Saklı Cennet Borçka Karagöl

2

Türkiye’de merak ettiğim şehirlerdendi Artvin. Özellikle de Borçka Karagöl hakkında çok güzel şeyler duyuyordum. Sonunda cittum, cördum, cezdum.

Trabzon Havalimanı’ndan Artvin’e doğru yola çıktığımız andan itibaren yeşilin her tonu sağımızda bizi selamlarken, Karadeniz’in çılgın dalgaları solumuzda, “hazır ol daha bu gördüklerin hiçbir şey” der gibiydi. Karadeniz deyince aklınıza ne gelir bilmem ama benim ilk “çay” geliyor, bağımlısı olduğumdan belki de. Uçaktan indiğim andan itibaren çay içme arzusuyla yanıp tutuşurken hayatımda ilk defa çay tarlaları görecek olmanın heyecanı da çok fazlaydı.

Fotoğraf, Elif Baltalı

En güzel çay ilk hasatta toplanırmış o da Mayıs ayında olurmuş. Haziran’da ikinci sürüm, Eylül’de üçüncü sürüm gerçekleşirmiş. Yani biz üçüncü sürüme denk gelmişiz. Yol boyunca kat kat yeşilliklerin çay olduğunu duyunca çok şaşırdım. Ben hep böyle düz bir alanda olur sanıyordum, öyle ya Doğu Karadeniz’de düz yeşil alan nerede, dik dik yamaçlar hep. Bazı alanların açık yeşil, bazılarının koyu yeşil olmasının da bir sebebi varmış efendim; açık yeşiller çayın daha toplanmadığına, koyu yeşiller toplandığına işaretmiş. Onu bunu bilmem ama çay toplayan köylülerin yoldan bir tablo gibi görüntüleri hafızama öyle bir kazındı ki bir gün resim yapacak olursam bu anı ölümsüzleştirmek isterim.

Artvin’e doğru giderken, telefonlarımızda mekan bildiriminin “Dünyanın merkezi” olduğunu görünce şaşırdık, meğer o sırada Trabzon’un ilçesi Of’dan geçiyormuşuz. Oflular buraya dünyanın merkezi derlermiş, hatta kendilerini Trabzonluyuz diye değil, Of’luyuz diye tanıtırlarmış.İlk defa dinlediğim Karadeniz türkülerinin bu kadar güzel olduğunu bugüne kadar niye bilmedim diye yol boyunca düşündüm. Ne kadar uzağız memleketimizin farklı kültürlerine, müziklerine, gelenek, göreneklerine. 45 yaşında Karadeniz’e gezmek için gitmek, halbuki ne kadar geç diye bin bir türlü düşünce kafamdan geçerken biz çoktan Artvin’e gelmiş Borçka Düzköy’deki Mavi Ay Alabalık Tesisleri’ne park etmişiz bile. Burası yeşilin içinde, bir tarafta şırıl şırıl su sesi, diğer tarafta kara üzümler, Karadeniz insanını tam olarak yansıtan neşeli, konuşkan çalışanları ve sahibiyle tam bir keyif yeri. Burada alabalık tereyağında pişiriliyor ve derisi ile yeniyor. Sapanca’da yediğimden çok farklı ve açıkçası çok daha lezzetli. Üzümler müessese ikramı.

Fotoğraf, Elif Baltalı

Genellikle Orta ve Doğu Karadeniz’e özgü, evin dışında bulunan, dört direk üzerine oturtulmuş Serender denilen yapı şeklini Mavi Ay’ın bahçesinde yeni inşa edilirken gördük. Yiyeceklerin saklanması ve mısır kurutma işleminin gerçekleştirilmesi için kullanılan yapı, yerden yüksek olması sebebiyle, ürünlerin haşerelerden ve yabani hayvanlarından korunmasını sağlıyor. Seyyar bir merdiven ile çıkılıyor. Ayakların yapı ile birleşme kısmına tahtadan dört tekerlek konulmasının sebebi ise farelerin buraya ulaşmasını engellemek içinmiş.

Türkiye’nin en hızlı, Güney Amerika’daki Amazon’dan sonra dünyanın ikinci hızlı akan nehri Çoruh’u ve Artvin merkezi geçip, Borçka’dan 25 km. uzaklıktaki Karagöl’e nihayet vardık. 1800’lü yıllarda bir toprak kayması sonucu oluşmuş Karagöl’ü gördüğüm anda kendimi Kanada’da hissettim. Oraya da ilk gittiğimde gördüğüm manzara karşısında tutulmuş, yeşilin bu kadar tonu olabileceğine ve göllerin bu kadar ihtişamlı olacağına inanamamıştım. Borçka Karagöl, bugüne kadar gördüğüm en muhteşem manzaraya sahip, ruhumu dinlendiren, huzurumu kat be kat arttıran yerlerden oldu. Gölün çevresinde tur atarken karşılaştığımız yüzlerce bitki türü, her bir köşeden farklı bakış açısına sahip manzara, ahşap iskelenin verdiği olumlu duygular, hafif hafif basan sis ve göl üzerindeki rengarenk sandallar bedenimi, ruhumu on yaş geriye götürdü. Artvin’de iki adet Karagöl var; Şavşat Karagöl çok daha geniş bir alana sahipmiş, bizim gezdiğimiz Borçka Karagöl ona göre daha ufakmış. Ulaşımı zor değil, aracınızla çok rahat asfalt yoldan gidebilirsiniz. Burası bir milli park dolayısıyla konaklama yok ama belirlenen alanlarda kamp yapılabiliyor. Gezerken gördüğüm çadırlılara imrenmedim değil, geceleri ışık kirliliği olmayan gölde yıldızları izlemek kim bilir ne keyifli olur.

Aslında tüm bunları yazarken de şunu düşünüyorum, el değmemiş bu saklı cenneti bu kadar anlatırsam büyüsü bozulur mu? Gidenler piknik yapar, ateş yakar mı, plastiklerini yeşile atar mı, bitki türlerini koparıp, sigara izmaritlerini göle atar mı, ya da buraya bir otel yaparlar mı? Yok yok yapmazlar diyorum, inanıyorum, ümit ediyorum.

Bir gün sizin de yolunuz Artvin Borçka Karagöl’e düşer inşallah ama sırayla düşsün, bir anda insan dolmasın güzelim yerlerimiz, kalabalık fazla olunca doğa yoruluyor. Sırayla, hazmederek…

2 YORUMLAR

  1. Doyum olmayan yerlerimizi, kaleminizden okurken adeta yeşillenip kendimi o doğanın içinde hissediyorum…Yazılarınız ve anlatımınız çok akıcı ve bilgilendirici sizi okumaktan büyük keyif alıyorum…Sevgiler Banu Özkan Tozluyurt

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here