in annesi zaten genç olduğu için onu bilemeyeceğim ama fena görünmüyordu en azından hala görüşüyoruz.

img_0715

Avrupa’da yılbaşı pazarlarının kurulduğu Kasım ayının son günleri çok renkli olur. Bilenler şimdi gözünde canlandırmıştır, hatta kim bilir belki de öyle bir ortamda okuyorsunuz bu yazıyı. Fakat Kopenhag’da Tivoli Bahçeleri’nde yılbaşı öncesi süsleme ve görsellik almış başını gitmiş. Hatta Danimarka’ya sadece Legoland için gitmek isteyen bizim iki ergen, kışın oranın kapalı olduğunu duyunca kıyamet kopmuştu ama Tivoli’den çıkarmak epey güç oldu kendilerini.

img_1025

img_1059Evet anlayacağınız üzere Kopenhag’da mutlaka görülmesi gereken hatta ilk görmeniz gereken yer Tivoli Bahçeleri. Fakat şöyle de bir durum var, yılın belli zamanları açık. Bizim daha önceki Kopenhag gezimizde maalesef kapalıydı. Gitmeden önce bakmanızda fayda var. 80 dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş park her yaşa hitap ediyor. Suni göller, göl kenarındaki kafe ve restoranlar, eğlence parkurları, lunapark keyfi veren aletler zaten çok keyifli olmakla beraber bir de tüm bunların yılbaşı için süslenmiş olması ve ekstra programlar, şovlar tam bir gün hatta gece yarısına kadar sizi parka bağlıyor. Kışın bu kadar güzel olan park eminim bahar ayında da çok keyifli oluyordur. Ağaçlar, çiçekler, konserler, göl kenarındaki doğal kafeler; bir kere de o zaman görülmeyi hak ediyor bence.

img_1160

img_1067

Tivoli için eğer bizim gibi ergenleriniz varsa TURPAS denilen sınırsız bilet almanızı öneririm. İstedikleri her şeye istedikleri kadar binmeleri sizin de bir kafede kitabınızı okuyup rahatça sohbet etmenize fırsat veriyor. Bu arada giriş ücreti ayrı, içeride yararlanacakları aktiviteler için alacakları bilet ayrı. Yani çocuğunuz olmasa bile Tivoli’ye mutlaka girin. İçindeki çok farklı tarzlardaki restoranlardan birinde yemeğinizi yiyip kahvenizi için. Yılbaşı için 19 Kasım’da açılan park 31 Aralık’a kadar açık.

img_1062

Şehir merkezinde bulunan Rundetaarn adlı kule şehrin manzarasını en iyi göreceğiniz yerlerden. Aynı zamanda Avrupa’da şu anda çalışan en eski gözlem evi. Tepeye döner şekilde eğimli bir yoldan çıkıyorsunuz. Yani öyle dik merdivenler yok. Çıktığınızda en tepede oturabileceğiniz banklar var, yani çıkmaya değer. Ergenler için de enerjilerini harcamak için bir fırsat.

img_0887

Dünyanın en uzun yaya caddelerinden olan Stroget üç gün boyunca sürekli olarak uğradığımız yerlerden oldu. Belediye Meydanından Kongens Nytrov Meydanı’na kadar uzandığından, yani şehrin ana merkezlerini birbirine bağlayan cadde olduğundan, aynı zamanda Kopenhag’ın alışveriş merkezi de olduğundan mutlaka uzun zaman geçirilen yerlerden. Hele üzerindeki mağazalar hem ergenlere hem biz yetişkinlere hitap ettiğinden bu caddede epey vakit geçirdik.

img_1107

Stroget caddesi boyunca ilerleyince karşımıza çıkan Guinness Rekorlar Müzesi, yalnız olsam hiç görmeyeceğim ama çocuklu olunca uğramadan geçemeyeceğim yerlerden oldu. Üstelik çocukları bırakıp biz iki anne Rosenborg Garden’a kaçamak yapınca o gün sanki biraz daha verimli geçti benim açımdan.

img_0919

King’s Garden da denilen Rosenborg’u daha önceki gelişimde de gezmiştim ve yine bu defaki gibi etkilenmiştim. Kış güneşinin en dik açıyla geldiği bahçe yine pırıl pırıldı. Rosenborg Sarayı’nın ihtişamı parkla birleşince kendinizi Ortaçağ’da bir karede hissediyorsunuz. Parktaki ağaçların kızarmış yaprakları, minik elma ağaçlarıyla dekore edilmiş yollar, ağaçların gölgesinin düştüğü göletler ve minik köprüler işte Avrupa’dayız dedirtti.

img_0910
Biz parkta doğayla hasret giderirken çocukların da eğlenceli olan rekorlar müzesinde keyifli vakit geçirmesi her iki tarafı da memnun etti. Herkes mutluysa doğruca sosisli yemeye.

img_0773

Yılbaşı pazarlarının en güzel yanı şehrin merkezinde kurulup her zevke hitap edecek yiyecek içecek bulunması. Kimi sosisli, kimi krep, kimi patates yerken herkes mutlu mu gerisi teferruat. Gerçekten o kokular burnunuza gelirken yeni yemekten kalksanız bile ne yesem diye bakınırken buluyorsunuz kendinizi. Bir yandan kokular, bir yandan ışıl ışıl meydanlar, masaldan her an fırlayacakmış gibi parlak süsler, insanın sevinçten çığlık atası geliyor.

img_0743

img_0761

Kopenhag’la ilgili en çok karşılaştığınız fotoğraf herhalde Nyhavn siluetidir. Yeni liman denilen ve 17.yydan kalma bu liman aynı zamanda şehrin kalbinin attığı yerlerden. Kanal boyunca pastel renklerde sıralanmış eski evler, eski ahşap gemiler, barlar, kafeler ve restoranlar vakit geçirmek için kuşkusuz en hareketli yerlerden. Buraya gelmişken bir de tekne turu yapmadan dönmemek lazım.

Biz tekne turu yerine bu defa adını arkadaşım Seda Tunç’tan öğrendiğim bir kafeyi tercih ettik. Eski bir ahşap tekneyi kafe haline getirmişler ve hemen nehrin kenarında bir kış konsepti yaratıp içini öyle dekore etmişler. Ortada bir soba etrafında uzanmak için koltuklar, her yerde yanan mumlar…Bir de duvara tahtadan bir raf yapmışlar, üzerine minik raylar döşemişler. Bir tren sürekli tüm kafeyi turluyor siz sohbet ederken. Dış kapı açılınca yukarıdan bir çam ağacı iniyor, kapıyı kapatınca çam ağacı yine tavana yükseliyor. Tıpkı oyuncak ev gibi. Yolunuz yılbaşı öncesi Kopenhag’a düşerse mutlaka bu kafeye uğrayın çok farklı bir ortam.

img_0820

Eğer buraya gündüz giderseniz şehir merkezindeki döner kuleden daha iddialı bir manzaraya sahip Vor frelsers kirke adlı kilisenin tepesine çıkabilirsiniz.  İyi bir tırmanma performansı gerektirmekle beraber oldukça güzel şehir manzarası görebilirsiniz. Christianshavn’daki bu kilise şehrin önemli değerlerinden.

Bizim ergenlerin çok ilgisini çekmese de daha önceki gidişimde Amalienborg Sarayı önündeki askerlerin nöbet değişimi oldukça ilgimi çekmişti. Her gün saat 12:00’de sarayın önünde yapılan görev değişim ritüelini izlerken kraliçenin ne kadar korunmasız ve korkusuz yaşadığını görüyorsunuz. Halka açık olan sokaklarda tek bir güvenlik görevlisi ya da koruma bile göremezsiniz. Güzel bir havada Nyhavn’ın sonundan sola dönüp deniz kıyısından yürüyüp şehri bir de bu yönden görebilirsiniz. Sol tarafınızda Amalienborg Sarayı, sarayın arkasında Marble Church (Mermer Kilise) gezip göreceğiniz duraklar olabilir. Bu kilise Kuzey Avrupa’nın en büyük kubbeli kilisesi. Yine kıyıdan devam ederseniz içinde heykeller olan çok güzel bir parka geleceksiniz. Biraz daha devam edince karşınıza gelecek olan heykel şehrin simgelerinden olsa da tam bir hayal kırıklığı bence: Masal yaratıcısı Andersen’in aynı adlı eserinden esinlenerek yapılan Little Mermaid, Küçük Deniz Kızı Heykeli. Küçük bir kaya üzerinde duran heykel 1.25 boyunda ve 175 kilo ağırlığında. Yine daha önce gittiğimde gördüğüm bu heykel konusunda ilk defa ergenlerle hem fikirdim. Görmek için o kadar yürümeye değmez, fakat arkadaşım Sibel’in aklı kalmadı değil. Onun için bir dilek diledim ben de; bir daha bu güzel şehre gelsin ve güneşli bir havada heykeli görsün.

İşte ergenlerle gezmenin böyle tarafları var. İkna etmek bazı konularda çok zor. Fakat hepimizin de çok beğendiği yerler olmadı değil. Tivoli bunlardan biriyse Torvehallerne de diğeri. Stroget caddesinden yürürken Louis Vuitton ile İllum arasından girip dümdüz yürüyorsunuz. Yolun sonuna kadar gidip ortasında havuz olan bir meydana geliyorsunuz. Burayı da geçip otobüs durakları, metro olan bir anayola geliyorsunuz, sola doğru yürüyüp karşıya geçince iki tane camdan yapı ile karşılaşıyorsunuz. İşte her çeşit yemeği, türlü türlü meyveyi, sebzeyi, çiçeği  bulacağınız, taze meyve suları, içki, peynir, şarküteri ile karşılaşacağınız bir yer burası. Londra’daki Borough Market’a çok benziyor.  Sushi, balık, et, pizza hatta kebap bile mevcut.

img_1114

img_1121

Ergenler çok havalı olsa da konu masallar olunca bir anda çocukluklarına dönüyorlar tıpkı biz yetişkinler gibi. H. C. Andersen Fairy-Tale House Kopenhag’da görülesi yerlerden. Şehir merkezinde hemen belediye binasının orada bulunan bu küçük masal evinde, Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in dünyaca bilinen masallarını bir kez daha hatırlıyorsunuz.

img_1192

img_1206

Biz aslında Kopenhag’a şehre trenle üç saat uzaklıkta bulunan Avrupa’nın en büyük Legoland Parkı için gitmiştik. 1968’de açılmış ve her yaşa hitap eden bu açık hava parkı maalesef kışın kapalı oluyormuş. Uçak biletlerimizi aldıktan sonra öğrendiğimiz bu bilgi ergenleri üzse de Tivoli ve Kopenhag’ın yılbaşı üzeri ışıklara ve eğlenceye bürünmüş olması işimizi kolaylaştırdı. Harika üç gün geçirdik. Arada harika anlardan dolayı sessiz çığlıklar da atmadık değil tabii.

img_0814

Bazı müzeleri ben daha önce görmüş olsam da onlar göremedi. National Museum, Glyptotetek, Statens Museum for Kunst bunlardan bazıları. Siz giderseniz özellikle bu üç müzeyi görmenizi tavsiye ederim.

Kopenhag’da kalınacak yerler, kahve içilecek mekanlar, yemek yenilecek restoranlar, alışveriş yapılacak yerler ve alınacaklar bir sonraki yazıya artık. Takipte kalınız.

Gidilecek yerler konusunda yaptığı tavsiyeler için Seda Tunç’a, fotoğraflar için Sibel Senna Demir’e teşekkürler

 

1 Comment

  • Reply Kopenhag'a Niye Gidilir? - Banu'nun Dünyası 09 Aralık 2016 at 07:02

    […] sonra Kopenhag’a gittiğimde mutlaka uğrayacağım dediğim yerlerden biri Torvehallerne. Bir önceki yazımda detaylı yazmıştım. Yemek için ya da Danimarka kültürünü yakından görmek için […]

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com