Kanada

Toronto’da Turist Olmak

27 Ocak 2017

Toronto’ya geleli beş gün oldu ve eş dost sürekli Toronto’da Turistik Yerler hakkında hiç yazı yazmıyorsun demeye başladı. Toronto’da turist olmak adlı maceramız bugün ancak başlayabildi diyebilirim. Yonge-Dundas Meydanı ve hemen dibindeki Eaton Center – şehrin en büyük alışveriş merkezi- haricinde bugün gerçekten turist gibi gezdiğimiz iki yer The Distillery District ve St. Lawrence Market oldu.

St. Lawrence Market

Gittiğim ülkelerde kaldığım şehirde nerede yiyecek marketi var soluğu ilk orada alırım. Bugüne kadar  ünlü yiyecek marketlerinin çoğunu gördüm diyebilirim. En sevdiklerim ve bana en sevimli gelenler  Londra’daki Borough Market ve Kopenhag’daki Torvehallerne oldu açıkçası. Bugün Toronto’da gezdiğimiz St. Lawrence Market onlar kadar etkileyici olmasa da Toronto’da görülecek ilk on yer arasında yerini alır.

Şehrin merkezi sayılan Yonge Caddesinde olması, canlı ve rengarenk ürünler sunması, bir yandan alışveriş yaparken bir yandan tezgahtan seçtiğiniz ürünün pişirilip önünüze gelmesi hem gününüze renk katıyor hem de şehrin farklı bir yanını tanıyorsunuz. Bizim Mısır Çarşısı nasıl burası da öyle aslında. Peynir çeşitleri, şarküteri, taze deniz ürünleri, kahve dükkanları her yerde ayrı bir koku.

St. Lawrence Market diğer gördüğüm pazarlardan bir konuda açık ara önde, o da çok kaliteli hediyelik eşya alabileceğiniz dükkanların olması. Genelde böyle marketlerde yanyana dizili dükkanlarda hep aynı şeyler satılır ve çoğu da pahalı olup oldukça kalitesiz ve birbirinin aynısı olur. Buradaki dükkanlardan gerçekten çok farklı ve içinize sinen küçük hediyelikler bulabilirsiniz.

The Distillery District

Kuzey Amerika’daki Viktorya döneminden kalan, endüstriyel mimarinin en büyük koleksiyonu olan Distillery District, restoranları, kafeleri, sanat galerileri, tasarım mağazaları ile hem tarihi dokuyu hem de şıklığı yansıtan harika bir mekan.

Zaten kiremit rengi binalara bayılırım buranın aynı şekil duvarları yeşil kapıları yüksek tavanlı dükkanları hayranlık uyandırdı bende. 1988 yılında Kanada Ulusal Tarihi sit alanı olarak belirlenen mekan hem yerleşim yerlerinin hem de ticari olarak şehrin kalbinin attığı bölgede olması açısından da gezip görmek açısından ideal.

Tarihi damıtım bölgesi olarak anılan yer eskiden içkilerin damıtıldığı yermiş anladığınız üzere. Çok farklı tasarım ürünlerinin satıldığı mağazalarda fiyatlar da oldukça yüksek. Almak için değil bakmak için oldu benim için bu sevimli gezi.

3 Comments

  • Reply Ayşen 27 Ocak 2017 at 01:50

    Harikasın Banucum? Gidersek nereye nasıl vakit ayıracağımızı biliyoruz sayende canım??

  • Reply Funda güney normal_bir_anne 09 Nisan 2017 at 22:50

    Çocuklu ve seyahat etmeyi seven bir aile olarak biz de bütün programlarımızi cocuklara gore düzenlemek zorunda kalıyoruz. Torontoya giderken de boyle yapmistik.kizımız icin science centera 1gün ayırmistık ama yetmedi.2.gun tekrar gittik.gittigimiz bütun yurt dışı seyahatlerinde mutlaka science centerlara gidiyoruz.sadece cocuklar icin degil buyukler icin de muhtesem alanlar.torontodaki de en iyilerinden biri.hatta asma kata kurulmuş balkondan bir kuşun gozüyle dunyaya bakiyorsunuz ki bence su ana kadar deneyimledigim en muhtesem olaylardan biridir.yere uzaniyor ve gozunuzu bi dürbune dayıyorsunuz, o an ,o gözler bir kusun gozlerine donusuyor.agacların arasindan dallarin tepelerinden ucup dunyayi geziyorsunuz.inanılmaz…sadece o göruntü icin bile tekrar o yolu kat etmeye deger.tılsım gibi.halen daha canli duruyor o sahne gözumün önunde.
    Cok uzattım.velhasıl torontoda gorulmesi gerekenlerinden başinda bence

    • Reply Banut 10 Nisan 2017 at 22:45

      Harikasınız. Yorumunuz için çok teşekkürler. Küçükken biz de Science CEnter’lara daha çok gidiyorduk ama şimdi ergen olunca ilgi alanı biraz daha farklılaştı maalesef. Ben şahsen çok keyif alıyorum

    Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com