Saffet Emre Tonguç ile Fener-Balat Turu

22

Bir İstanbul sabahı yağmurla uyanıp, hele de günlerden Pazar ise acele giyinip bizi sokağa çıkarabilecek tek şey olabilirdi o da harika bir Bizans Turu. Bu yaşıma kadar ısrarla gitmediğim, hep “harika bir rehberle gezeceğim” diye ötelediğim Fener-Balat Turu bugüne ve pek tabii ki sadece Türkiye değil Dünya’ya kendini kanıtlamış Saffet Emre Tonguç’a kısmetmiş.

Aylar öncesinden tek kişi yaptığım gezi planımı eşim ve on iki arkadaşımla tamamlamış olmam da bu geziden en çok aklımda kalanlardan. Evet sevgili okur, Fener-Balat sokaklarında kaybolmaya, Kariye’de film izlemeye hazırsan haydi başlayalım. Fotoğraflar Erkan Tozluyurt’a aittir.

FENER

Saffet Emre’nin Passion Travel ile yaptığı turumuza, Conrad Oteli’nin önünden kalkan ve sırasıyla Beşiktaş, Kabataş, Karaköy, Galata Köprüsü’nü geçip Cibali’de bulunan Kadir Has Üniversitesi’nin Haliç kıyısında duran otobüs yolculuğuyla başladık. Pazar olmasının avantajı yollar bomboş, o zaman tavsiye; bu turu hafta sonu yapmak mantıklı. Otobüsten indiğimizde hava, hafif yağmurlu olsa da ılık bir baharın başlangıç müjdesini veriyordu. Yolun hemen karşısına geçip yürümeye başladığımızda İmparator Theodosius tarafından beşinci yüzyılda yaptırılan ve günümüzde çok da bakımlı olmayan surlar eşlik etti bize. Bununla beraber surlar boyunca pek çok kapının günümüze kadar bir şekilde -ki eminim kendiliğinden-korunduğunu da görmek mümkün. Bunların arasında bölgeye de ismini veren Ayakapı, Mimar Sinan tarafından 1582’de yapılan en önemli mimari eserlerden. Tarihi surların hemen yanında gördüğümüz şık ve modern bina, Sema Topoğlu’nun stüdyosu.

Saffet Emre’nin turu daha da keyifli hale getirdiği “Kim 500 Milyar İster” sorularından birinin yanıtına göre İstanbul’da 3215 camii, 400 kilise varmış ve bu kiliselerin en görkemli olanlarının çoğunun bulunduğu bölge olan Fener gerçekten beni çok heyecanlandırmaya başladı. Yine bu bölgede bulunan ve betonarme yerine demir iskelet yöntemi kullanılarak yapılan ender kiliselerden biri olan Bulgar Aziz Stephen Kilisesi de bunlardan biri. Bugün daha çok Makedonyalıların kullandığı kilise her gün 09:00 – 17:00 arası açık. Bu arada şehrimizde 19 adet sinagog olduğunu da ekleyim.

1600’lü yıllardan itibaren Fener, patrikhanenin buraya taşınması sebebiyle Rum Ortadoks cemaatinin dini merkezi olmuş. Dolayısıyla o dönemde inşa edilen muhteşem binalara bugün rastlıyor olmamak ya da bugüne kadar gelebilenleri doğru koruyamamak gerçekten çok üzücü. Yol boyunca Noel Baba Kilisesi’ni ve ünlü İntikam dizisinde Hakan’ın evi olarak bildiğimiz gerçekte Cahide Erel’in sanat stüdyosu olan binanın önünden yürüyerek turumuza devam ediyoruz. Maraşlı Rum bir aile tarafından yapıldığı için Maraş İlkokulu olarak kullanılan bina şu an kaderine terkedilmiş biçimde yeni sahiplerini bekliyor. Bu bölgenin bir zamanlar ne kadar zengin olduğunu sokaklarında gezerken hayal etmeniz çok zor. Büyük köşklerin, ihtişamlı binaların artık çoğu yok ya da karanlık bir şekilde yıkılmayı bekler vaziyette. Unesco’nun burayı koruma altına almış olması her şeye rağmen umut verici. 

Günümüzün en heyecanla beklenen bölümü Fener Rum Ortadoks Patrikhanesi’ne gelince açıkçası biraz hayal kırıklığı yaşadım. 300 milyon ortadoksun patrikhanesi nasıl bu kadar küçük bir bina olur? Saffet Emre bu soruyu şöyle açıkladı; Osmanlılar, camilerden daha yüksek kilise veya gayrimüslim dini yapıların yapılmasına izin vermiyormuş, bu nedenle diğer ülkelerdekilere göre oldukça küçük bir bina. Önce faaliyetlerini Havariyun (12 Havari) Kilisesi’nde yürüten partikhane, İstanbul’un fethinden sonra Çarşamba semtindeki Pammakaristos Manastırı’na taşınmış. Sonra sırasıyla Fener Vlah Sarayı Kilisesi ve Ayvansaray Ayios Dimitrios Kilisesi’ne geçen patrikhane, 1602 yılında şu anda bulunduğu Aziz George Kilisesi’ne yerleşmiş. Günümüzde dünyadaki Rum Ortadoks cemaati tarafından ana kilise olarak kabul edilen patrikhanenin orijinal bazilikası büyük yangında tamamen yanınca 1720’de yeniden yapılıp bugünkü görünümüne kavuşmuş. Eğer İstanbul’daki Bizans kiliselerinin en parlak dönemlerinde nasıl göründüğünü merak ediyorsanız patrikhaneyi mutlaka görmelisiniz; muhteşem dekorasyonu, ışıl ışıl ikonaları ve Hz. İsa’nın ışığı anlamına gelen mumları ile çok etkileyici bir bina. Bizim gittiğimiz dönem Paskalya öncesi perhiz zamanına denk geldiğinden çok kalabalıktı ve çok da etkileyici bir ayin törenine denk gelmiştik. Törenden anlar için TIK TIK

Dik bir yokuşa kurulmuş Fener’de yaşayan Rumlar zamanında tercümanlık yaptıkları için Draman semtinin adı da buradan geliyor. (Dragoman, tercüman demek) 6-7 Eylül olaylarından sonra özellikle Rumlar şehirden gidince Anadolu’nun farklı yerlerinden insanlar gelip buralara yerleşiyor ve güzelim evlerin kıymetini çok da bilemiyorlar. Fener’e gidince  Doğu Roma İmparatorluğu döneminden kalma, taş ve tuğladan yapılmış Gül Camisi’nin mimarisini görmeden dönmemeli. Gül Sokağı’nda bulunan camii, 9.yy da kilise olarak yapılmış ve Azize (Ayia) Theodosia’ya adanmış, 15.yy sonlarında camiye dönüştürülmiş. Caminin hemen yakınındaki İstanbul’un en eski hamamlarından olan Küçükmustafapaşa aynı zamanda bölgeye de adını veriyor. Kendi adı nereden geliyor derseniz, 2. Bayezid’in sadrazamı olurmuş kendisi. Hamamın yan duvarında boylu bıyunca bir Pervitich haritasıyla karşılaşıyoruz. 1924’de bütün şehri sokak sokak çizip nerede ne var hepsini yazmış. Hamamın bu arada çatlak duvarları ve bakımsız hali gözümüzden kaçmıyor. Hırsızlar yıllar boyunca hamamın duvarlarının üzerinde bulunan kurşunları çalmışlar ve buralardan bitkiler, ağaçlar çıkmaya başlamış. Çıkan bu bitkiler hamam duvarlarını çatlatıyor ve su sızıntıları hamamı eskitiyor. Bizim kadar tarihine, eski eserlerine sahip çıkamayan bir millet yoktur herhalde. Buna rağmen yol boyunca yürürken hayal gücünüzü zorladığınızda, buralarda ne hayatların, ne hikayelerin yaşandığını canlandırabilirsiniz. Ana cadde üzerindeki Noel Baba Kilisesi (Ayios Nikolaos) denizlerin koruycusu olarak kabul edilen Aya Nikola’ya adanmış.

Benim yıllarca Haliç Köprüsü’nden ya da sahilinden geçerken gördüğüm ve yine yıllarca Patrikhane olarak bildiğim “Kırmızı Kale” diye adlandırılan bina meğerse 1881 yılında mimar Pericles Demades tarafından yapılan “Fener Rum Lisesi” imiş. Okulun mimarisi bile bir zamanlar bu bölgenin ne kadar zengin olduğunu anlamamıza yetiyor.Dünyevi eğitimin Fener Rum Lisesi’nde, uhrevi eğitimin 1971’e kadar açık olan Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nda verildiğini söylüyor Saffet Emre. Okulun camları tel örgülerle kapatılmış bunun sebebi de çevre semtlerden çocukların “gavur okulu” diye camlara taş atmaları…24 öğretmenin ve 55 öğrencinin bulunduğu okulun öğrenci kapasitesi 600. Harika bir Haliç manzarasına karşı fotoğraf çektirmekle yetiniyoruz çünkü okulun içine girilmesini yasaklamışlar verilen zarardan ötürü.

Liseden ayrılıp biraz yürüdüğünüzde yaklaşık 25 yıldır kapalı olan, içinde bir zamanlar kız öğrencilerin gülüşmelerine tanıklık etmiş Yuvakimyon Kız Lisesi’ni görüyorsunuz. Issız bir virane şeklindeki binanın, bugün imkan yaratılsa pek çok güzelliğe imza atacağını bilmenize rağmen böyle kalması içimi acıttı doğrusu.

Yavaş adımlarla yürüdüğümüz yolun sonunda geldiğimiz Bizans döneminden kalma Moğolların Meryemi Kilisesi,  Fatih’in özel fermanıyla kilise olarak kalan ve camiye dönüştürülmeyen tek kilise. İçeride bu fermanın bir kopyasını da görebiliyorsunuz. Meryem Ana’ya adanmış kilisede çok sayıda Meryem Ana ikonuna rastlayabiliyorsunuz, bunlardan biri de Meryem Ana’nın insan olabileceğini gösteren bir ikona. Ayrıca kilisenin altında bir de Ayazma adı verilen kutsal su kaynağı bulunuyor. İstanbul’un altını üstüne getirmeyi tam anlamıyla yaşadığım yer oldu Moğolların Azize Meryem Kilisesi- Kanlı Kilise(Theotokos Panaghiotissa)

 

Burası Agora Meyhanesi, burada yaşanır aşkların en şahanesi…  123 yıllık geçmişi bulunan,filmlere,şarkılara konu olan ve yıllardır kapalı bulunan meşhur Agora Meyhanesi  yazılarından tanıyacağınız Ersin Kalkan tarafından açıldı ve bizim öğle yemeği mekanımız oldu. Tesadüfe bakın ki, Ersin Kalkan, Agora’nın ilk sahibi Hristo Usta’nın kalfasıymış, orada öğrenmiş işi. Sonra usta Atina’ya yerleşmiş dolayısıyla yıllarca kapalı kalmış mekan. İşletmesini yürüten ve tüm restorasyonu yapan da yakından tanıdığınız yönetmen Ezel Akay. Rum ve Ermeni ustaların yemeklerini tadacağınız mekan küllerinden yeniden doğmuş anlayacağınız ve pazartesi günleri hariç misafirlerini ağırlamaya hazır.

BALAT

Şehri bir turist gibi gezmek, sokaklarında kaybolmak müthiş bir duygu hele ki gezdiğiniz mekan tarihi dokusuyla, cumbalı evleriyle, filmlere platoluk yapmış mekanlarıyla ünlü Balat ise tam bir turistsiniz emin olun. Geçmişte ağırlıklı olarak Musevilerin yaşadığı Balat’ta (Hasköy’de yaklaşık 25 bin musevi yaşamış) ağzınızı açık bırakan bir mimari var. Avrupa Birliği buradaki evlerin çoğunun restorasyonu için destek vermiş ve beş yıl boyunca evlerin satışını yasaklamış. Bununla beraber bazı tarihi binalarda hala pvc ve pimapene rastlamak mümkün maalesef.

Balat adını Blachernae Sarayı’na olan yakınlığından ötürü Yunanca bir kelime olan “palation”un (saray) zaman içinde değişmesiyle almış. Fener ve Ayvansaray arasında Haliç’in güney kıyısında yer alan Balat, birlikte anıldığı komşusu Fener’den daha fakir olmuş her zaman. Sokaklarında gezerken hep şunu düşündüm; geçmişte Yahudisi, Müslümanı, Rumu, Ermenisi hep beraber yaşamışlar yıllarca, aynı okullara gitmişler, Ramazan Bayramı’nda şeker yemiş, Paskalya kutlamışlar da bugün bunu yapamamamızın altındaki sebep ne? Geçmişte bu kadar iyi anlaşırken bugün ülkemizde bölünmemizin sebebi ne?

Balat’ın Fener’le birleştiği yerde yüksek duvarların arkasına gizlenmiş iki kilise var; bir tanesi Aya Yorgi’ye, diğeri ise Panaghia Paramithas’a (Tesellici Meryem) adanmış. Fenerli bir asilzade olan Michael Kantakuzenus tarafından XVII. yüzyılda Kudüs Patrikliği’ne verilen Aya Yorgi, bir dönem aynı aileye ait olan ve duvarın arkasında olduğu düşünülen konağın özel şapeli olarak da kullanılmış.

Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Semiz Ali Paşa’nın kethüdası (kahyası) olan Ferruh Kethüda için Mimar Sinan tarafından Ferruh Kethüda Camii  külliyeden bugüne ulaşabilen tek yapı. Yakınlardaki Tekfur Sarayı’ndan getirilen çinilerle dekore edilmiş mihrabı iç dekorasyonun en dikkat çekici öğesi, ne yazık ki sonradan eklenen modern verandayla dış görünümü bozulmuş. Bahçesinde havuzu, arka duvarında da güneş saati olan caminin avlusu zamanında Yahudiler için Balat Mahkemesi’nin de kurulduğu yermiş. Ferruh Kethüda Camii’nin yakınındaki kadın ve erkekler için ayrı bölümleri olan Çavuş Hamamı’nda hamam sefası yapılabiliyormuş. Vodina Caddesi’ndeki Tahta Minare Hamamı’nda ise kadın ve erkek ziyaretçilerini ayrı zamanlarda ağırlıyormuş.

Kürkçü Çeşme Sokağı’ndaki Ahrida Sinagogu, İstanbul’daki en eski sinagog. Buraya girebilmek için çok özel güvenlik tedbirleri var ki, kapısının önünden geçerken biz bile takıldık bu engele. Çok önceden pasaportlar Hahambaşı’na gidiyor ve size verilen randevu’ya göre sabah 10’da sadece giriş yapabiliyorsunuz. Bu saati geçerseniz hiç şansınız yok.

Sinagog’un hemen çaprazındaki sıradışı kafe Derviş Baba Kahvehanesi’nin iç dekorasyonu kadar tabelası da ilginç: “Deliler, Abdallar, Meczuplar, Aşıklar Kahvesi”. Bir gün buraya gelmek üzere not alındı.

Or-Ahayim Yahudi Hastanesi, bir zamanlar Yahudi balıkçıların mekanı ve Haliç kıyısının en güzel noktalarından birisi.

Leblebicilerden Vodina caddesine doğru giderken ana caddeden içeri girdiğinizde Balat Çarşısı diğer adıyla Çıfıt Çarşısı’na çıkıyorsunuz. Eski kültürü barındıran hala manifaturacı, kunduracı, kalaycı gibi mesleklerin hüküm sürdüğü bu caddede artık Musevi kalmasa da o eski havasını koruyan bir çarşı.

Fener-Balat’ın tarihi dokusuna, İstanbul fotoğraflarına konu olan köşelerine, İstanbul’un dördüncü tepesine ufak ufak veda edip son durağımız, şehrin altıncı tepesi Edirnekapı’ya doğru yola çıkıyoruz. Unkapanı’ndan geçerken sağda gördüğümüz Sedat Hakkı Eldem’in çalışması SSK binası ödüllü bir binaymış.Buradaki tarihi dokuyla uyum içinde olup, göze batmadığından dolayı almış bu ödülü. Sol tarafta kalan Cumhuriyet döneminin en önemli mimari eserlerinden olan İMÇ’nin tabela kirliliği içindeki hali de içler acısı. İçinde Füreya Koral’in, Bedri Rahmi’nin eserlerini barındıran bu binaların bu halde olması inanılmaz. 376 yılından kalma Valans Kemerleri (şimdiki adıyla Bozdoğan Kemerleri) şehrin güzelliğine katkıda bulunan en önemli eserlerden bence. Eskiden Belgrad Ormanları’ndan gelen su bu kemerler aracılığıyla yarımadadaki değişik sarnıçlara dağıtılırmış ki bunlardan biri de Yerebatan sarnıcı. Sağımızda Fetih Anıtı, solumuzda Kız Taşı, kulağımız Saffet Emre’de ilerliyoruz Fatih boyunca. Osmanlı’nın en önemli yapılarından biri Milli Kütüphane şirin tuğla mimarisiyle selamlıyor bizi.  Bizans mimarisine sahip eserlerden biriymiş acaba kaç kişi hatta bu semtte yaşayan biri bile kaç kişi biliyordur bunu?

KARİYE MÜZESİ

İstanbul’da Bizans mimarisine sahip eserlerin en sıradışı yapılarından olan Kariye’ye gelmiş bulunuyoruz sevgili okur. Yüzyıllarca kilise olarak kullanılan ardından 1500’lü yıllarda camiye çevrilen Kariye’de 1948 yılında Bizans Enstitüsü restorasyon çalışmalarına başlar. Bilerek mi yoksa bilmeden mi korunmuş bilinmez ama islamiyet izin vermediği için üstünü sıva ile kapladıkları freskler, mozaikler, ne kandil lambalarının isine ne de güneş ışığına maruz kalmadıkları için çok iyi korunmuş. Bizans mozaiklerinin en güzel örneklerini görebileceğimiz Ayasofya ve Kariye gerçekten ülkemiz için çok değerli. Bugün neredeyse hiç Türk turist göremediğim Kariye yabancı turistlerden geçilmiyor. Kariye aynı zamanda Meryem Ana’nın hayatının anlatıldığı çok nadir kiliselerden biri. Çoğunlukla Hz. İsa’nın doğumuyla başlar hikaye oysa burada Meryem Ana’nın hayatına ilişkin betimlemeleri görüyorsunuz, bu da Kariye’nin özelliklerinden biri.

Kariye’de başımız sürekli tavana bakarak gezmemizin sebebi rehberimiz Saffet Emre’nin Meryem Ana’nın hayat hikayesini bir arkası yarın tadında anlatmasından ötürü. Bir insan bu kadar mı sade, net ve keyifle anlatır hikayeyi. İnanın buraya tek gelsem, içeri girer şöyle bir mozaiklere bakar, güzelmiş der çıkardım. Oysa şimdi tüm hikayeye vakıf olarak geziyorum ve biliyorum. Size hikayeleri tek tek anlatmak isterdim ama bunun haddim olmadığını düşünüyor ve size mutlaka Saffet Emre Tonguç ile Kariye’yi gezmenizi öneriyorum. Bin yıllık Kariye Müzesi’nde, Bizans fresk sanatının en güzel sahnelerinden biri Yeniden Diriliş’te ortada Hz. İsa, sağda Adem ve solda Havva ile ayaklarının altında yatan şeytan betimlemesi beni en çok etkileyenlerden biri oldu diyebilirim.

Kariye’ye girerken aldığımız Müze Kart’tan bahsetmeden geçemeyeceğim. Her Türk vatandaşının bir Müze Kartı olmalı. Bir yıl boyunca Bodrum’dan Antep’e kadar tüm müze ve ören yerlerine ücretsiz gireceğiniz karta 25 TL’ye sahip oluyorsunuz. Siz yeter ki gezmek, görmek, öğrenmek isteyin. Her bütçeye, her yaşa uygun fırsatlar bulmak mümkün görmesini, bakmasını bilene.

Fener’e nasıl gidilir?

Fener’e gitmenin en iyi yolu Eminönünden vapura binmek (www.ido.com.tr). Eminönü’nden 99A no’lu otobüse binebilirsiniz.

Fener’de nerede yenir?

Kozz Haliç Restaurant

Daphnis Hotel, Sadrazam Ai Paşa Caddesi No. 26

Tel: 0212 531 48 58

www.kozzhalic.com

Haliç’e bakan bu keyifli restoranda Osmanlı mutfağından örnekler sunuluyor.

Mekteb-i Café

Vodina Caddesi Akin Sokak No. 3/A

Tel: 0535 953 12 93

Muhtemelen şehirdeki en küçük tuvalete sahip kafede çay kahve ve hafif yiyecekler servis ediliyor.

Tarihi Haliç İşkembecisi

Abdülezelpaşa Caddesi No. 315

Tel: 0212 534 94 14

www.haliciskembecisi.com

Akşamdan kalanlara derman olan bu popüler mekanda işkembe çorbasını sevmeyenler için zerdeyi öneririz. Atatürk’ün buraya gelip gelmediği bilinmiyor ama mekanın duvarları O’nun resimleriyle donatılmış.

 

Balat’a nasıl gidilir?

Balat’a gelmenin en zevkli yolu Eminönü veya Karaköy’den vapura binmek (www.ido.com.tr). 99A nolu otobüs Eminönü’nden ve 55T nolu otobüs te Taksim’den buraya geliyor.

Balat’ta nerede yenir?

Köfteci Arnavut

Mürselpaşa Caddesi No. 139

Tel: 0212-531 66 52

22 YORUMLAR

  1. Banucum,ellerine ve ayağına sağlık,gezmiş kadar oldum,en kısa zamanda kızları alıp bir Pazar günü gitmeyi planlıyorum…

  2. Sayın tonguç balat feneri çok güzel tanıtmışsınız. vodina caddesinde benimde hamam ürünleri ve kendi tasarımlarımı yaptığım ufak bir butiğim var.. yolunuz fenere bir daha düşerse beklerim..
    Narissa butik vodina cad. no.10 fener ist.
    tel no. 0542 736 77 30

  3. Ben Balat dogumluyum.Dun hava cok guzeldi ayaklarim beni o sokaklara goturdu….O zamanda cok severdim cumbali evlerini sokaklarini simdi dahada asik oldum…….

  4. Enfes fotoğraflar ile süslenmiş, bilgilendirici bir gezi yazısı olmuş. Fener-Balat semtleri esasında çok daha fazla ilgiyi hak eden semtler. Tanıtım için teşekkürler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here