Kanada'dan Bildiriyorum

Bir Anda Sıfır Noktasında Hissettim

05 Kasım 2017

Şu hayatta başımıza gelen her şeyin bir ders olduğunu söylüyorlar ya bugünlerde buna isyan ederken buluyorum kendimi sık sık. Yine kendimi, “ya ben hiç böyle biri değildim” derken bulduğum çok oluyor. Üç aydır kızımla farklı bir ülkede; var olma, uyum sağlama, ayakta kalma çabası içindeyiz. O ergen bir genç kız, ben menopoz öncesi bir genç! kadın, yeri geliyor ağlıyoruz, yeri geliyor deli gibi yiyoruz, yeri geliyoruz didişiyoruz. Sık sık da eskiden yaptıklarımızı, rutinlerimizi, bir elimiz yağda diğeri kaymakta hallerimizi özleyip bir ah çekiyoruz.

Arabaya benzini kendim koymaktan, arabanın istediği benzin ile benim onun için seçtiğim benzinin denk gelememesinden, sifon tamirinden, üç kat mobilya taşımaktan, pazar arabası ile çek çek yapmaktan hoşlanmasam da hiçbiri bugüne kadar beni ağlatmadı. Ne ağır geldi, ne utandım, ne isyan ettim, ne de bir daha yapamam demedim. Fakat dün yaşadığım bir deneyim beni ilk defa bu kadar sarstı. Kendime güvenimi, hedeflerimi, hayattan ne beklediğimi, niçin burada olduğumu, ne yapmak istediğimi sorgulattı, kısacası beni çarptı.

Yirmi dört yıldır araba kullanıyorum. On sekiz yaşıma bastığımı yıl ehliyetimi aldım ve dört yıl sonra da arabam oldu. O gün bugündür çok şükür ufak tefek çizikler dışında tek bir kazam yok. Ehliyetime hiçbir zaman el konmadı. Alkollü araç kullanırken görülmedim. Arabama binen herkes, kendini çok rahat hissettiğini söyler. En dar yere özenle park edebilirim. Kışın karda dağa çıkar, yazın şehirlerarası yolda saatlerce tek başıma araba kullanırım. Amerika’da, Avrupa kıtasında araba kullandım. Kanada’ya geldiğimden beri araba kullanıyorum. Eee sorun ne?

Kanada’da araba alabilmeniz için Kanada ehliyetiniz olması gerekiyor, yoksa araba hayal, unutun. Kanada ehliyeti için de yazılı sınava, direksiyon sınavına ayrı girmeniz gerekiyor. Üç ayrı ehliyet var. G1, G2 ve G. Bunların en üst hali G. Yani bir kadeh alkol alabiliyorsunuz buna sahipseniz, otobanda istediğiniz saatte araba kullanabiliyorsunuz. G1 ile, 16 yaşından itibaren alacağınız ehliyet ve yanınızda en az dört yıllık bir şoför ile araç kullanabiliyorsunuz. G2’de ise, alkol alamıyorsunuz ve gece belli saatler dahilinde otobana çıkamıyorsunuz.

Kendi ülkenizde araba kullandığınızı ve ehliyetiniz olduğunu ispatladığınız takdirde yazılı sınavı verip direkt G sınavına girebiliyorsunuz. Ben de öyle yaptım. Türk konsolosluğundan ehliyetimi onaylatıp, Kanada’da ilgili kuruma verip yazılı sınavı geçtim ve G için direksiyon testine girmeye hak kazandım. Bu arada geldiğimizden beri kiralık araba ile Toronto’nun altını üstüne getirmiş durumdayım.

Sola dönüşler, otobana giriş, kör noktaya bakış, bunlar asla ve asla Türkiye ile kıyaslanamayacak şekilde farklı. Bunları bildiğimden öncesinde Kanada’da yaşayan bir öğretmenden ders de aldım. Ki kesinlikle söylüyorum Kanada’da bugüne kadar daha kurallara uyan tek bir sürücü görmedim. Ne hız kuralı, ne kör nokta, ne sinyal… Tabii bunlar sınavdaki polisi ya da kimseyi ilgilendirmez zaten ilgilendirmemeli de. Sonuçta kuralsa kural ve ehliyeti almak için bilmek şart. Buraya kadar tamam her şey. Fakat ben bir şekilde – otobana seksen kilometre hızla, yani yavaş girdiğim için, kör noktalara omzuma iyice döndürüp bakmadığım için – ki daha ne kadar döndürebilirdim hala bilmiyorum – ve acil durumda dörtlüleri yakıp sağa çekip, sonrasında dörtlüleri açık unuttuğum için G ehliyetimi alamadım.

O basit kağıt parçası hiç umurumda değil, arabayı da dert etmiyorum. Çok iyi araba kullandığıma da eminim. Bundan bir ders almak filan da istemiyorum. Fakat gelin görün ki yabancı bir ülkede, çok iyi yapabildiğim bir şey için denenmek, başarısız olmak, hayal kırıklığı yaşamak, reddedilmek bana o kadar ağır geldi ki. Sanki bana ehliyet vermekten öte, beni dışladılar, ötekileştirdiler, bugüne kadar olan tüm deneyimimi hiçe saydılar. İlk geldiğim günlerdeki gibi hissettim; herkes dost, akraba, çok iyi anlaşıyor da sanki tek benmişim yabancı olan. Tabii ki öyle değil ama işte gel bunu beynime anlat. Yol boyunca gözümden akan yaşlara engel olamadığım gibi ara ara garip sesler çıkardığımı da etrafın bana bakışından tahmin edebiliyordum. “Yabancı hissetmek “, kural, kaide bilmeyip birilerinin yardımına, desteğine muhtaç olmak, kırk üç yaşındaki deneyiminin hiçe sayılması… Tüm bunlar bana kendimi sıfır noktasında hissettirdi.

Yabancı bir ülkede olmanın iyi ve kötü yanları neler diye bir gün bana soracak olurlarsa, zaman zaman sıfır noktasında hissetmek, kötü yanların ilk maddesi olabilir benim için.

Banu Tozluyurt, Toronto

1 Comment

  • Reply Emine 05 Kasım 2017 at 14:10

    Her şeyin başı saglık yemin ederim. Buna uzülmeye değmez ve kim bilir bunun da bir sebebi vardır 👀. Sevgiler.💗

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com