Kars’a hoşgeldiniz

11

Sarıkamış’tan yaklaşık 45 dakika uzaklıkta olan Kars’a bembeyaz bir minibüs yolculuğuyla ulaştık. Bizi Kar’s Otel öyle güzel karşıladı ki, otelin güzelliğine mi bayılalım, konukseverliğin, güler yüzün samimiyetine mi doyalım bilemedik. Şehir merkezinde bulunan Kar’s Otel, eski bir Rus binası ve uzun perdeli kapsından girdiğiniz andan itibaren sizi sanki tarihe yolcu ediyor. Alt kattaki mutfak , odalardan sonra otelde en çok beğendiğim bölüm diyebilirim. Tertemiz, açık bir mutfak var ve çalışanlar şirin önlükleriyle iş yapmıyor da sanki mutluluk dansı ediyordu burada. Adlarını Kars’ın tarihi ilçelerinden ve Aras Nehri’nden alan,  5 standart ve 3 suit odaya sahip Kars Otel’in alt kattaki salonunda sabah kahvelerimizi içerken Halit Özer ve Mehmet Duman bize gezip göreceğimiz yerler hakkında kısaca bilgi verdi. Onlar anlatırken sanki İtalya’nın dar sokaklarında ya da Beyrut’un iki ayrı dini yaşayan bölgelerinde gezeceğiz hissettim. Rus evleri, kilise, camii, aşıklar… O kadar farklı kültürlerden bahsediyordu ki Mehmet Duman, acaba benim duyduğum, bildiğim Kars’tan başka bir Kars daha mı var diye düşündüm gizli gizli.

Otelden çıkıp hemen sağa  dönüp Gazi Ahmet Muhtar Paşa Caddesi boyunca yürümeye başladık. Hava güneşli ve açık olmasına rağmen yürümek öyle sizin okuduğunuz kadar kolay olmadı. Yerler buz değil adeta cam olmuştu. Bastığımız yerlerde ayakta kalabilmek için verdiğimiz çabalar acaba uzaktan nasıl görünüyordu. Şimdi aklıma geldikçe gülüyorum. Böyle dediğime bakmayın cadde o kadar güzel, o kadar geniş, sağlı sollu o kadar tarihi binalarla kaplıydı ki, bizim yürüme zorluğumuz biraz da duyduğumuz hayranlıktan ileri geliyordu. Sömestre tatili dolayısıyla sessiz, boş olan İsmet Paşa İlkokulu’nu geçer geçmez gördüğümüz sarı pastel tonlardaki eve hayran hayran bakarken, buranın Orhan Pamuk’un KAR adlı romanında geçen ve iş adamı Tuncer Güvensoy’un restore ettirdiği  ev olduğunu söyledi Mehmet. Bu ev aynı zamanda Kars’ta restore edilen ilk evmiş.

Osmanlı Rus savaşından sonra 40 yıl Rus işgalinde kalan Kars’ta binalarda yine Ruslardan kalan Baltık mimari tarzını sıkça görüyorsunuz. Özellikle Vatan Sokak boyunca ilerlediğimizde sağlı sollu gördüğümüz evlerde ve binalarda bu tarz çok hakim. Aslında bu tarzın Hollanda evlerine benzediğini söylediğimde Mehmet, Rusların bu binaları Hollanda’dan getirdikleri mühendislere yaptırdıklarını söyledi. Kars, birbirini dik kesen sokaklardan oluşan ızgara planına sahip, bu nedenle şehri keşfetmek çok kolay.

Kalenin eteklerinde yer alan İstihkam Çay Bahçesi’ni geçip solda ilk gördüğümüz Topçuoğlu Hamamı oldu. 1742 yılında inşa edilmiş, gövdesinde düzgün kesme taşların kullanıldığı yapı hemen Taşköprü’nün başında yer alıyor. Bugüne kadar gördüğüm en güzel köprülerden olan Taşköprü bana Mostar’ı hatırlattı biraz. 1579 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan üç kemerli köprü, 54 metre uzunluğunda, 8 metre genişliğinde. Zamanında köprü hasar görmesin diye üzerinden geçen atlı arabaları çeken atların ayaklarının altına keçe dikilirken, bugün belediye tarafından iş makinalarının köprüden geçmesine izin verilmesi beni çok üzdü. Eskiden bunları düşünen devlet büyükleri varken bugün aklı iyi hiçbir iyi şeye izin vermeyen yöneticilerin olması çok düşündürücü değil mi sizce de?

Kars sınırları içindeki hamamların en büyüğü olan Mazlumağa Hamamı, hemen karşısındaki Muradiye (Balkonlu) Hamamı , hemen köşesindeki Namık Kemal Evi bu bölgede görülmesi gereken tarihi yapılardan. Taşköprü’den sola doğru ilerlediğimizde Balkonlu Hamamı geçtiğimizde köprü üzerinden bakmakla yetindiğimiz Ahmet Tevfik Paşa Konağı bir milletin tarihine, değerlerine, eserlerine nasıl sahip çıkamadığının en güzel örneğini sergiliyor. Ona gösterilen her türlü acımasızlığa karşı direnen bu yapı belki de şehrin en zarif binalarından. Hacı Eyüp Bey tarafından 1764 yılında inşa edilen konak, bugün Avrupa’da bir şehirde olsa, en güzel şekilde korunur, tahtasına zarar gelmesin diye özel güvenlik önlemleri alınır. Bizde ise, yıkıldı yıkılacak olan bu bina, Kültür Bakanlığı’na defalarca yazılmış olmasına rağmen terkedilmiş bir halde öylece sahipsiz duruyor Kars Çayı boyunca.

Öğlen olmuş karnımız artık acıkmış olsa da, tarih kokan bu şehre doyamıyorduk. Gezdikçe,gördükçe, dinledikçe ve yaşadıkça şehri keşfediyorduk ve açıkçası ben böyle bir Kars beklemiyordum. Bu kadar tarih dolu, bu kadar güzel binaları olan ve bu kadar geniş caddeleri ile beni şaşırtmaya devam ediyordu bu yüksek şehir. Yüksek şehrin yüksek kalesi  “Kars Kalesi” iç ve dış olarak iki bölüm şeklinde planlanmış. Kesme bazalt taştan yapılan 3,5 kilometrelik sur duvarlarında önceden 220 burç varken, sadece 7 burç günümüze kadar gelebilmiş. Biz Kars Kalesi’ni uzaktan görmekle yetindik yoğun kar ve buzdan dolayı ama bahar aylarında zirvede çay içip şehri izlemek çok keyifli olacaktır. Yemek öncesi son durağımız Kars’lı Araştırmacı Yazar Türkolog Ali Canip Olgunlu’nun Ermeni Mimarisi’nin Liturjik anlamda en önemli dini mimari örneklerinden bir tanesi dediği 12 Havariler Kilisesi(Kümbet Camisi) oldu. Kale İçi Mahallesi’nde yer alan ve bir zamanlar bir arada yaşayan farklı dinlerin kültürel etkileşimini en güzel biçimde yansıtan sivri külah şeklindeki kilise çatısı ile camii minaresi yan yana yükseldiği Havariler Kilisesi 1964 yılından beri camii olarak kullanılıyor.

Gelelim öğlen yemeği ve aşıklara. Tam da mevsiminde olduğumuzdan tandırda pişmiş kaz yemenin en iyi seçenek olduğunu söylemişti Halit Bey. Fakat doğru söylemek gerekirse hiç bu kadar lezzetli bir et beklemiyordum. Özel  lavaşıyla sunulan kazdan  önce, ayranaşı denilen çorbamızı, özel yapılan yoğurtlarımızı yerken bir yandan çıtır çıtır yanan sobanın başına toplanmıştık. Bizi yemek için misafir eden Karstore, yöresel hediyelik eşyalıklar satan ve aynı zamanda şarapevi olan bir yer. Aslında sadece Kars kahvaltısı sunan mekan o gün bizim için öğlen yemeği servisi yaptı ve aşıkları davet ederek bize unutamayacağımız anlar yaşattı. Aşıklar Bilal Ersarı ve Ensar Şahbazoğlu’nun atışmaları, her birimiz için o anda yaratıp söyledikleri maniler, sobada pişen köz patatesler… Siz siz olun Kars’tan  aşıkların atışmalarını izlemeden, anlattıkları hikayeleri dinlemeden ve kaz yemeden dönmeyin.

Aşıklar HOŞGELDİNİZ videosu için TIK TIK

Yemek sonrası havanın soğuması ve yolda yürümenin güçleşmesi nedeniyle hızlandırdığımız turumuzda gördüğümüz yerler; Ordu Caddesi’nde İl Sağlık Müdürlüğü, Atatürk Parkı, parkın hemen sağında bulunan, şu an Valilik olarak kullanılan, Kars Antlaşması’nın imzalandığı bina, solunda Sanayi Ticaret Odası, Fethiye Camii, yine Orhan Pamuk’un KAR romanında geçen Maruf Bey’in evi Aynalı Köşk, Kars Kent Konseyi(Kars Gümrük Binası) ve Kars Arkeoloji Müzesi oldu. Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Hıristiyanlık dönemlerine ait eserlerin sergilendiği müzede geçmişe dair bir yolculuğa çıkıyorsunuz adeta. Fakat beni ve kızımı etkileyen belki de Kars gezimizde en çok aklımızda kalan Rusların Kazım Karabekir Paşa’ya hediye ettiği vagon oldu. Müze bahçesinde bulunan bu vagona binmek, içeride sanki o anları yaşamak, Doğu Cephesinde savaşan Kazım Karabekir’in çalışma odası, masası, fotoğrafları, anlaşmaları, sobası ile kısa bir süreliğine de olsa bütünleşmek tüm vatan sevgimizi bir kez daha alevlendirdi desem abatmış olmam. Özellikle dördüncü sınıfta okuyan ve tam da Kazım Karabekir’in Doğu Cephesi komutanı olarak savaştığı yılları, Kars Antlaşması’nı öğrenen Duru’nun bu anları yaşaması ona ve bana çok şey kattı. “Anne iyi ki kayağı bırakıp buraya gelmişim bugün” dedi ya, ben bu ülkenin geleceğinden daha da korkmam.

Kars’a gelip de peynir almadan dönmek olur mu? Fakat en çok üzüldüğüm Peynir Müzeleri’nin bulunduğu Boğatepe’yi görememek oldu. Özellikle dünyada sadece Kars’ta üretilen Kars Gravyerinin son üreticisi olan İlhan Koçulu ile tanışamamak benim Kars’a tekrar gelmem için bir bahane olur belki. Biz gidemedik göremedik ama siz Kars’a gelirseniz;

  • Kaleye çıkıp, şehri izlemeden
  • İlk yerleşim yerlerinden biri olan; Kağızman ilçesi Camuşlu köyünde bulunan kaya resimlerini ve mağaraları görmeden,
  • Ani Harabelerini görmeden
  • Çıldır Gölü’ne gitmeden

DÖNMEYİN.

Kars’ı tanıtmak için gerçekten sözde değil özde çalışan, Kars’ı ve Kars turizmini daha ileri taşıyabilmek için çok ciddi emek veren ve bize harika bir gün yaşatan Karsod Başkanı ve Kar’s Otel Genel Müdürü Halit Özer’e, Kars Haber Ajansı Köşe Yazarı Mehmet Duman’a ve onları tanımama vesile olan gezgin arkadaşım Armağan Portakal’a bu yazıda özellikle teşekkür etmek istedim. Veeee aşıkların bana bestelediği parça için buraya tıklayınız efendim Banu Hanım hoşgeldiniz

 

11 YORUMLAR

  1. bu yazıyı okuyup da gitmek istememek mümkün değil,
    en büyük eksiğimiz bu belki de, yurtdışını gezip görmek daha cazip geliyor, ama kendi ülkemizde ki muhteşem güzelliklerin farkında değiliz… ayağınıza , kaleminize sağlık.

  2. Çok güzel anlatmışsın ben de tekrar görmüş gibi yaşadım.Değişik ve bambaşka bir şehir.herkesin gidip görmesi ve güzellikleri yaşaması gerekiyor.Biz oradan Ruslar’a ait damgası olan bir semaver almıştık.güzel anlatımlarının devamı dileyiğle sevgiler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here