Banu'ca

Banu’nun Dünyası 12 Yaşında

19 Ağustos 2017

Daha dün gibi, onuncu yılı kutladığımız gün. Oysa bugün Banu’nun Dünyası 12 yaşında oldu. Ve dün gibi 2005 yılında bugün Almanya’da bahçeye karşı otururken açtığım ve ilk yazımı yazdığım gün. O zaman masanın üzerinde lacivert bir örtü vardı ve adını LACİVERT koymuştum blogumun. Ne wordpress biliyordum ne başka şey. Blogspot uzantısıyla az çekmedim bu arada. Yıllar yıllar yıllar ve bugün on iki yıl olmuş.

Bu on iki yılda, sabrı, istikrarı, yaratıcılığı, haksızlığa uğramayı, başarıyı, rekabeti, sessizliği, teknolojiyi, iletişimi, imlayı, araştırmayı ve aklıma şu an gelmeyen pek çok beceriyi öğrendim, geliştirdim. Kimse okumazsa ben okurum dediğim yolda çok okurum oldu. Yüzyüze tanımadığım ama gönülden bağlı olduklarım oldu. Paylaştığım her yazı bana bilgi, tecrübe olarak geri döndü.

Bu süreçte teşekkürlerim var elbet;

  • Önce kendime çok teşekkür ediyorum. Sabrım, istikrarım, inandığım yoldan ve değerlerimden vazgeçmeden on iki yıl aralıksız yazma cesaretini gösterdiğim için
  • Beni takip eden, yorumlarıyla destek veren, farklılıkları gösterip yolumu aydınlatan, sözleriyle motive eden herkese, cesaret verdikleri için
  • Yazıp da ne oluyor, para kazanıyor musun diyen, bloglardan da fenalık geldi deyip genelleyen, yapamazsın okunmaz diye önümü kesen herkese teşekkürler, beni daha da cesaretlendirdikleri için…

Ve son olarak da yeni blog yazarları adaylarına ;

Ben geçekten kağıt kalemle geziyorum. Çünkü blog için ‘ne yazsam’ derdi olmamalı. Gördüğüm, duyduğum bir şeyi, bir cümleyi not edip daha sonra blog konusu yapabiliyorum. Metroda konuşan iki gencin konuşmasını not alıyorum ve oradan içerik çıkarıyorum. Blog yazmak istiyorsanız dışarıya çok çıkın ve iyi bir gözlemci olmaya çalışın. İstikrar şart. Bugün blog açıp bir ay sonra yazı girmekle olmaz. Pazartesi şu konularda, çarşamba bu konularda yazacağım derseniz, bu bir disipline sokuyor insanı. Disiplin şart. Reklam kokan şeyler yapmayın.Güzel görünmüyor ve bana çok inandırıcı gelmiyor. Bu işte para varmış, bedava şuraya gidiliyormuş hayalleriyle blog yazmaya başlamayın çünkü çok çabuk tükenir o blog.

Yani kendiniz olun, gerçek olun, samimi olun.

 

2 Comments

  • Reply Ginger 19 Ağustos 2017 at 11:28

    Nice güzel senelere, yazılara :)

  • Reply Evren | e-vren günlüğü 20 Ağustos 2017 at 22:17

    Yıllandıkça değeri daha bir artıyor uğraşların. Blog yazarlığı da her uğraş gibi sebat etmeyi, sabrı ve emek harcamayı gerektiriyor. Bunu yapabilen, yapıp da sürdürülebilir hale getiren çok az kişiyiz. İnşallah on iki yıl sonra da 24. yıl yazını onlarca harika romanın yazarı olarak yazman kısmet olur ;) Sevgiler

  • Ginger için bir cevap yazın Cancel Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com