Algonquin Ulusal Parkı ve Muskoka

0

Algonquin Ulusal Parkı, Kanada’nın en eski parklarından ve yıllar geçtikçe güzelliğine güzellik katmış, her rengi barındıran, insana yaşam enerjisi veren bir doğa harikası. 1893 yılında açılan parka giderken olağanüstü bir doğa ile karşılaşacağımı tahmin ediyordum ama bu kadar çok göl, büyüleyen orman, yürüyüş parkuru ve doğal yaşam beklemiyordum doğrusu. Toronto’ya geldiğinden beri Algonquin’e gidelim diye ısrar eden kızımı çok daha iyi anladım. Üç günlük uzun hafta sonunu fırsat bilip, son anda bize katılan arkadaşlarımızla iki aile iki araç olarak sabah çok erken Toronto’dan yola çıktık ve önce Algonquin Ulusal Parkı sonrasında Muskoka‘yı gezip gördük güzel anılar biriktirdik.

Toronto’dan Algonquin’e günübirlik gidilir mi derseniz, gidilmez diyemem ama hem parkın biraz da olsa hakkını vermek hem de yol üzerindeki şirin kasabaları ve Muskoka bölgesini görmek için en az bir gece konaklayıp iki tam gün geçirin derim. Yine de bu devasa parkın ve bölgenin ancak çeyreğini belki keşfedeceksiniz.

Bizim rotamız Toronto’dan doğruca Algonquin Ulusal Park oldu ilk gün. Sabah yola erken çıktığımız için yaklaşık bir saat sonra Barrie şehrinde kahvaltı molası verdik. The Farm House adlı bu şirin restoranın zengin bir kahvaltı menüsü ile birlikte harika bir manzarası var kesinlikle tavsiye ederim.

Barrie’den Algonquin Park neredeyse üç saat sürüyor ama yol o kadar güzel ki, gittikçe gidesiniz geliyor. Sürpriz yumurtadan çıkan oyuncaklar gibi bir anda sağlı sollu görünen göller sizi heyecanlandırırken ağaçların renkleri, göl kenarındaki cottage denilen sayfiye evleri, fonda hafif bir müzik iç huzurunuzu doruğa çıkartıyor.

Park’a geldiğinizde aracınızı park edip turist ofisine girmeniz gerek. Burada size verilen ve içinde bölge haritası olan dergi çok kıymetli. Hem 15 parkuru zorluk ve uzunluk derecesine göre sınıflandırmışlar hem de park dahilinde neler yapılabilir, yapılamaz, nerede ne var hepsi mevcut.

Parkta 2400 adet göl varmış. Dağ bisikleti, kano, yürüyüş, balık tutma, kampçılık gibi pek çok aktivite. Dolayısıyla çok iyi plan yapmanız gerek. 17 Dolar karşılığında hem bu dokümanı alıyorsunuz hem de park fişinizi. Böylece artık park içinde her yerde durabilirsiniz. Ayrıca parka hangi mevsim gitmek ideal, çeşitli turlar, çocuklar için aktiviteler hakkında bilgi almak için de www.algonquinpark.on.ca adresine bakın derim.

Biz üç genç iki anne olarak orta derece zorlukta olan ve 3,5 kilometrelik Hemlock Bluff rotasını seçtik bu güzel gün için. Koskoca ormanda sadece biz vardık ve üzerinde mavi plaka olan ağaçları takip ederek rotamızı izliyorduk. Macera sevenler için eşsiz bir fırsat diyebilirim bu parkur. Yürüyüş sırasında yeşilin her tonu, zaman zaman kuş sesleri, yağmur damlaları ve muhteşem bir sessizlik bize eşlik ederken bir yandan da nereye varacağız diye meraklanmıyor değildim. Yolun dönüşü diye bir şey yok, daire şeklinde bir rota ve başladığınız yere geri dönüyorsunuz. Peki ya dönemezsek?

Öyle ya birimize bir şey olsa kimseye sesimizi duyuramayız, üstelik telefonlar da zaman zaman çekmiyor. Her şeye rağmen değer mi? Yüzde yüz değer. Öyle bir yolda, öyle bir doğada yürüyüp öyle bir manzara ile ödüllendirildik ki, dünyadan değil cennetten yazıyorum şu an.

Algonquin Park’ta nerede kalınır derseniz, ben gitmeden araştırdığımda Killarney Lodge’u çok beğenmiştim ama maalesef yer yoktu ve fiyat olarak da hayli yüksekti.

Kamp yapmayı severseniz kamp alanları mevcut veya bir cottage kiralayıp doğada olmak hoşunuza gidebilir. Algonquin Park içinde kalma imkanınız yoksa en yakın kasaba Huntsville konaklama için fazla sayıda seçeneğe sahip. Doğa içinde bulunan Hidden Valley Resort bizim kaldığımız otel. Vasat olmakla beraber gece dışarı çıkmak ya da kalktığınızda göl manzarası ve doğayla iç içe olmak için hiç de fena değil. Hele yemek sonrası kutu oyunu oynayacaksanız tam sizlik.

Algonquin Ulusal Parkı rotası üzerinde görülecek yerler

Huntsville

Bu şirin kasaba özellikle sabah yürüyüşü ve kahve molası için ideal. Lions Lookout adlı noktayı görmeden dönerseniz kesinlikle hayatınızda çok önemli bir fırsatı kaçırmışsınız demektir. Bugüne kadar beni etkileyen en muhteşem manzaralardan biri burası.

Huntsville’in ana caddesi üzerinde oklarla kolayca ulaşabileceğiniz tepeye giderken hemen solda Muskoka Heritage Place var. İçinde tren turu da yapabileceğiniz mini bir köy hayatını görmek istiyorsanız burayı tercih edebilirsiniz.

Kanada’ya geldiğimden beri meşhur mapple syrup, akçaağaç şurubunun yapılışını merak edip duruyorum. Maalesef hava şartlarından dolayı ağaçtan mahsulleri toplama ve işleme sürecini de kaçırdım. Yine bu bölgede Sugarbush Hill Mapple Farm adlı akçaağaç çiftliği bir parça da olsa bu merakımı gidermeme vesile oldu. Şahane misafirperverlikleri ve yaptıkları doğal şurup ve farklı ürünleriyle, burada çok güzel vakit geçirmemizi sağladılar ve bize de zili çalmak düştü.

Huntsville’de yemek için Boston Pizza, On The Docks harika manzarası olan yerler.  Roadhouse et sevenler ve akşam vakti biraz Amerika havası solumak isteyenler için oldukça güzel. Kahvaltı için Main Street Local Kitchen, özellikle pan cake ve doğal mapple şurubunu deneyin.

Bracebridge

Yine Ontario’da Muskoka bölgesinde olan bu şirin kasaba, Muskoka nehri üzerine 1875’de kurulmuş. Saat kulesi, rengarenk dükkanları, dondurmacıları ile biraz Avrupa havasında olan bu kasaba özellikle Santa yani Noel Baba’nın köyü ve iki şelalesi ile anılıyor, Wilson ve High Falls. Bunların dışında Muskoka Bira Fabrikası da burada. Güzel bir havada gittiyseniz bir tekne turu almayı ihmal etmeyin.

Gravenhurst

Muskoka Bölgesinin geniş bir alanına sahip Gravenhurst kasabası, Kanadalılar  tarafından “yazlık şehir” olarak tanımlanıyor. Bölgenin en büyüğü olan Muskoka Gölü ve Gull Gölü’nün ev sahibi olan bu kasaba diğerlerine göre bana daha modern ve tesisleriyle daha şık geldi diyebilirim. Muskoka Gölü üzerinde bulunan ve Kuzey Amerika’nın en eski operasyonel buharlı gemisi RMS Sewgun tam 130 yaşında ve ziyaretçilere açık. Samsun’a gidip Bandırma adlı vapurumuzu görmek gibi.

Gravenhurst’da konaklamayı düşünenler Marriot Hotel Residence Inn Muskoka’yı düşünebilir. Yemek için The Dock Of The Bay biraz pahalı olmakla beraber manzara için değebilir.

Algonquin Park’a giderken ya  da dönüşte uğrayabileceğiniz bu üç kasabada tamamen özgürce gezmek, kafanıza göre takılıp, kah orman içi kah göl kenarı yürüyüşlerle gününüzü güzelleştirmek ve bazen de sadece durmak size çok iyi gelecektir.Hatta gezinize tertemiz başlayıp bizim gibi kirlenmek bile çok keyifli olacak kesin bilgi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here