Ege

Hieropolis Antik Kenti

21 Kasım 2017

Denizli’de görülmesi gereken yerlerin başında gelen Hieropolis Antik Kenti bana göre Türkiye’nin en önemli kültür miraslarının başında geliyor. Bir gün değil on gün gezmek istedim. Her bir taşa dokunmak, tiyatrosunda sahne almak, yaşanmışlıkları uzun uzun düşünmek istedim bu kutsal şehirde. Evet Hieropolis ne demek diye soranlara da yanıtı vermiş oldum. İnsanların hac ibadeti için gelmesi, şifalı sulara sahip olması, pek çok tapınağın burada bulunması sebebiyle Kutsal Şehir anlamına gelen Hieropolis, bugün UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde. Deprem kuşağı bölgesinde olduğundan dolayı, şehir çok fazla zarar görmüş ve Helenistik niteliğini kaybetmiş, tipik bir Roma kenti görünümünü almış. Roma döneminden sonra ise Bizans için önemli bir merkez olmuş.

Hieropolis’e biz –İki Kadın Anadolu’daKuzey Kapısı’ndan girdik. Siz de oradan başlarsanız, ilk karşılaştığınız yer, Nekropolis yani Ölüler Şehri olacak. Antik dünyanın bu en büyük mezarlığında yaklaşık 2000 adet lahit var. E suyu şifalı, hac için gelinen yer, herkes burada ölmek istiyor, buraya gömülmek istiyor tabii. Ancak zenginseniz ve gücünüz varsa bu mezarlıkta yer alabiliyorsunuz.

İnanışa göre Hieropolis, ölümden sonra gidilen ve dönüşü olmayan bir ülke. Ölenlerin ruhlarının huzura ermesi için Hadesin kapısından geçmeleri, bu kapıdan geçmek için de PLUTONYUM DELİĞİ’ni aşmaları gerekiyor. Bu yüzden şehir, kutsal sayılıyor. Biz de bu delikten baktık, kıyıdan köşeden huzura erer miyiz dersiniz?

İrili ufaklı pek çok mezarın içinde, yolun sol tarafında duvarlarla çevrili bir alanda yer alan mezar, yapısı gereği ilgimizi çekiyor. Üç basamaklı bir kaide üzerinde yükseliyor ve ön cephesinde oturma basamağı mevcut. Aelius Apollinarius ve karısına ait mezarın üzerine yerleştirilmiş lahit, depremin etkisiyle parçalanmış. Cephesinde yer alan ilginç bir yazıt, mezara zarar verecek kişilere verilecek cezadan söz ediyormuş. Her zamanki para cezasının dışında, hastalık, uğursuzluk ve yeraltı tanrılarının cezaları da verilmiş. Bu yüzden de “LANETLEYEN MEZAR” adını almış.

Kutsal kent Hierpolis’e girmek o kadar kolay değil. Şehre girmeden önce hamama girip hem bedeninizdeki hem ruhunuzdaki kirlerden arınmanız gerek. Nekropolis ile Hieroplis arasındaki kemerli bina işte bu temizlik işlerinin yapıldığı HAMAM. Yıkanıp temizlendikten sonra artık şehre girebilirsiniz.

Sağlı sollu pek çok mağazanın yer aldığı AGORA, aynı zamanda şehrin eğlence merkezi. Tekstil, mermercilik, dericiliğin yaygın olduğu şehirde, suyun bol olmasından dolayı çok kaliteli kumaşlar da üretilmiş. Agora meydanında çok sayıda gladyatör dövüşleri yapılır, birinci gelenlere içi zeytinyağı dolu anforalar verilirmiş. Bunu anlatan bir gladyatör mezarını da şehirde görebiliyorsunuz.

Dünyada en iyi korunmuş Roma dönemine ait yamaç TİYATRO burada, on bin kişilik, 50 oturma sırası var. 1800 yıllık tiyatronun yapımı yaklaşık 150 yıl sürmüş. Halkı eğlendirmek için gladyatör dövüşlerinin, hayvan gösterilerin yapıldığı tiyatroda sahne tamamen ayakta. Geçtiğimiz yıllarda Ajda Pekkan’ın burada konser verdiği de rehberimiz Ali Karcı tarafından verilen özel bilgilerden.

Kuzey kapısının girişinde bulunan minibüslerden biriyle çıktığımız tepe, şehre kuşbakışı hakim görüntüsünün yanında muhteşem bir kiliseye sahip. AZİZ PHILIP KİLİSESİ. Burası Hıristiyanlıkta hacı olmak için ziyaret edilen yedi kiliseden biri olarak kabul ediliyor. Sekizgen şeklinde yapılmış binanın ortasındaki mermer alanda Aziz Philip’in mezarlığı var. Sekizgen olması ölümsüzlüğü ve yeniden doğuşu ifade ediyor.

Denizli deyince herkesin aklına ilk olarak Pamukkale gelse de Hieropolis Antik Kenti içindeki KLEOPATRA HAVUZU’NDAN bahsetmek istiyorum sıcak sularda yüzmeyi sevenlere. 23 yüzyıllık tarihe sahip, antik sütunların arasında yüzmek kaç kişiye nasip olur? Arka arkaya olan depremler sonucu, şehrin ortasında açılmış çukur içine dolan termal suların oluşturduğu havuzda Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın da yüzdüğü söylentiler arasında. Yaz kış suyun sıcaklığı 36 derece. Biz Mart ayında Armağan ile bu şahane havuz deneyimini yaşamıştık. Merak edenler için TIK TIK.

Ve PAMUKKALE  TRAVERTENLERİ.  Günümüzde nasıl insanlar bu sulardan şifa bulmak için geliyorsa bundan 2000 yıl önce de böyleymiş. Fakat biz nasıl Hieropolis’te serbestçe gezdik, eskiden sadece imparator ve akrabaları yürüyebiliyormuş bu caddelerde.  Tıpkı travertenlerde sadece zenginlerin yüzdüğü gibi. Neyse ki bugün bu ayrım olmadan serbestçe yürüyebiliyor, paçalarınızı sıyırarak suyun keyfine varabiliyorsunuz. Kleopatra Havuzu hariç. Oraya giriş 35 TL.

Geçen geldiğimde travertenlerde yürümek kısmet olmamıştı. Bu sefer günü ucundan yakaladım ve bembeyaz vadiye bakan sularda doyasıya yürüdüm. Pamukkale’nin suyunun beyazlığı içindeki minerallerden geliyor. Travertenler ise kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan kayalar. Bölgede sıcaklıkları 35-100 C arasında değişen 17 sıcak şifalı su alanı bulunmakta.  Saatin geç olmasına rağmen yerli yabancı pek çok turistin varlığı bizi sevindirdi.

Denizli merkeze 18 km. uzaklıkta olan Hieropolis Antik Kenti ve Pamukkale Travertenleri, bir gün içinde sizi hem kültürel mirasımızla buluşturacak hem de istediğiniz havuz, su tatilinin tadına vardıracak. Denizli’ye gidip de görmeden dönmeyin.

Gesifed (Güney Ege Sanayiciler ve İşadamları Federasyonu)  ve Rehberimiz Ali Karcı’ya teşekkürlerimizle.

 instagram.com/gesifed20

instagram.com/ohmyguideturkey

1 Comment

  • Reply Hatice SARAÇ 21 Kasım 2017 at 23:25

    Nr güzel anlatmışsınız insanın hemen gidip göresi geliyor.Her ne kadar oraları görmüş olsam da sizin gözünüzden bakmak keyif verdi.Teşekkkürler Sevgiyle

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com