Ege

6.Dünya Türk Havlu ve Bornoz Festivali

28 Mart 2017

İki Kadın Anadolu’da olarak 6.Dünya  Havlu ve Bornoz Festivali için davet aldığımızda açıkçası ilk olarak, havlu ve bornozun festivali mi olur diye içimden geçirmiştim. Davetten bahseden Ümit Temurçin olunca bu işin öyle basit ve sıradan olmadığını, mutlaka bir değer katıldığını ve nitelikli bir iş çıkacağını düşündük Armağan ile. Ümit, gerek insan ilişkileri, gerek süreç yönetimi gerekse hizmette kalite ve yaratıcılık açısından ülkemizde çok görmeye alışkın olmadığımız konusunda uzman kişilerden. Bu konuda zaten kendisiyle ilerleyen günlerde özel bir röportaj yapmayı düşünüyorum, bu vesileyle buradan da kendisine iletmiş olayım.

Denizli’ye gitme zamanı yaklaşıp, gidecek kişilerle iletişim kurmak amacıyla oluşan grupta ilk olarak festivalin mimarlarından Denizli Tekstil ve Giyim Sanayicileri Derneği (DETGİS) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koltuksuz ile tanıştık. Son derece kibar, misafirperver olduğu yazışmalardan belliydi ama havalimanında karşılaştığımız andan, bizi pazar akşamı uğurlayana kadar olan süreçte bir insanın hiç mi suratı düşmez, festival günü oluşan kalabalık, iş yükü, heyecan, protokol, halk, organizasyon işleri arasında hiç mi öfkelenmez, siniri bozulmaz, bir iki kişiye de olsa gıcıklık yapmaz. Gerçekten üç gün boyunca takdire şayan bir profesyonellik sergileyerek bornozlar, Denizli kadar kendisi de gönlümüzde taht kurdu.

Denizli, tekstile kadın eli fazlasıyla değmiş bir şehir olarak da benim için çok önemli artık. Bu kadınlardan biri de festivalin kadın kahramanlarından biri olan Mukaddes Başkaya. Gardenya Tekstil’in plaj markası olan Shikka‘nın yaratıcısı olan Mukaddes Hanım dün de Amerika’ya uçtu, niye mi? Denizli’yi dünya markası yapanlardan biri de o. Amerika’ya ihracat yapıyor ve ülkemizi bir Türk İş Kadını olarak temsil ediyor.

Türk havlusunu dünyaya tanıtan Denizli’de bu başarı aslında tesadüf değil. Bundan binlerce yıl önce Sardes’de basılan ilk para, alışveriş olarak ilk kez Denizli’de kullanılmış, hem de “kumaş” satın almak için. Yani Denizli’nin tekstildeki ünü ta eskiden taçlanmış.

Havlu ve bornoza dönecek olursak, bu yıl altıncısı düzenlenen Dünya Türk Havlu ve Bornoz Festivali’nin başlangıcı öyle çok da kolay olmamış. Festivalin fikir babası Denizli İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi İsa Dal‘dan dinlediğime göre, fikri ilk ortaya attığında herkes “saçmalama, havlunun da günü mü olur, bornozla sokakta gezilir mi, kim ilgilenir” gibi tepkiler gelmiş. Çok alışkın olduğumuz şeyler değil mi bu sözler? Biri ortaya bir fikir hele biraz da sıradışı bir fikir atınca herkes o işin nasıl yapılamayacağını anlatır, yokuşa sürer, eleştirir… Fakat bu eleştiriler, engeller İsa Bey’i durdurmamış tam tersi daha da motive etmiş ve bornozu giyip ilk o yürümüş. Hatta bornozları diğerleri ellerinin ucuyla tutmuş, omuzlarına eğreti atmışlar. Fakat işin en güzel yanı, o zaman öyle düşünenler bugün gelinen noktayı sahiplenmişler ve kendi kendilerini o dönem için eleştirir durumdalar. Vallahi biz inanmadık, önce giymedik ama meğer ne güzel fikirmiş diyorlar bugün ve canla başla çalışıyorlar festival için. Denizli’yi farklı yapan da bu sanırım, çok iyi ekip olmaları. Üç gün boyunca öyle candan, öyle mutlu, öyle heyecanlıydılar ki sanki üç aydır Denizli’de hissettim kendimi.

Bu yıl altıncısı düzenlenen festival kortej yürüyüşü Ticaret Odası önünde başladı.  Denizli Valisi, İş Adamları, sanatçı Keremcem, eski manken Deniz Akkaya, basın mensupları, halk hep beraber, güneşli, pırıl pırıl bir Ege gününde bornozlarla Delikliçınar Meydanı’na kadar yürüdük. Düşünsenize bir kilometre boyunca çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı genç herkes bornozlu. Unutamayacağım bir deneyimdi.

Bu yıl Denizli’nin en eski ve meşhur tatlıcısı Hacı Şerif’in sponsorluğunda, Ümit Temurçin tarafından tasarlanan, iki metre boyunda, bornoz giydirilmiş, orijinal horoz renklerinde olan iki Denizli Horoz Heykeli de şehrin iki noktasına yerleştirildi.  İki vakte kadar gidin bu güzel şehri ve horozları görün derim.

 

Festivallerle büyüyen şehirlerimizin çok güzel bir örneği olan Denizli, Turkish Towels markasıyla ülkemizin dünyaya açılan bir penceresi olmuş. Bize de alkışlamak ve desteklemek düşer. Seneye Yedinci Türk Dünya ve Havlu Festivali’nde görüşelim mi hep beraber? Bornozlarımızla yürüyelim. Mart ayında yapılacak festival için takipte kalın.

Başta DETGİS, Güney Ege Kalkınma Ajansı, Denizli Casa Bianca Hotel, Denizlili Sanayiciler, İş Kadınları, Ferhat Demirci Photography, ulaşımda destek verenler,tüm Denizli halkı ve Ümit Temurçin’e teşekkürlerimle…

 

 

1 Comment

  • Reply mavianne 28 Mart 2017 at 13:43

    harika bir festival olmuş
    instagram storie de de izledim
    ne güzel sizlerin de orada olması
    sayenizde biz de gezip gördük Denizliyi ve harika insanlarını

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com