Basın'da Endonezya Yurt Dışı

Başka Olur Cakarta Düğünü

22 Eylül 2014

Bu yazıyı ancak bugün paylaşmamın sebebi, Hürriyet Gazetesi Seyahat Eki’ni beklememden dolayı. Orada yayınlanmadan paylaşmak istemedim. Gazetede çıkan yazım için TIK TIK 

Yüzyıllarca Hollanda sömürgesi altında kalan ve 17 Ağustos 1945 yılından beri özgürlüklerini kutlayan Endonezya’da tam da o tarihte, 17 Ağustos günü bulunmak gerçekten büyük tesadüf oldu bizim için. Her yer; ağaçlar, binalar, evler, heykeller, restoranlar kırmızı beyaza bürünmüştü o gün.

Malezya’nın güneyinde, Hint Okyanusu’nun içinde yer alan ve takım adaların oluşturduğu Endonezya aynı zamanda “adalar arasında” demek. Yaklaşık 18 bin adanın 6 bin tanesinde yaşam var ve başkent Cakarta’nın da bulunduğu ada JAVA bunlardan biri. Endonezya’nın en küçük üç adasından biri olmasına rağmen nüfus yoğunluğu en fazla olan yerlerden, Java. Jakarta 12 milyon nüfusu ile Endonezya ve Güneydoğu Asya’nın en kalabalık şehri olmakla birlikte Dünya’nın da en büyük on ikinci şehri.

Bu önemli günde Cakarta’da bulunmamızın bir sebebi de bir dost düğünüydü.  Dini, dili, rengi ne olursa olsun önce insan deyip çıktık yola ve gelir gelmez soluğu Türk oğlumuz Emek ile Endonezyalı kızımız Achie’nin nikah töreninde aldık. İngiltere’de okurken tanışan Achie ile Emek hem Türkiye’de hem Cakarta’da iki ayrı düğün yapmaya karar vermişler ki, bizi çok ama çok etkileyen ve tabii ki çok farklı gelen Jakarta’daki nikah törenleri oldu. İnanılmaz bir merasimleri var. Öncelikle şahitlere bile bedenlerine göre önceden dikilmiş özel, ülkenin milli kıyafetleri giydiriliyor. Biz dahil tüm konukların beyaz giymeye özen göstermesi gerekiyor. Gelinin dayısı, erkek kardeşi (babası olmadığı için) ve damadın yakınları ile şahitler tamamen ülkeye özgü giyiniyorlar ve önceden tören sırasında ne yapacakları, hangi adımları izleyecekleri yardımcılar tarafından onlara anlatılıyor. Nikahın yapılacağı salon göz alıcı renklerde çiçeklerle süslenmişti ve tropikal bir koku tüm salona hakimdi. Salonun sağ tarafına kız, sol tarafına erkek tarafının konukları alındı önce. Sandalyelerde hepimizin adı, nereye oturacağı yazılıydı. Şahitler eşliğinde önce damat geldi salona, sonrasında da gelin, refakatçiler ve yöresel müzik eşliğinde girdi salona. Her ikisinin de kıyafetleri yine yöreseldi ve özellikle damat uzun etek şeklinde bir giysi giymişti. Resmi nikah dedikleri törende Kuran-ı Kerim’den sureler, ilahiler okundu ve damadın evlilik sözleşmesini okuması ve her iki tarafın da imzasıyla tören resmi olarak tamamlandı. Fakat bundan sonraki nikah adetleri gerçekten renkli görüntülere sahip oldu.

fotoğraf (97)

fotoğraf

Damadın anne babası tarafından geline önce bir muz sunuldu ki bunun anlamı, gelin ve damadı görüştürmek, buluşturmak için izin istemek demekmiş. Daha sonra gelin ve damat alınlarına yumurta aldılar ve bunu düşürmemeye çalıştılar. Bunun anlamı da yuvanın idaresi için fikir, kalp ve ruhun bileştirilmesi demekmiş.

Gelinin damadın ayaklarını gül yapraklarıyla karışık suda yıkaması en dikkat çekici kısımdı. Damat önce çıplak ayakla bir çiğ yumurtayı ayağıyla ezdi ve ardından gelin kirlenen ayağı davetlilerin önünde yıkadı. Tabii bu güllerle ayak yıkama kısmı bizim Türk erkeklerine biraz söz hakkı doğuruyordu ki ardından gelen adetleri görünce pek de seslerini çıkaramadılar.

fotoğraf (100)

Daha sonra gelin ve damat anne babaları eşliğinde sahneye yürüdüler. Anne babanın çocuklarını mutluluk kapısına götürdüğünü sembolize eden bu yürüyüş sırasında gözüme çarpan gelinin anneannesi oldu. Elinde mendili sürekli ağlıyordu, kim bilir neler geçiyordu gözünün önünden…

Kacar Kucur, Endonezya düğünlerinin tabirlerinden biri. Damat 7 çeşit fıstık, sarı pirinç, bozuk para dolu bir keseyi geline verir, gelin kabul eder. Yani, koca iyi yönetilmesi ve israf edilmemesi için bütün kazancını her zaman sevgili eşine verecektir bundan böyle. Daha sonra gelinin babası (erkek kardeşi) Hindistan cevizi suyu içti ve ardından annesi “tadı nasıl” diye sordu. “Tadı ferahlatıcı ve tatlı” diye cevapladı. Bunun anlamı, gelinin anne ve babasının kalpleri ferahlamıştır. Çünkü sevgili kızlarının nikahı gerçekleşmiştir. Sonra gelin ve damat da hindistan cevizi suyu içti. Gelin ve damadın yuvalarını kurmalarında Allahu Teala tarafından bir tatlılık ve tazeliğin kendilerine verilmesini sembolize edermiş.

Gelin ve damadın birbirine sarı pilav yedirmesi, her ikisinin de karşılıklı sevgi, saygı ve takdir içinde Allah’ın nimetlerinden beraberce faydalanması anlamına gelirmiş.

Damadın anne ve babasının gelişi, gelinin anne ve babası tarafından karşılandı ve sahnedeki koltuklara oturmak için davet edildiler, daha sonra da gelin ve damat diz çökerek saygı gösterisinde bulundular. Gelin ve damadın nikah yüzükleri takıldıktan sonra yöresel yemeklerin ikram edildiği bir de şükür yemeği verildi. Geleneklerin son derece özenle uygulandığı ve tüm davetlilerin güler yüzle biz Türklerin ise açık ağız izlediği tören hediye alıp verme ve fotoğraf çektirme bölümleriyle sona erdi. Tüm gelenek göreneklerinin çok güzel, çok etkileyici sunulduğu bu salonda biz de nikah tazelemeden edemedik tabii.

Belki hayatınızın en etkileyici  tatilini yapmazsınız ama Asya Kültürü’nü görmek ve ilginç yaşamlara tanık olmak için iki gün Cakarta size yeterli gelecektir.

No Comments

Leave a Reply

Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

Lale Celepoğlu

D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com