Korona Günlerinde İmece

2

Korona günlerinde “Dünya değişecek mi, insanlar bir şeyler öğrenecek mi, biz bunu hak etmiştik, küresel sorunlara çözüm bulunacak mı” diye herkes kendine, etrafına sora dursun, birileri değişimi ya da çözümü kendi yaratıyor, kimseye sormadan ya da takdir/onay beklemeden eyleme geçiyor. Lal Denizli de onlardan biri. Biricik kızım Duru daha sekiz yaşındaydı ben Lal’i tanıdığımda. O gün dedim ki umarım benim kızım da senin gibi bir insan olur. Sosyal sorumluluğu yüksek, duyarlılığı en üst seviyede, proaktif, yaşamının sorumluluğunu ele almış ve değişimi etraftan bekleyerek değil, kendi değişerek, üreterek, çalışarak yaşayan biri. Onu İmza Kızın adlı sosyal sorumluluk kitap projemizde babası Mustafa Denizli’ye yazdığı mektupla tanımıştım. O ve diğer kız çocuklarının babalarına yazdığı mektuplardan oluşan kitap sayesinde şu an bir fon var ve kız çocukları eğitim alıyor.

Lal’i takibi hiç bırakmadım. Şubat ayında korona henüz ülkemizde yokken Lal ve ablası Selin’in  arkadaşlarıyla beraber mülteci kampları için aldıkları önlemleri takip ediyordum. O dönemde sağlık sorunları nedeniyle çok istesem de onlara destek olamadım ama hep uzaktan izledim.

Mart ayında Covid19 virüsü yayılmaya başladı ve Lal yine koşturmaya devam etti. Bu sefer yön değişti; maske, yiyecek, tıbbi teçhizat, erzak kolisi…hiç durmadan ablası Selin Denizli Burnaz ve ortak arkadaşımız Püren Ödemiş ile birlikte ağ kurdular ve birazdan Püren’in de kaleminden okuyacağınız süreci yaşadılar, yaşıyorlar aynı zamanda yaşatıyorlar.

Benim sürece dahil olmam önce İstanbul’daki sağlık emekçileri için yaptıkları yiyecek desteği ile başladı. Çubuklu Vadi Evleri kadınlarının başlattığı ve halen organize ettiği imece usulü destek şöyle; evinizde hijyenik şartlarda pişirdiğiniz kek, börek, poğaça, kurabiye gibi paketlenmesi ve yemesi kolay yiyecekleri siz hazırlıyorsunuz, onlar evinizden aldırıyor, Çubuklu kadınları bunları tasnif ediyor ve her gün paketler halinde hastanelere iftar, sahur, çay atıştırmalığı olarak gönderiyorlar. Lal bana bunu ve diğer yaptıklarını anlatınca daha çok insana duyurmalıyız dedim. İnsanlar şu an evlerinde en fazla mutfakla haşır neşir, yeni bir şeyler üretmek, tarifler denemek hoşlarına gidiyor. Kimisi yemeyi seviyor ama kimisi de yapmak güzel de kim yiyecek deyip ya yapmıyor ya da yaptıkları bozulup gidiyor. İşte evimizden bile katkıda bulunacağımız bir imece.

Pişirilen ürünler en hijyenik şartlarda hastanelere ulaştırılıyor. Bugüne kadar toplam 15 bin tabak dağıtmışlar.

Bununla kalmayıp bir de erzak kolisi yardımları var. En güzel yanı da ihtiyacı olanlara bizzat ulaştırıyorlar. Fiziksel mesafeyi koruyup gerekli önlemleri alarak sıcak ilişkilerle veriyorlar bu desteği. İçinde nohuttan irmiğe kadar olan bu kolilerin en önemli özelliği içinde “İYİLİK” ruhu var. Bu kadar da değil, bir de tıbbi yardım organizasyonları var ki bugüne kadar pek çok iş insanı maddi olarak hatırı sayılır destek vermiş. Maskeden tuluma kadar öyle çok yardımda bulunmuşlar ki hastanelerde çalışanların covid19 vak’alarında çok ciddi azalmalar olmuş.

İşte sevgili okur, istedikten sonra hepimizin yapacağı bir şeyler var. Belki tek başımıza olduğumuzda bizi aşacak şeyler gibi görünüyor ama inanın tek başımıza da çok güçlüyüz. Üstelik kelebek etkisi yaratarak gücümüze güç katabiliyoruz. Birkaç gündür yiyecek yapmak için beni arayanlarla konuşurken şunu hissettim: Aslında herkes birilerine destek olmak isterken kendisine de en büyük hediyeyi veriyor, FAYDALI OLMAK, BİR İŞİN UCUNDAN TUTMAK. On altı yaşındaki Yılmazalp sevgiyle aradı, kek, çörek desteği vermek için. Sokağa çıkma yasağı olan yirmi yaş altı bile oturduğu yerden işe yaradığını hissetti, bundan daha güzel, birlikte kazanç başka nasıl olabilir?

Bugünler geçecek ama bundan sonra gelecek günler en azından bir süre yine başkalarını dert etmemizi gerektirecek gibi görünüyor. Kimi evinden yiyecek desteğiyle, kimi bir tane erzak kolisi bağışlayarak kimi bir kolinin bir lirasını bile bağışlayarak ( 1 erzak kolisi 110 TL) kimi tıbbi malzeme için destek olarak  bugünleri ruhuna iyi gelecek şeyler yaparak geçirebilir. Nasıl ulaşacağız derseniz, bu yazıya yorum bırakabilirsiniz. Bana mail ya da sosyal medyadan ulaşabilirsiniz. Lal Denizli, Selin Denizli Burnaz, Püren Ödemiş’e sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz. Yeter ki isteyin, ulaşmak kolay.

Lal Denizli, instagram: denizlilal (hesabı kapalı ama tüm mesajlara geri dönüyor)

Selin Denizli Burnaz, instagram: selindenizliburnaz

Püren Ödemiş, twitter,  purenyo

Ben de buraya Lal Denizli ile olan tüm canlı yayın sohbetimizi burada sizlerle paylaşıyorum.

Sizi, sürecin başından beri canla başla koşturan ve kısa bir özetini yapan Püren’in yazısıyla baş başa bırakıyorum.

“Mart ayı başlamadan ailem ve evim için önlemler almaya başladım. Evimde bir Covid dolabı oluşturdum; dezenfektanlar, kolonya, eldiven ve cerrahi maskeler aldım. Bir ay dışarı çıkmadan yaşayacak kadar temel gıda ve temizlik malzemesi aldım. Bu sırada etrafımdakiler yaptığım evham konusunda beni eleştiriyordu.

Ülkedeki ilk vak’anın açıklanmasının ardından her yerde bir kaos başladı. Ülkenin en büyük hastanelerinden birisinde öğretim üyesi olan kardeşim, onların bölüm asistanlarına da nöbet yazıldığını ve hiçbir koruyucu ekipmanlarının olmadığını söylediğinde yaşadığım korkuyu anlatmak çok zor. 

Tıp Fakültesi bir yardım çağrısı yaptı, Selin’le paylaştım, bizler de paylaşıma destek verdik ve saatler içerisinde  “ihtiyacımız yok, malzememiz tam, gereksiz işler yapmayın” mealinde bir açıklama yayınladı. Selin’le kafa karışıklığımız 10 dakika anca sürdü; açıklamaları değil, sahayı dinlemeye karar verdik. Kızgındık, üzgündük, telaşlıydık ama hiç yavaşlamadan malzeme tedarik edebileceğimiz satıcılar aramaya başladık. 

Çok rahat çalıştığımız bir küçük tedarikçi bulduk ve önce yukarıda bahsettiğim hastanenin diğer bölümleriyle iletişim kurduk. İhtiyaç çok, malzeme neredeyse yoktu. Yakın çevremizden aldığımız destekle oraya biraz nefes aldırdık ve diğer hastanelerdeki tanıdıklarımızı arayıp sormaya başladık; yoğun bakımlarda bile malzeme sıkıntısı büyüktü. O hastaneye 100 maske, öbürüne 500 tulum derken arkadaşlarımız, komşularımız, tanıdığımız iş insanlarından mali destek alabileceğimiz kimse kalmayınca sosyal medyada bile yalvarır olduk; bir ara merhaba diyen herkese “tulum almak ister misin” diye sorduğumu hatırlıyorum.

Arda Turan, arkadaşlarıyla bir araya gelip, özel bir malzemeden 100 bin maske ürettirip, hastanelere elleriyle teslim etmeye başladığında benim görevim planlamaydı ve Arda da şu dünyada en sevdiğim ilk 10’a girmişti. En zor anlardan birisinde 1000 tulumla üniversite hastanesini sevince boğan Mustafa Denizli hocamı hep severdim zaten. Bu süreçte sanırım en çok sevgi ve saygı kriterlerim değişti. Haklarında hiçbir şey bilmediğim ama uzaktan çok hoşlanmadığım kimi insanların öyle içten, yürekten çırpınmalarını gördüm ki ön yargılarımdan utandım.

Hekimlerin vakti yoktu, çoğu ailelerinden ayrılmış ve yalnızlardı, yorgundu hepsi. Biz de onların önce güvenliğini sağlamak sonra da hayatlarını kolaylaştıracak her şey için kafa yoruyorduk.  Özellikle akşam saatleri bu insanlar saatlerce aç kalarak nöbet tutuyorlardı. Covid servisinde çalışanlar diğerlerini enfekte etmemek, çalışmayanlar kendilerini risk etmemek için yemekhaneye gitmiyordu, yakınlardaki restoranlar da hastalık korkusuyla yemek getirmiyordu.

Selin ve komşuları, “sen kek yap, ben poğaça yapayım, diğeri simit yapsın da götürelim” diyerek başladı. İlk ikramları küçük bir devlet hastanesine gitti. O gece nöbetteki sağlık çalışanlarından gelen mesajları hiç unutmuyorum; birilerinin onları şefkatle sarmaladıklarını bilmek bile çok iyi gelmişti hepsine. Selin ve komşuları, Çubuklu Vadi Kadınları olarak elleriyle hazırladıkları yiyecekleri öyle büyük bir disiplin ve özenle hazırlamaya başladılar ki bence kriz anlarındaki hızlı örgütlenmelere el kitabı olur. Oturdukları sitenin mutfağını açtırdılar, soğutucu dolap kiraladılar, araç tuttular, bu süreçte iş yeri tarafından ücretsiz izne ayrılan şoförlerden iki kişiyi işe aldılar ve her gece iki bazen üç hastaneye ikram götürmeye başladılar. Tabak sayıları arttıkça sponsorları da arttı, kimisi kahve verdi, kimisi simit; şimdiye kadar on beş bin tabağı geçtiler.

Bunlar devam ederken, Kaymakamlıklar tarafından destek alamamış ailelerin sayısı hızla artıyordu. Lal zaten haftalardır çok organize şekilde bu yardımları sağlıyordu, gelen taleplerle Selin ve ben de başladık desteğe. İstanbul’da yıllardır dezavantajlı ailelerle ilgili çalışmalar yapan Hacer Foggo ve Derin Yoksulluk Ağı ile, onların tespit ettiği evlere, kendi çevremizden kardeş aileler bulduk. Gönüllüler o ailelere erzak, fatura desteği verdi.

Tüm bunları en az Mayıs sonuna kadar sürdüreceğiz. Bugün biliyorum ki herkesin yapabileceği bir şey var. Çizerler sağlık çalışanlarının portrelerini yaptı, bir amca hastane güvenliğine iki şişe su bıraktı, 3D yazıcısı olan yüzlerce insan günlerce neredeyse uyumadan siperlik üretti, bir teyze komşularıyla birleşip bir aileye azıcık nefes aldırdı, bazı öğretmenler online gönüllü özel ders verdi, tekstil firmaları maske, tulum üretti, inşaat firması entübasyon kabini yaptı, dağıttı ve bunlar ilk aklım gelenler.

Çaresiz değiliz, kimsesiz değiliz, birlikte çok güçlüyüz ve bunun için de kimsenin yönlendirmesine ihtiyacımız yok. 

 

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here