Yürümemin Felsefesi

3

Şehir hayatının benden aldığı en önemli şey, özgürlüğüm diye düşünürdüm. Ta ki yürümeyi bir yaşam biçimi haline getirip bir anlamda yürümemin felsefesini bulana kadar.  Binaların arasında sıkışmışlık, işlerden dolayı evden çıkamamak, iş planları, görüşmeler derken kendimi bir kapana sıkışmış ve çırpınıyor hissederdim. Kanada’da yaşadığım zamanlarda her sabah kızım okula gittikten sonra mahalledeki onlarca parktan birine gider hani şu meşhur on bin adımı atardım. İstanbul’a dönünce “oradaki gibi sakin bir hayatım yok, burada çalışmaktan vakit yok, mahallede park yok, uygun ayakkabım yok” gibi aslında yok olan ama var gelen bahanelere sığındım bir süre.

Kendimi sorguladığım ve kendime çizdiğim sınırların ne olduğunu düşündüğüm bir gün, yürümekle ilgili bahanelerimin aslında kendi kafamda yarattığım hiç de makul olmayan şeyler olduğunu gördüm. O sıralar bir de kitap okudum “Yürümenin Felsefesi” adında. Yazarı Fredereric Gros’un şu sözü beni çok etkiledi; “Zamandan ve mekandan uzaklaştıran her şey sizi hızdan uzaklaştırır.” Hızdan, koşturmacadan kaçmak istemiyor muydum ben? Bu kitapla birlikte yazarın anlattığı her şey kafama kazındı diyebilirim. Saydığım tüm bahaneleri aldım önüme ve yürümeye başladım. Bahanelerimi önüme aldım derken bu konuda ciddi sorgulamalar yaptım. Tek başına yürümek mi beni sıkıyordu, yürüyüş sonrası bileklerimde oluşan ağrı mı keyfimi kaçırıyordu, belli sokaklardan geçmek mi canımı sıkıyordu? Ciddi ciddi düşündüm ve zaman zaman bir şeyler dinleyerek yürümeye başladım. Özellikle de sevmediğim sokaklardan geçerken.

Kızımın vakti olduğu zamanlarda onunla yürüyorum. Yürüyüş için ayakkabının önemini bir arkadaşımın önerdiği Nike marka ile fark ettim. Özellikle Nike Air Max modeli, benim ayak şeklime uyan, adımlarımın sıklığını ve boyutunu çok iyi kavrayan sanki bana özel yapılmış bir ayakkabı. Bir tane olduğu için gittiğim her yere yanımda taşırım diş fırçam gibi.

İşte benim yürüme hikayem böyle başladı. Yürürken spor yaptığımı düşünmüyorum hatta spor yapmak için yürümüyorum, gökyüzünün parlaklığını, manzaranın güzelliğini, diğer insanların ruhlarını görmek için yürüyorum. Şimdi bu satırları okurken senin vaktin varmış, yürünecek güzel mekanlara yakınsın, hayat sana güzel gibi sözler söylediğinizi duyar gibiyim. Kitapta da bahsettiği gibi bazen bir kaçış yürümek Rimbaud için olduğu gibi, bazen bir direniş Gandhi gibi kim bilir belki de benim için hayatı güzelleştirmeye çalışmak, siz hayatın bana güzel olduğunu düşünürken.

“Yaşlı uygarlığımıza karşı doğru düzgün bir bağımsız bakış açısı kazanabilmemiz için çok yol almamız gerek, yavaşça, ama hep daha yukarıya. ”Nietzsche

 

3 YORUMLAR

  1. Çok geç keşfetmişsiniz yürümenin güzelliğini. Bense kendimi bildim bileli yürüyor ve araba kullanmıyorum. İstanbul’da biraz merkezi bir yerde oturmak ve toplu taşıma kullanmak bunun için yeterli. Yürürken keşfettiklerim, gördüğüm güzellikler o kadar çok ki bunları kaçıranlar için çok üzülüyorum. İstanbul sanılanın aksine en çok parka sahip şehirlerden biri. Ve hala büyüleyici bir şehir. Arabayla bunu farketmek çok zor. Bazen doğada yürümeye bile tercih ederim. İnsanların Türkiye’de ne ara yürümekten bu kadar uzaklaştığını anlamak zor.Umarım ilham olursunuz ve arabasını bırakıp yürüyenler çoğalır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here