Banu'ca Basın'da Röportaj

Yılmaz Özdil ile iki saat ne konuştuk?

01 Kasım 2013

Afrika seyahat notlarıma biraz ara verip son dakika haberleriyle karşındayım sevgili okur. Hürriyet İnternet Grubu’nun web yayıncılık ağı Bumerang, biz blogger’ları Yılmaz Özdil ile buluşturdu. Bumerang’ın sosyal medya üzerinden düzenlediği yarışmayla seçilen 10 blogger’dan biriydim ben de. Yazımı ta Zanzibar’dan yazıp yollamıştım. 200 kişi arasından seçilen yazım ile Yılmaz Özdil ile birebir 2 saat görüşme şansı elde ettik ve aklımıza gelen her soruyu sorduk. Aşağıdaki röportaj kolektiftir sadece kendi sorduğum soruları parantez içinde belirttim. İsminin açıklanmasını istemeyen blog yazarlarına saygımdan diğer soru sahiplerinin ismini paylaşmadım. Bu arada İmza Kızın ve İmza Karın kitapları da artık emin ellerde, kendisine imzaladım. Blog yazarı olduğumu unutmadan, bunun sadece bir yazar-blogger buluşması olduğunu ve amatörce yazıya dökülmüş olduğunu hatırlayarak okumanızı arzu ederim.

Keyifli okumalar.

Bu kadar gergin, herkesin konuşmaya yazmaya korktuğu bir dönemde bu cesareti nereden buluyorsunuz? Korkmuyor musunuz? (Ben)

Ben kendimi cesur görmüyorum öncelikle. Böyle vahim bir tabloda hiçbir şey yokmuş gibi yazan gazeteciler aslında çok cesur. Ben, hepimiz adına çok endişeli olduğum için yazıyorum ve elbette korkuyorum.

Gazetelerde, televizyonda cesur yazan cesur konuşan pek çok kişi görevinden alındı, Hürriyet de dahil. Siz acaba neden hala gazetedesiniz? Niye sizi atmıyorlar?

Bir kere “Yılmaz Özdil neden Hürriyet’ten atılmıyor” sorusu AKP’nin topluma pompaladığı bir sorudur. Bu iğrenç ortamda bile Milliyet’te, Vatan’da, Akşam’da ve daha pek çok gazetede, televizyonda işini namusuyla yapan onlarca kişi sayarım size. Mesele aslında Hürriyet’le ilgili meseledir. Hürriyet’in yazarlarının işten atılması ile ilgili meseledir dolayısıyla bu soru AKP ile ilgili bir sorudur . Muhatabı da ben değil Aydın Doğan’dır.

2011 yılında “Gazetecime Dokunma”, “Özgürlük Yürüyüşleri” yapıldı. İstiklal Caddesi’nde sizinle birlikte yürüdük. Bu yürüyüşler o zaman halkın daha bilinçlendiğine işaret ediyordu. Sonra Gezi Parkı olayları oldu daha da bir ses çıktı. Sizce Gezi Parkı bu ülke için bir etken oldu mu? Muhalefet bunu kendi adına değerlendirebildi mi?

Bir kere ben o yürüyüşlere gazeteci olarak katılmadım. Nedim Şener hapisteydi ve orada olmayı hak etmiyordu ben ona destek olmak için katıldım. Yoksa gazeteciler ile ilgili durum beni çok ilgilendirmiyor. Çünkü gazetecilerin ne mal olduğunu bilecek kadar çalıştım bu meslekte.

Gezi Parkı olayına gelince… Pek çok şeyin göstergesi oldu; toplumun siyasetten çok ileride gittiğinin, özellikle muhalif partilerin yetersizliğinin, üniversiteleri, YÖK’ü, dekanları içeri almakla gençliği kontrol edemeyeceklerinin, bu ülkede var olan devrim ateşinin seneler sonra hala bu ülkenin gençlerinin damarlarında dolaştığının, iktidarı elinde tutan kişilerin demokrasiyle bir alakasının olmadığının, kendi vatandaşının gözünün içine ateş edebilecek kadar vahşiliğin, polisin polis olmaktan çıkıp yeniçeri haline geldiğinin, bugün hala Gezi Parkı’nı yok sayan iktidarın ve medyanın dünyadan bihaber olduğunun, bu olayların artarak da devam edeceğinin bir kanıtı.

İktidar çok sağlam gidiyor, güçlüler ve hep birlik beraberlik halindeler. Bizse hiçbir zaman bir arada olup güçlü duramıyoruz. Sizce bunun sebebi ne ve nasıl çözülebilir?

Bunun sebebi sadece yeni CHP’nin beceriksiz bir parti olmasından kaynaklanmıyor. Bana göre yeni CHP, AKP’nin bir 10 sene daha iktidarda kalması için hazırlanmış bir projedir. Bu yüzden siz CHP’den bir muhalefet bekliyorsanız boşuna beklersiniz. Ama temelde bu sadece sağ sol meselesi değildir. Mesele Türkiye’nin Atatürkçü çizgiden çıkarılma meselesidir. Demokratik Parti’yle başlayıp, Adalet Partisi’yle devam eder, Özal ve şimdide bunlar. Dolayısıyla hepsi kontrolsüz başlayıp biten partilerdir. AKP de bitecektir. Bütün mesele hangi mezhepten hangi etnik kökenden olursak olalım, hepimizi bir arada tutan Mustafa Kemal çimentosunun bozulması meselesidir. Herkesin Kemalist çizgide bulunmasında fayda var.

Siyasete girecek misiniz? (Ben)

Hayır.

Siz ülkenin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

2002 seçimlerinde önce İsmail Cem bir parti kuruyordu ve DSP’den Bülent Ecevit’ten boşalan yeri doldurmaya adaydı. Amerika’dan biri geldi ben de varım dedi, ne oldu anlayamadık İsmail Cem ile o parti tasnif oldu.

Daha sonra Cem Uzan parti kurdu adam bugün yurt dışında ülkeye giremiyor.

Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar bir parti kuruyorlardı. Biri siyaseti bıraktı, diğeri hapse girdi.

Deniz Baykal’ın kasetiyle CHP organize edildi. O güne kadar CHP’nin kapısından geçmemiş adaylar CHP’ye genel başkan yardımcısı oldu.

Açılım meselelerinden kıl payı önce büyük bir talihsizlik sonucu Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düştü ve Alperenler’le Ülkücü’lerin “evet” demeleri sağlandı.

Siz, bana Alaska’dan Patagonya’ya kadar dünyanın herhangi bir bölgesinde son 10 yılda siyasette bu kadar tesadüfün yaşandığı bir ülke gösterebilirseniz ben de size ülkenin geleceği konusunda fikrimi söylerim.

Şu anda Genel Kurmay Başkanı terörist, TSK hapiste… Türkiye artık birinci sınıf bir DİN devletidir. Mesele saçı örtülü kadınlar değil beyni örtülü erkekler meselesidir.

Bugün bizzat anayasa mahkemesi tarafından Türk Hükümeti anayasa karşıtı ilan edilmiştir, yargılanmıştır ve laiklik karşıtı eylemlerin odağı seçilmiştir. Türkiye’yi anayasaya aykırı bir parti yönetiyor.

Artık Türkiye laik bir cumhuriyet değil, din devletidir.

Geçtiğimiz günlerde Enver Aysever’in programında “Türkiye’nin önü açık, AKP alaşağı” dediniz. Müebbet muhalefet durumunda umut vericiydi. Diyelim ki alaşağı oldu, bundan sonra ülkenin panoramasını çizebilir misiniz?

Üç saniye sonra ne olacağını ancak demokrasinin var olduğu gelişmiş ülkelerde konuşabiliriz. Bugün Türkiye’de artık bir demokrasi söz konusu değil. Başta silahlı kuvvetler olmak üzere vatandaşın tamamına karşı komplolar söz konusu. İnsanlar iftiralarla hapse atılıyor, sıradan insanların bile telefon konuşmaları dinleniyor, hukuk hukuk olmaktan çıkmış. Dolayısıyla yarına dair bir yorum yapmak mümkün değil. Benim o günkü konuşmada ümidim o güne kadar olan bilgilerin ışığındaydı.

Sahte delillerle organize edilen davaların bizzat Yargıtay tarafından onanması Türkiye’nin geleceğine dair umutları yok etmiştir.

İnsanların özel hayatlarında dilediği gibi özgürce giyinme hakkı vardır. İster türban takar ister branda takar ama devlet dini kıyafete bürünüyorsa eğer bu “başını örtme özgürlüğü değil, başı açık gezme yasağıdır”. Bunun böyle olduğunu Türkiye yaşayarak görecektir. Artık yavaş yavaş başta sağlık, eğitim camiasında bunu herkes birebir yaşayacaktır. Hakim türbanlıysa eğer sizin de türbanlı avukat bulmanız gerekecek. Hukuk etkili olmaktan çıkıp, mezhepsel kardeşlikler söz konusu olacak. Dolayısıyla içinden çıkılmaz bir haldeyiz. Bundan en avantajlı çıkacak olan bölücü partidir. PKK ve BDP birlikteliği önümüzdeki yerel seçim başta olmak üzere büyük kazanımlar sağlayacaktır.

Özellikle Gezi Parkı olaylarından sonra harekete geçmek isteyen, elini taşın altına sokup yeni oluşumlar yeni bir şeyler yapmaya istekli kişilere ne önerirsiniz? (Ben)

Ben siyasetçi değilim bu konuda bir şey öneremem. Türkiye’nin bu durumunu gören muhalif partilerin kendine çeki düzen vermesi, toplumu yönlendirmek için çaba harcaması gerekir. Sen, ben, biz örgüt değiliz. Dinciler ya da tarikatçılar gibi birbiriyle bağı olan insanlar değiliz. Bizi bir arada tutacak olan ve güvenliğimizi sağlayacak şey laik bir Türkiye Cumhuriyeti ve hukuktur. Bunlar ortadan kalktığı için hiçbirimizin hatta AKP’nin dahi bir güvencesi kalmamıştır. Şu an silahlı kuvvetlere, size, bana atılan iftiralar bir süre sonra bu ortaklık bitince AKP’nin de başına gelecektir, onun hakkında da kasetler çıkacaktır. Türkiye böyle bir kepaze hale gelmiştir. AKP’liler dahil Türkiye’de artık kimsenin güvencesi kalmamıştır. Bu fotoğrafı görüp düzeltme yükümlülüğü siyasi partilerindir.

Halk TV’de Uğur Dündar ile yaptığınız röportajdan sonra sosyal medyadan büyük tepki aldınız. Başbakanı koruyan, yandaş dediler sizin için. Orada gerçekten ne demek istediniz? Halk TV’nin dilini nasıl buluyorsunuz?

Herkesin penguene dönüştüğü bir ortamda teşekkür edilecek bir iş yapıyor Halk TV tebrik etmek lazım. Ben o programda demek istediğimi gayet net dediğimi düşünüyorum ama tekrar edeyim. Tayyip Erdoğan’ın kötü bir adam olması, Beşer Esad’ı iyi bir adam yapmaz. Beşer Esad ile röportaj elbette yapılır ve yapılmalıdır. Cumhuriyet Gazetesi yaptı mesela. Ama bu röportajı muhalif parti televizyonundan yapıyorsanız bu gazeteciliğe girmez. Tayyip Erdoğan’a ne söyleyecekseniz yüzüne söyleyin. Ben böyle yapıyorum. Suratına söyleyemediklerinizi Beşer Esad’a söyletmeyin. O röportajı CNN, NTV yapsa itirazım olmaz gerçi onlar korkuyor. Ama Halk TV, CHP ile bağı olan bir kanal.

Üstelik benim aleyhimde propaganda, linç kampanyası başlatan bizzat CHP milletvekilinin kendisidir. O CHP’nin şunun kararını vermesi lazım: Hatay Milletvekili, CHP milletvekili mi, Esad milletvekili mi?

Hiç tehdit alıyor musunuz?

Ne yapacaksınız vuracak mısınız? Öldürülmekten korktuğumu soruyorsanız evet korkuyorum ama bunun size ne faydası olacak? Bunu öğrendiğinizde ne olacak? Gazeteciler Süpermen değildir, biz sıradan insanlarız. Komedi tirajı olup hiç satmayan bir gazetede kendini kahraman sayan köşe yazarları toplumu bu hale getirdi. Bizim sıradan insanlardan ya da başka meslek gruplarında çalışanlardan bir farkımız yok. Öldürülmekten de tehdit almaktan da korkarız ama bunu bilmenizin size bir faydası olmaz. Benim gazeteci olarak tehdit altında olmam bu hükümetin, valinin, emniyetin ayıbıdır. Gazetecinin tehdit edilmesi çok büyük bir utançtır.

Bir medya var, kapalı bir kutu ve o ne derse insanlar ona inanıyor. Hiç kimse yargılamıyor, düşünmüyor herkes birinin peşinde gidiyor.

Einstein der ki; Ben her şeyi anladım da insanlar nasıl anlar anlamadım…

AKP, medyaya rağmen iktidara gelmiş bir partidir. Şu ana yalakalık yapan medya 2002 seçimlerinden önce AKP aleyhine yayın yapıyordu ama AKP seçimi kazandı ve geldi. Demek ki millet medyanın yalanlarını önemsememiş. Toplumun tamamını medyanın etkilemesi mümkün değil. Bu yalaka medya hiçbir şey yapamayacak ve AKP de bir gün gidecek ve bu yalakaların bir kısmı yurt dışına kaçacak bir kısmı da mesleği bırakacak. Çünkü aynı yalakalıkları aynı ahlaksızlıkları daha önce de yaptılar. 12 Eylül darbesinde bir numaralı şakşakçı bugün AKP’yi de şakşaklıyor. Ama o dönemde sosyal medya yoktu, kayıt yoktu, buna güvenerek ve Türkiye’nin ortalama yaşı 27 olduğundan o günleri hatırlamamalarına güvenerek her türlü yalanı söylüyorlardı. Ama artık bugün dijital çağda, internet ortamında söyledikleri yalanlar AKP’nin yüzüne vurulacak. Bu medyanın tek taraflı, ahlaksız yayınları AKP’nin iktidarda kalmasını sağlayamaz.

Benim size bir gazeteci olarak önerim şudur: adam yalakaysa okumayın, gazete yalakaysa almayın.

Twitter hesabınızı (yozdilhurriyet) kendiniz mi yönetiyorsunuz? (Ben)

Hayır, Hürriyet tarafından yönetiliyor.

Şu an bir bölünmüşlük yaşıyoruz milletçe. 80 öncesi bölünmüşlükle bugün yaşananları kıyaslayabilir misiniz?

Vahim bir fark var. Bugün Türkiye’nin toplumsal mutabakatı bölünmüştür. 80 öncesinde gençler sağcı solcu olarak ayrılmışlardı, kavga ediyorlardı ama aileler ayrışmış değildi. İzmir’de çocuğunun eyleme katılmasına itiraz etmeyen anne baba yoktu ama toplumsal mutabakat ayrışmış değildi. Polisi sağcı solcu olarak bölmüşlerdi ama hukuk duruyordu. 12 Eylül darbesinde askeri cunta iktidardayken bile bu ülkede hukuk vardı. Sayısız insan darbe mağduru oldu, işkence gördü, yargılanmadan asılanlar oldu ama o cunta döneminin hukukundan bile faydalanarak özgürlüğüne kavuşan binlerce insan oldu. Bugün ise toplumun ruhu bölünmüştür.

Bugün Türkiye’de her meslek kesimi ve toplumun her sınıfı ötekileştirilerek birbirinden nefret eder hale getirildi. Pratisyen hekim uzman hekimden, astsubay subaydan, hemşire doktordan, muhabir yazı işlerinden nefret eder hale getirildi. Bizzat bu ülkenin başbakanı din, dil, ırk farkı gözeterek halkı kin ve nefrete sevk etmekten mahkum olmuştur. Bunu yaptı yapmadı ayrı mesele. Ama bu ülkenin mahkemeleri tarafından mahkum edilmiştir. Böyle birini başbakan seçerseniz halk birbirinden, ırk dil, din farkı gözeterek nefret eder. Şu an yaşanan budur.

Yani bizim de birbirimize düşesimiz varmış. Kendimize güvenen bir millet değilmişiz, hemen çökmüşüz teslim olmuşuz.

Şöyle bir haklılık payı var. Hepimizin gurur duyması gereken bir Atatürk Devrimi var bu ülkede. Cumhuriyetimiz var. Bu cumhuriyet ve demokrasi bundan önceki senelerde, iktidarı elinde bulunduran siyasi partiler ve zaman zaman da askerler tarafından çok hoyratça kullanıldı. Mesela bugün deniyor ki, A kişisi AKP zengini. ANAP’ın  da zengini vardı. Hırsız laik olunca problem olmuyor da dinci olunca mı problem oluyor?

AKP, bundan önceki hükümetlerin hatalarının toplamıdır. PKK’nın hiçbir eylemi meşru kabul edilemez ama PKK’nın çıkma sebebi kabul edilebilir. Bir sorun var, bu sorun silahla çözülemez ama onların silaha sarılma sebebi ortadan kaldırılmazsa, bu gerçekle yüzleşilmezse PKK gider başka bir şey gelir. Türkiye’nin dramı budur. Mesele AKP meselesi değildir. AKP’ye oy verenler içinde ben eminim ki Ecevit’e de oy verenler vardır. AKP’nin yaptıkları başka bir şey AKP’nin iktidara geliş ve kalma sebebi başka bir şey. Bunu birbirinden ayırt etmek gerek. AKP’nin iktidara gelmesiyle ilgili bütün argümanları desteklerim. Bu millete hoyratça davranıldı ve bu millet, bunların ona hoyratça davranmayacağını düşündü. Ama AKP’nin yaptıkları bana göre eleştiriye açıktır ve eleştirilmelidir.

Köşe yazarları olarak iktidarla uğraşmak işin kolay kısmı değil mi? Muhalefete karşı muhalif olmak gerek diye düşünüyorum. Muhalefet partilerini eleştirmek gerekmiyor mu sizce?

Ben zaten muhalefet partilerini de eleştiriyorum ve bunları yazıyorum. Bugün iyi diye saydığım yazarlar var Bekir Coşkun, Ümit Zileli, Emin Çölaşan ve daha pek çok yazar hepsi muhalefet partileri hakkında da yazar ama hükümet yalakası dediğimiz hiçbir yazar AKP aleyhine tek bir satır yazamaz.

Konuyu biraz İzmir’e getirmek istiyorum bir İzmir’li olarak. İzmir’de Aziz Kocaoğlu’na karşı tepkiler var. Sizce CHP Aziz Kocaoğlu ısrarından vazgeçmezse bu CHP’ye negatif olarak döner mi?

Adaylar hakkında yorum yapmak bana düşmez ama bir İzmirli olarak Aziz Kocaoğlu hakkında konuşabilirim. Aziz Kocaoğlu İzmir’de rekor kırar. AKP İzmir’de anca gider. İzmir’deki belediyecilik ile ilgili tüm şayihalar tamamen yalaka medya tarafından yayılıyor. İzmir medyasının çoğu satın alındı. Bugün İzmir’de belediye otobüslerinde mesai ile çalışıp, otobüste belediye aleyhine konuşan insanlar var. Bunu AKP yapıyor demiyorum. Alsancak’ta, Gündoğdu’da kafelerde mesai ile 9:00 – 17:00 oturan türbanlı arkadaşlar var. İzmir Belediyesi’nin başarısız olduğu söyleniyor, bugün belediyenin borcu yok. AKP, İzmir’in üzerine sürekli müfettişlerle saldırdığı için İzmir Belediyesi, Türkiye’nin en iyi yönetilen belediyesi. Çünkü herhangi bir açığı olmaması lazım. İzmir Belediyesi dünyanın en çok gelişim gösteren belediyelerinden seçildi, bunu bilmezsiniz çünkü yalaka medya bunu yazmaz.

Herkes biraz İzmirlidir. İzmir’de doğup İzmir’de büyümek gerekmiyor. İzmir’de 81 ilin 81’inden vatandaş yaşıyor ve İzmir işgal edildiği gün bir ulusa kurtuluş savaşını başlatan, işgalin sona erdiği gün kurtuluş savaşını bitiren tek şehirdir. İzmir, bir cumhuriyet müzesidir. İzmir’de 3. Ahmet Çeşmesi, Tayyip Erdoğan Bulvarı bulamazsınız. İzmir’in bütün statları, okulları, caddeleri, bulvarları cumhuriyetle özdeşleşmiş insanlarla anılır. Hatay, henüz TC’ne dahil değilken İzmir’de Hatay diye semt vardı. İzmir’i İzmir yapan Mustafa Kemal devrimlerinin bizatihi kendisidir. Hayata Mustafa Kemal penceresinden bakan Artvinli de İzmir’in zihniyet hemşehrisidir. Çok partili seçim sistemine geçtikten sonra yapılan tüm sonuçlara bakın, İzmir hangi zihniyette direniyorsa bir sonraki seçimde Türkiye o yönde karar vermiştir. Çünkü özgürlük ve demokrasiden en fazla faydalandığımız ildir. Bu İzmir’e ait bir şey değildir. İzmir’de yaşayan halkın sahip olduğu ve kaybetmek istemediği demokrasi anlayışının bir sonucudur. AKP, İzmir’i alamazsa Türkiye’nin İzmirleşeceğini biliyor. Şu an bütün Ege’ye İzmir zihniyeti sirayet ediyor bu yüzden de AKP İzmir’e saldırıyor. İzmir parayla satın alınamaz, yalaka medya ile İzmir halkını birbirine karıştırmamak lazım. Bu seçimde bana göre AKP İzmir’i anca rüyasında görür…

Siz ne okuyorsunuz? Ne tarz kitaplar…

Gazete olarak işim gereği her şeyi okuyorum. Yeni çıkanları, çok satanları tabii takip etmeye çalışıyorum ama benim romancı kahramanım Kemal Tahir. Türk edebiyatının Kemal Tahir ile bittiğini düşünüyorum. Genç arkadaşlara mutlaka kitaplarını okumalarını öneririm.

Kişisel merakım mikro tarih. Mesela saat ile ilgili otuz kitap okumuşumdur. Çatalın tarihi, araba lastiği… Eşyaların ve insanların mikro tarihleri beni ilgilendirir.

Yılmaz Özdil’e bu güzel iki saat için çok teşekkür ediyoruz.

Yılmaz Özdil’den blogger’lara bir tavsiye;

Siz de bir anlamda gazetecilik yapıyorsunuz. Gazetecilik söylendiği gibi  objektif bir meslek değildir. Mesela dün Marmaray açıldı. Olay aynıydı ama 30 farklı başlık, 30 farklı bakış açısı, 30 farklı spot vardı bu da gazeteciliğin sübjektif olduğunun göstergesi. Temel mesele, konu ne olursa olsun kendi görüşünüzden asla geri durmamanız. İnsanlar size tepki gösterecek diye doğru bildiğinizen geri durmayın. Türkiye ancak bu şekilde rayına girer. Köşelerinizde, blog yazılarınızda  AKP’li bile olsanız doğru bildiğinizden asla şaşmayın. Burada ben konuya girdim ve Özdil’e şunu dedim

–          O zaman pijamaları alıp ziyaretçi bekleyeceğiz hapiste. Eşim bana “her şeyi yazma, paylaşma” diyor.

Özdil:

-O zaman bir an önce boşanmanızda fayda var J

Bir anlamda övünç kaynağı bir anlamda utançtır şu konu: Dünyada ulusal marşı “Korkma” diye başlayan tek ülkeyiz. Çünkü yazan kişi biliyor ki bunlar korkar. Türkiye’nin başına ne geliyorsa bundan geliyor.

Yılmaz Özdil’den iyi bir blog yazısına dair bir ipucu;

 

Kelimeleri tasarruflu kullanmak.

Elinize bir kalem alın. Herhangi bir köşe yazarının yazısını  açın ve gereksiz bulduğunuz kelimelerin üstünü çizin. Yarısını atmanıza rağmen anlamın bozulmadığını görürsünüz. Yarısını attığınız bölüm o yazarın egosudur. Ben gazetelerin mutfağında çalışa çalışa bu disipline sahip oldum.

Gazetecilik sanıldığı gibi sosyal bir meslek değildir, analitik düşünmeyi gerektirir. İddiam o ki, mühendislerden gazeteci yapmayı başarabilseydik bugün çok daha başarılı bir medyamız olurdu.

Yazarken analitik düşünelim yani.

33 Comments

  • Reply şadıman şenbalkan 01 Kasım 2013 at 19:26

    Sorular cesaretli, cevaplar cesaretli fakat daha sorulacak çok soru vardı, kısa ama; özü yakalıyabilecek. İlkin başlangıcı bu olsa gerek, blog yazarlığı yükselen bir değer ve Özdil’de bu özgür yazma yerinin gazetecilerin alanı olabileceğini işaret etmiş. Her blog yazarına başarılar dilerim. Ben olsaydım popüler kültürün edebiyata bulaştığını ve yazar diye lanse edilenlerin ve yayın evlerinin nazlı niyazlı hallerini de sorardım. Kadına Şiddeti ve topluma maliyetini… Bu işin mutfağından yetişmiş bir yazdırılmayan gazeteci olarak, sorularımdan size sıra gelmezdi. İyi ki bloğum yok… Hadi size geçmiş olsun… Şadıman Şenbalkan

    • Reply Banut 01 Kasım 2013 at 19:37

      Eminim bir gazeteci olarak çok daha iyi iş çıkarırdın Şadıman. Bu bir blog toplantısıydı tahmin edeceğin gibi zaten hiçbirimiz gazeteci değiliz, bizimki sadece bir deneyim oldu. Ama harika bir deneyimdi

      • Reply şadıman şenbalkan 02 Kasım 2013 at 11:08

        Çok güzel toparlamışsın ve konularına vakıfsın. Tebrik ederim.. Ellerine sağlık ve ayrıca blogunu takip edenlerdenim. Başarılı kadınları alkışlıyorum… Seni de Banu… Nice başarılara..

  • Reply tuten 01 Kasım 2013 at 23:25

    Banucugum harika olmus eline saglik

    • Reply Banut 02 Kasım 2013 at 10:50

      çok teşekkürler Tütencim

  • Reply evde yazar 02 Kasım 2013 at 14:22

    Çok güzel özetlemişsiniz, kaleminize sağlık..
    Ayrıca sizinle tanıştığım için de çok mutluyum.
    Sevgiler:)

    • Reply Banut 02 Kasım 2013 at 14:39

      ben de çok mutlu oldum görüşelim

  • Reply özlem 02 Kasım 2013 at 15:40

    Banu ablacığım keyifle okudum. Teşekkürler…

    • Reply Banut 02 Kasım 2013 at 19:57

      Canımsınnn

  • Reply Juli 03 Kasım 2013 at 17:39

    Banusum eline gözüne yüreğinize saglik ne mutlu sana

    • Reply Banut 03 Kasım 2013 at 18:49

      çokkk çokkk teşekkür Jujuuu

  • Reply lamia aylin 04 Kasım 2013 at 08:42

    Banucugum en merak edilen gazetecilerden biriyle harika deneyim Tebrikler ve bize de bu deneyimi yattığını için teşekkürler

    • Reply Banut 04 Kasım 2013 at 10:10

      canımmmm Aylinim

  • Reply zeynep goktaş 04 Kasım 2013 at 09:10

    Tebrik ediyorum. Güzel sorular ve güzel cevaplar..

    • Reply Banut 04 Kasım 2013 at 10:10

      10 blogger arkadaşı kutlamak lazım:)

  • Reply Selgin GB 04 Kasım 2013 at 09:52

    Süpermiş. Yılmaz Özdil aslında her şeyi, her gün, hep aynı şekilde köşesinden söylüyor. Kısa yazma özürlü birisi olarak özellikle tavsiyelerdeki anlamı bozmayan kelimelerin üsütünü çizme konusunda alıştırma yapmak faydalı olabilir. Eline sağılk…

    • Reply Banut 04 Kasım 2013 at 10:10

      evet o kısmı tüm yazanlar için paylaşmak istedim

  • Reply Ayşen Peren 04 Kasım 2013 at 10:46

    Harika bir yazı soluksuz okudum Banucum:) Sormak istedim aldığım cevaplar yazını bir çırpıda okuttu bana:) İyiki bloggerlar var dedim:) Tebrik ediyorum ve paylaşımların için çok tşk ediyorum güzel arkadaşım:)

    • Reply Banut 04 Kasım 2013 at 15:49

      Ayşen’cim buraya yaptığın yorumlar benim için o kadar değerli ki

  • Reply Serpil Öktem 04 Kasım 2013 at 20:29

    Banucum. Tebrık edıyorum. Oldukca basarılı sorularla yapılmıs bır roportaj olmus bence. Basarılarının devamını dılerım..

  • Reply Neslihan 04 Kasım 2013 at 20:45

    Tebrikler Banu. Umarım ödülü kaparsın! Sevgiler..

    • Reply Banut 04 Kasım 2013 at 21:02

      Çok teşekkürler

  • Reply gonca keskin 08 Kasım 2013 at 11:02

    Banucum süper bir buluşma olmuş. Keyifle okudum :) selam ve sevgiler.

    • Reply Banut 08 Kasım 2013 at 16:32

      Selamlar benden Goncacım

  • Reply Funda Korkmazgil 08 Kasım 2013 at 11:58

    bir solukta okundu Banu’cum,çok güzel özetlenmiş konular,sorular….
    sadece boşan kısmını beğenmedim! eşine de hak vermiyor değilim o konuda ;)
    sevgiler canım…

    • Reply Banut 08 Kasım 2013 at 16:32

      O zaman seni de boşadım gitti Funda

  • Reply Leyla Ergunsü 10 Kasım 2013 at 11:22

    Banu’cum harika bir sohbet olmus bir solukta okudum..Maşallah sana..!

    • Reply Banut 10 Kasım 2013 at 13:50

      Teşekkürler Leylacım

  • Reply gamze cihan gökyıldız 11 Kasım 2013 at 11:57

    Yılmaz ozdılın yazılaraına bayılan bırı olarak, gayet başarılı bır buluşma olmuş. cok tebrıkler, böyle ozgur yazabılen yazarlarla devaımını dılerım.

    • Reply Banut 11 Kasım 2013 at 15:36

      Tesekkürler, Gamzecim

  • Reply mavianne 04 Aralık 2013 at 11:36

    Banucum, ödülü senin almanı diliyorum
    İlk röportajını da bana verirsen sevinirim :)
    tabi ünlü gazeteciler seni kapmazsa
    yukarıdaki röprotaj da çok süper olmuş bence
    ellerine sağlık
    sevgiler

    • Reply Banut 04 Aralık 2013 at 18:00

      Canım ben ilk 10’a ile giremedim Bumerang’da:):)

    Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com