Karaköy’de Nerelere Gidilir?

15

Nereden başlasam, nasıl anlatsam…Bir Karaköy vardı zihnimde şimdi bin Karaköy oldu. Uzun zamandır aklımda bir Karaköy turu yapmak vardı. Herkesten özellikle de zevkine, bakış açısına çok güvendiğim arkadaşlarımdan Karaköy’ün sanat, eğlence, lezzet durakları  bakımından gözde mekanlar arasında olduğunu duyunca hemen programa aldım. Aslında hafta içine göre plan yapmıştım ama bizim bey ile kırk yılda bir denk gelen vakitlerimiz uyuşunca bir cumartesi öğleden sonrasını kendimize ayırdık ve keşfe çıktık bu tarihi mekanı.

Karaköy’de nerelere gidilir deyince aklıma Namlı, Murat Pastanesi gelirdi, bir de Kadıköy-Karaköy vapuru. Harem’den bindiğimiz arabalı vapur ile on beş dakikada Karaköy’e vardık. Hemen iskelenin arkasındaki katlı otoparka da arabamızı koyduk ve tüm bu işler için evden çıkışımızla arabayı park etmemiz bir saat sürmedi. Biz akşam ve gece için de farklı programlar yaptığımızdan arabayla gitmeyi uygun gördük yoksa toplu taşıma ile çok kolay ulaşım Karaköy’e.

İlk olarak Fransız Geçidi’nden başladık turumuza. Rıhtım Caddesi ile Mumhane arasında yer alan ve 1800’lü yıllarda inşa edilen tarihi Fransız Geçidi, aslına sadık kalınarak restore edilmiş. Galata sur içinin bu bölgesinde Fransız tüccarlarının evlerinin bulunduğunu ve her Çarşamba günü bu çevrede Pazar kurulduğunu yazan Carbognano, kıyıya çıkarılan ticari malların Fransız ticaret bölgesinde taşınması için kullanılması, yapının belki de bu yüzden Fransız Geçidi adıyla anıldığını ekliyor. Dış cephesinin portakal rengi olduğu bina içinde çok güzel kafeler ve tasarım ürünleri satan birkaç mağaza var. Kağıthane de bunlardan biri. “Buradaki hiçbir şeye gereksinimin yok, ama gördüğünde hepsini birden isteyeceksin” diyecek kadar güveniyorlar kendilerine. Bence çok da haklılar çünkü içeri girdiğiniz andan itibaren gördüğünüz farklı tasarım ürünü olan kırtasiye malzemelerine, takılara, çantalara bakmaya doyamıyorsunuz. Eskiden kullanılan bakkal defterleri, resim, müzik defterleri, bloknotlar her şey harika.

Fransız geçidinin hemen denize yakın kapısında bulunan Bej Kafe’ye Kağıthane’den geçebiliyorsunuz. Yarıya kadar tüllü camları, mis kokulu havasıyla bir Fransız kafesi görüntüsünde olan Bej’i başka zaman keşfetmek üzere not ettik ve çay içmek için Dem Cafe’ye yöneldik.

İşte sahibi olmanın hayallerini kurduğum yer burası. Küçük, sıcak, samimi, dekorasyonuyla insanı ezmeyen, şirin mi şirin Dem Cafe tam bizlik. 60 farklı çay çeşidi ile seçim yapmanız zorlaşsa da her şeye değer. Yılbaşı üstü gittiğimizden her yer kokinalarla süslenmişti. Duvarlardaki çay tabloları zaten beni benden aldı. Çalışanların güleryüzlülüğü, mekanın sıcaklığı sıra beklemenize değiyor. Mekan küçük olduğundan böyle bir risk var ama emin olun pişman olmayacaksınız. Tercihimizi 47 numaralı çaydan kullanarak keyfine varmaya başladık kafenin. Rooibos Chocolate Heaven Çayı. Kakao kabukları, İrlanda kreması ve çikolata hep beraber bir araya gelmişler, çok da iyi yapmışlar. Tatlı olarak da tercihimizi Pişmaniyeli Armut Tatlısı ile yaptık. Christmas Scent denilen özel sosunu mutlaka deneyin. Dem Karaköy’de saatlerce oturabilirdim ama daha keşfedilecek çok yer vardı ve buradan sonraki durağımız ara sokaklar oldu.

Eski ile yeniyi mimari yapıyı bozmadan koruyabilmiş tüm yeni mekanlar. Ara sokaklardaki köhne ve bakımsız binaların da bir an önce elden geçmesini dileyerek sonbahar yapraklarının üzerine bastığınızda çıkan sesin ritmiyle yürümeye devam ettik.

İkinci yaş gününü kutlayan Atolye11’e de parti vardı ve biz de içeri girdik. Dekorasyona yönelik tasarım ürünleri ile birlikte giyim ve takıların bulunduğu mağaza gerçekten görülmeye değer. Karaköy’ün tarihi dokusunda yer alan Anadolu Ortodoks Kilisesi’nin çatısı altındaki mağaza çan kulesini de içinde barındırıyor. İpek kadife yastıklar, mücevher kutuları, aksesuar ve giysiler benim en çok ilgimi çeken tasarımlar oldu. Haftanın yedi günü açık mağazaya mutlaka uğrayın derim.

Atolye 11’den sıcak şaraplarımızı alıp yola devam ettik. Karabatak adını çok duymuştum ama kısmet bugüneymiş. En popüler caddede asma dallarının altında, kara kara üzümlerin renklendirdiği dış cephesinin yanı sıra iç dekorasyonu da bir o kadar zevkli hem otantik hem salaş bu kafenin çalışanları için aynı şeyi söyleyemem doğrusu. Bu kadar sıcak bir mekanda daha güler yüzlü ve kibar olabilirler diye düşünüyorum. Christmas Tea denilen yılbaşı çayı içmeyi tercih ettim. Aralık ayında dışarıda oturmanızı ve güneşin battığı saatlerde orada bulunmanızı öneririm. Harika bir ışık gösterisi oluyor Karabatak’da.

Akşam yemeği için çok alternatifimiz vardı. Öncelikle canım arkadaşım, tanıdığım en iyi psikologlardan Pınar Mermer’in eşinin sahibi olduğu ve Türkiye’nin en iyi hamburgercisi olarak bilinen Burger Lab mutlaka gitmek istediğimiz mekanlardandı fakat burayı Pınar ile keşfetmek istediğimden şimdilik önünden geçtik. Kömür ateşinde et yemek isterseniz Baltazar tam sizlik. Biz hemen Karabatak’ın yanında bulunan Unter’de karar kıldık akşam yemeği için. Üç katlı mekanın giriş katında uzun zamandır bu kadar lezzetli yemediğimizi hatırlayarak attık lokmaları ağzımıza. Fırınlanmış bal kabağı ile kuzu incik ve kokoreçten kullandık tercihimizi. Gerçekten ikisi de muhteşemdi. Mekan pazartesi günleri kapalıymış.

Harika akşam yemeğinin ardından son durağımız BrandZoo oldu. Farklı markaları beş katlı binasında bulunduran BrandZoo’da yok yok. Gözlük, tasarım kıyafetler, ayakkabılar, esprili kartlar, bloknotlar, saat, takı ilk aklıma gelenler. Beni asıl etkileyen ise, yıllardır özellikle satış eğitimlerinde kullandığım sözü çerçeveletip duvarlarına asmışlar: Gülmesini Bilmeyen Dükkan Açmasın…BrandZoo’ya bir gün özel olarak gelip tek tek her ürüne bakmak istiyorum, koca kişisiyle ancak bu kadar…

Mana, Mums, Nar, Ops, Akın Balık, Forneria aklımızda kalarak Karaköy turunu bitirdik. Kendimizi bazen Barselona sokaklarında, bazen Fransız kafelerinde hissettiğimiz Karaköy’ü çok ama çok beğendik. İlk fırsatta belki yarın belki yarından da yakın yine gideceğim biline…

 

15 YORUMLAR

  1. Canım Banuşum..Sayende hayatı hep yakaladığımı hissediyorum..Hiç bir şeyden geri kalmıyorum..anlatımındaki derinlik ile bende derinliklerine kadar dalıyorum…Yine kalemine sağlık.. Bir daha ki durak neresi!? diye sorarmışım…Çok mu aceleci davrandım :)

  2. Banucum çok güzel yazmışsın yazdığın tüm yerleri çok severim; Forneria listemde hala gidelim burgerlab’e kısmet olmadı çocuk küçük olunca :/ Ops hiç duymadım bunları da ben listeme aldım

  3. Çok güzel anlatmışsın,sanki oraları görmüş ve gitmiş gibi oldum.Karaköy’ün bu kadar renkli ve güzel olduğunu bilmiyordum.İlk fırsatta gezmek istiyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here