Hindistan Gezi Notları -1-

10

Ölmeden önce görmek istediğim yerlerden Hindistan’a “namaste” diyerek adım attım. MERHABA. Sanskritçe olan bu kelime, hem merhaba hem hoşçakal anlamında kullanılıyor ülkede. Avuç içlerinin hemen göğsün altında birleştirilmesi ile yapılan bir hareketle söyleniyor. Yani, kollarımın altında silah yok, bıçak yok, sana en barışçıl duygularımla geldim. İşte ben de aynen bu duygularla geldim ve NAMASTE dedim rüyalarıma giren Hindistan’a.

Rehberlerim Dr.Elif Çamlıkaya ve Ranveer

Türkiye’nin yaklaşık beş katı kadar büyüklükte, üç milyon iki yüz doksan bin kilometrekarelik Hindistan’ı, kuzeyinden gezmeye başlarken hep bana söylenen söz aklıma geliyordu, ya aşık olacaksın, ya nefret edeceksin. Tabii bir de, çok pis, gidenler hasta dönüyor, kokudan nefes alamazsın, sakın açık su içme, yanında ekmeğine kadar götür yoksa aç kalırsın uyarıları… Size şunu tüm samimiyetimle söyleyeyim ben, AŞIK olan taraftanım, kesin ve çok net. Yalın ayak halka açık tuvaletlere giren kadınların yanında da, Hindistan’ın en zengin iş adamlarının mağazalarında da, önümde yanan ölüyü izlerken de, prensin konutu olan yerde yemek yerken de hep ama hep ilgiyle, merakla, bir rüyada gibi yaşadım.

Evet pis, evet açık su içmedik, evet kokan yerler var, yolda önceliği hep ineklere verdik, dışkılarına basmamak için akla karayı seçtik ama ne bir hırsızlık yaşadık, ne midemiz bozuldu, ne tacize uğradık, sadece güneşin doğuşunu Ganj Nehri’nde karşıladık, günü yine şükür ve dualarla uğurladık, bulunmaz Hint kumaşının hikayesini öğrendik, maharajaların (kral)  hayatlarını dinleyip, masal gibi kale sarayları gezdik, şıkır şıkır sarilerimizi giyip, tikalarımızı takıp Tac Mahal’de tarihe yolculuk ettik. Sizce bu kadar beklememe ve istememe değmiş mi değmemiş mi sevgili okur?

Yazacak o kadar çok şey var ki, korkuyorum eksik anlatacağım, hak ettiği değeri tam olarak verdiğimi yansıtamayacağım ya da bir şeyleri unutacağım diye. Şunu baştan söylemek isterim ki, Hindistan’ı görmeden Hindistan hakkında konuşmak kadar ön yargılı bir şey olamaz ve yine bu ülkeyi, insanlarını, inançlarını yargılarken, onların yerine geçip onların ayakları ile yürümezseniz ve biraz bilgi edinmezseniz sadece çay kahve muhabbetinden öteye gitmez konuştuklarınız.

Hindistan, Dünya’nın en fazla nüfusa sahip ikinci ülkesi, 1.354.051. 854, son 2018 kayıtlarına göre. Yani bundan sonra yazacaklarımı bu rakama göre düşünürseniz beni daha iyi anlarsınız. Hindistan, indus kelimesinden geliyor, indus ülkesi demek ama kendi verdikleri isim aslında “Baharat”, çok önemli bir maharajanın  ismi. Hindistan’da tam 29 eyalet var, Parlamenter hükümet sistemi ile bağımsız ve laik bir cumhuriyet. Nüfusa baktığınızda tam bin dinler mozaiği var; %81 oranında Hinduizm %14 Müslümanlık %2,5 Hristiyanlık, %2 Sihizm, %1,5 Budizm ve diğerleri.Peki size Hinduizm’de 330 milyon Tanrı var desem? Bu rakam aslında tek bir yaratıcının farklı bedenlerde tezahür etmiş halinden oluşuyor. 3 tane çok önemli Tanrı var; Kainatta gördüğümüz her şeyi yaratan Brahma, Vishnu, Shiva.

Bir tanrının başka bir bedende yeniden ortaya çıkmasına “avatar” deniyor. Aslında bana göre tanrılar biraz uzmanlıklarına göre ayrılıyor, mesela şehirleri koruyan tanrılar var, siz başka bir şehre taşındığınızda ona ibadet ediyorsunuz. Aile tanrısı var, nesillerdir o ailenin ibadet ettiği, ya da bir sebepten dolayı çok yakın hissettiğiniz bir tanrı, ben Endonezya seyahatimden beri başlangıçların tanrısı Ganesha’ya ilgi duyuyorum mesela.  Hinduizm’e göre eğer gözünle görürsen, elinle dokunursan, hikayesini bilirsen, onu daha iyi, daha kalpten anlayıp öğrenebilirsin diye tanrıların heykellerini evlerinde, gözlerinin önünde tutuyorlar. Aynı eve astığımız nazar boncuğu, karınca duası gibi, görünce hatırlamak için. Bu nedenle de her yerde satılan tanrı heykelleri görüyorsunuz, fakat bunlar Tanrı anlamına gelmiyor yani sadece bir obje. Kırılırsa, kaybolursa bir şey olmuyor. Eve getirdiğinizde de tanrısal enerjiyi harekete geçirecek bir ibadet yapmadığınız takdirde bir eşyadan ileri gitmiyor. Her Hindu’nun evinde bir “puja” köşesi oluyor. Puja, ibadet demek yani tanrıların enerjilerini harekete geçiren ve bu heykellerde oluşan bir köşe.  Benim bir Ganesha heykelim yok şimdi fark ettim.

Hindistan’da kast sistemi

Hindistan’da toplum düzeninde sosyal gruplaşma ve farklılaşma, ülkenin en önemli özelliklerinden ve buna KAST SİSTEMİ deniyor, yani hiyerarşi.

Brahmin: Din adamları, öğretmenler, akademisyenler

Şatriya: Savaşçılar, askerler, yöneticiler

Vaişya: Esnaf, tüccar, sanatçılar, zanaatkarlar

Şudra: Emekçiler, köylüler, işçiler

Dalit: Dokunulmazlar yani dokunursan seni kirleteceğine inanılanlar; lağım işçileri, sakal traşı yapanlar, kanalizasyon gibi pis işlerde çalışanlar.

Evlilikler %95 hala geleneksel olarak yani kast içinden yapılıyor. Aynı kasttan olmayanların birlikte oturup çay içmediği beraber yemek yemediği çok sık görülüyor.

Hindistan’da astroloji

Bir çocuk doğar doğmaz eve bir astrolog geliyor ve doğum haritasını çıkarıyor. Evlilikler doğum haritalarına göre yapılıyor. Belli yaşa gelen erkek çocuklarının evine, aileler kızlarının doğum haritalarını gönderiyorlar ve eğer haritalar uyumluysa aileler ön görüşmeyi kabul ediyor. Sokakta birlikte gezen gençler görebilirsiniz ama bunlar evlenecek anlamına gelmiyor, ailelerin uygun gördüğü, aynı kasttan olan ve doğum haritaları uygun olan gençler evleniyor ve evlendikleri gün birbirlerini görüyorlar. Büyük şehirlerde bu gelenek daha azalmış olsa da tarımla geçinen yerlerde çok yaygın. Aşk çabuk biter ama kafa uyumu ömür boyu sürer diye düşünüyorlar herhalde.

Hindu inanışına göre insanlar, insan olarak doğmadan önce 8.4 milyon yaşam formundan geçiyormuş. Böcek, yaprak, kuş, ağaç, köpek vs oluyorsun. Her yaşamı deneyimleyip sonra insan olarak doğuyorsun. Her insan olarak doğuşunda göklerdeki tanrısal enerjinin bir parçası olmayı hak edene kadar bir tekamül geçiriyorsun. Bu, senin tanrılara ne kadar iyi ibadet ettiğin, hayatını nasıl doğru yaşadığın, insanlarla ilişkilerini nasıl kurduğun ile ilgili, yani karma. Karmaya göre ya bir daha doğmuyorsun ya da yeniden doğuyorsun (mokşa). Yeniden doğmak, bir önceki hayatındaki performansına bağlı, eğer bir dalit olarak doğduysa ya da bir engelli, bunun mutlaka bir sebebi var, bunun bedelini bu hayatta ödemesi lazım ki dersini alsın diye düşünüyorlar. Ona eğer hiçbir şey olmamış gibi davranırsan bu bedeli ödeyemez ve bir sonraki hayatında daha iyi şartlarda daha yüksek bir sınıfta olamaz, insan olmaktan aşağı düşebilir. Bu ne demek? Örneğin, köpekler Hindu inanışına göre insandan yeni düşmüş sayılır. O kadar kötü bir performans göstermiş ki önceki hayatında, köpek olmuş. Köpeklerin hep bir şeyler anlatmak isteyen gözlerle baktığına inanıyorlar, benim yaptığım hatayı sen de yapma der gibi. Aklıma bizim Pamuk geldi bir an, o da böyle bakar bana bazen, niye beni içeri almıyorsun diye…

Hindistan’da inekler neden kutsal sayılıyor?

Dedim ya anlatacak çok şey var diye, bu yazıyı çok merak edilen soru ile bitireyim ve diğer Hindistan notları için çalışmaya devam edeyim. Hindistan’da inekler neden kutsal sayılıyor? Yolun ortasından giden, otobanda yatan, pişen yemeğe eğilip koklayan, tapınaklara giren çok fazla sayıda inekle sık sık karşılaşıyorsunuz ve dokunulmazlıkları var. Hindistan’da inekler kutsal evet ama Tanrı değil. Eğer bir ineği kesersen onun sütünü içemezsin, tezeğini yakamazsın, idrarını şifa olarak kullanamazsın, yoğurdunu, yağını tadamazsın, bundan dolayı da ineği kesip sadece etinden faydalanmak yerine, koruyup yaşatarak tüm hayatları boyunca faydalanıyorlar. İnek bundan dolayı kutsal. Bence Hindistan inekleri çok da akıllı, tüm gün şehrin her bir köşesinde boş boş gezen inekler akşam olup da nasıl kilometrelerce uzaktaki evlerini bulup dönüyorlar şaştım doğrusu.

Hindistan gezi notlarım için bilgi ve deneyimini sonuna kadar aktarmaktan çekinmeyen rehberim Dr.Elif Çamlıkaya’ya teşekkürlerimle

10 YORUMLAR

  1. Eşimde Hindistana iş gezisi için gittiğinde aynı sizin gözlemlerinizi anlatmıştı. O ara ben gidmediğime çok pişman olmuştum. Yazınız harika. Bir çırpıda okudum ve sayenizde çok güzel bilgiler edindim.

  2. Süpersin yavrum….ben de senin gibi aşık olanlardanım….geziyi çok güzel özetlemişsin💃🏻🧿🌅teşekkürler.sevgiler.💕

  3. Çeşitliliği bir arada barındırıp yaşayan inançlarından ödün vermeyen ve bunu bizlere harika yazınızla yaşatan ve sunan emeğinize teşekkürler.Arkası yarın tadındaki yazılarınızı bekliyorum.Harika bir yazı okudum.Sevgiler😊😊👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻

  4. Sevgili Banu, aynı rüyadaymış hissini yaşadım bende; kültürün zenginlği insanın başını döndürüyor, her an birşey kaçırıyormuyum hissi ile bütün duyguların açık, sanki hiç uyuyarak vakit kaybetmesem dediğim ve mutlaka birkaç kere daha gitmeyi dileyerek ayrıldığım bu ülke beni benden aldı… kalbimin yarısı orada kaldı… bende aşık olanlardanım💕 Gönlüne sağlık, zevkle takip edeceğim, lütfen yazmaya devam.

  5. Yazını okurken,oradaymış gibi hissettim. Kalemine sağlık canım, harika anlatmışsın😊. Ne kadar değişik bir yaşam ve felsefe…yıllar önce eşim Arabistan’da çalışırken,kızım henüz okula gitmiyordu.
    Orada çalışan Hintli mühendis,ülkesine dönmeden önce,Türkiye’yi görmek istediği için eşi ve kızıyla gelerek,bizde bir hafta kalmışlardı. İstanbul’u gezdirmiştik.Yaşamlarından anlatmışlardı. Çok enteresan gelmişti. Merakla,paylaşımlarının devamını bekliyorum. Kucak dolusu sevgiler…💖

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here