Yunanistan Yurt Dışı

Kalamış’tan Midilli’ye Yelkenli Maceramız

11 Temmuz 2016

Her türlü ulaşım aracıyla uzun yol deneyimimiz olmuştu bugüne kadar. Tren, uçak, araba ile günü aşan yolculuklar yapmıştık fakat deniz yolu ile en fazla bir iki saat süren seyahatlerimiz olmuştu. O da feribot yolculukları ve yelkenli ile ada keyfi, o kadar.

Aslında ben deniz yolculuğundan korkarım. Üsküdar’dan Beşiktaş’a bile hava rüzgarlıysa motorla geçemem. Hal böyleyken yelkenli ile uzun yol deneyimi yapacaksın deseler abartı bir espri der geçerdim. Fakat öyle olmadı. Bir iki yıldır, arkadaşlarımızın yelkenli tekneleriyle Kalamış’tan adalara gitmeye alıştım, hatta ufak çaplı sallantılarda çok da feveran etmiyorum. Bizim bey yelkenli kullanmak için ehliyet de aldı bu arada. Eh kızım zaten doğuştan maceraperest, bayılıyor denize, balığa, dalmaya ve dalgaya. Boğulacaksak büyük denizde boğulalım sözü tam da bizim için söylenmiş olsa gerek, yelkenli ile ilk uzun yol deneyimimizi yaşayalım dedik ve Kalamış’tan çıkıp Midilli’ye (Yunanistan) gitmeye karar verdik. Bazen kendimi tanıyamıyorum, bu ben miyim, diyorum. Hatta annem de tanıyamıyor, sen nasıl gidersin çocukla bu kadar yola, hem de bir yelkenliyle diye soruyor bana, tıpkı benim bana sorduğum gibi. Annelik ile ilgisi var kesin. Benim korktuğum şeylerden kızım korkmasın istiyorum, köpekten, kediden, denizden…Bu yüzden de ben korkularımın üzerine gidiyorum, onun korkuyla tanışmasından önce. Bu kadar girizgah yeter, çık artık yola diyorsunuz ama yola çıkmadan önce yapılacaklar var yelkenli seyahatinde.

Kalamış yelken

Yelkenli dediğim gibi çok yakın arkadaşlarımıza ait ve dışarıdan öyle özel bir kaptanımız yok. Onlar karı koca bu işi iyi biliyorlar, deneyimleri fazla. Eh bizim bey de fena değil. Benden çok hayır olmasa da kendime güveniyorum en azından sürekli telkin halindeyim, deniz tutmayacak, midem bulanmayacak, aşağı inip makarna pişireceğim, bulaşık yıkayacağım. Biz Filiz ile günler öncesinden yemek alışverişi, iş bölümü yaptık. Eh onda bir ergen (14), bende bir ergen (12) olunca onların yediği, içtiği özel şeyleri temin edelim ki birbirlerini yemesinler. Sabah kahvaltılarını, öğle yemeklerini teknede yiyip akşamları dışarıda olmayı planladık. Bu yüzden bolca kahvaltılık, içecek, meyve stoğu yaptık. Tabii Filiz tekne sahibi ve deneyimli denizci olarak günlerce nevresim, tabak çanak, yiyecek transferi yapmış evden. Kıymalar kavurmuş ki makarnaya hazır dökelim diye. Karpuzlar dilimlenmiş, çekirdekleri çıkarılmış, domatesler sos yapılmış, menemen için.

IMG_3862

Yemek hazırlıkları yapılırken günler öncesinden sürekli hava durumuna da bakıldı. Denizcilerin takip ettiği siteler, rüzgar durumları an an kontrol ediliyordu. Özellikle yola çıkacağımız gün deniz çarşaf gibiydi ve biz Cuma gecesi Kalamış Marina’da teknede kaldık ve sabah 05:00’de Beneteau Oceanis 46 model, 16 metre uzunluk ve 46 feet teknemiz Nissi One ile iki aile, anne baba ve iki ergenle altı kişi demir aldık.

IMG_4687

Banunun Dünyası yelken

kalamış yelken

Deniz, gökyüzü ve biz. Başka hiçbir şey yok etrafımızda. Yol aldıkça evrende ne kadar küçük bir nokta olduğumuzu düşünüyorum. Bir fındık kabuğu gibi hafif hafif sallanırken, sadece bakıyorum uzağa, bakabildiğim kadar uzağa. Öyle farklı bir duyguymuş ki açık denizde tek başına olmak.

IMG_4686

Büyükçekmece açıklarına geldiğimizde ilk kahvaltımızı yaptık teknede. Dar alanda çok kolay olmasa da hazırlık yapmak, rüzgar eşliğinde mis gibi açık havada bir yandan yol alırken bir yandan çayını yudumlamak her şeye değer doğrusu. İlk gün hava ve deniz, herkesten öte bana çok büyük bir kıyak yaptı, çarşaf gibi suda resmen süzüldük. Zaten Marmara’dan Ege’ye aşağı doğru indiğimiz için yokuş aşağı gider gibi çok rahat ilerliyorduk. Akşam beş sularında ilk durağımız Şarköy’e gelmiştik. Karaya çıkmadan önce demir atıp denize girmek, tüm yorgunluğumuzu aldı götürdü. Deniz demek özgürlük demek, az insan demek. Yüzeceğin yeri kendin seçiyorsun, baktın kalabalık hemen uzaklaşıveriyorsun.

IMG_3864

Şarköy balıkçı barınağı

Şarköy’de balıkçı barınağına bağlandık. İşin üstadı olmak gerek mutlaka bu yelkenli işinde. Karaya bağlanmak hele de dar bir yerde uzaktan kolay gibi görünüyor ama deveye hendek atlatmaktan betermiş. Neyse ki bizim kaptanlar ve miçolar bir numaraydı doğrusu. Akşam yemeğini Şarköy’de limanda yiyip biraz da çarşı içinde gezdikten sonra tekneye dönmek öyle eve dönmeye benzemiyor. Daracık tuvalet, minik kamara, sırayla şarj edilecek telefonlar, elektrik az olduğu için çalışamayan klima, beşik gibi sallanan tekne. Belki çok zor gibi görünebilir ama sabah kalktığında denizde yol alıyor olacağını düşünmek, hep karadan gördüğün Çanakkale Şehitliğini denizden görecek olmanın heyecanı, Bozcaada’da demir atacak olmak bunların hepsinin hayaliyle bir uyuduk ki, sabah beşte yola çıkmışız ve neredeyse ikinci durağımıza kalan yolun yarısını tamamlamışız.

IMG_3917

İlk güne göre biraz sallanıyorduk, sonuçta Çanakkale Boğazı’nı geçiyorduk. Cenova yelkeni açmıştık, küçük yelken yani. Hareket halindeyken aşağıda olmak beni tuttuğundan yine bulaşık işi arkadaşıma kalmıştı. Bu arada Duru kızım keyiften dört köşeydi. Her bir dalgada kendini rollercoasterda sanıyor, ben korktukça o mutluluktan şakıyordu. Çanakkale Geçilmez diye boşuna dememiş atalarımız biz de zor geçiyorduk.

Denizde mutlaka eşyaların sabit olması gerekiyor. Sallanma anında, tekne yan yattığında eşyaların sağa sola dağılmaması için, dolapların, kapıların açılıp çarpmaması için mutlaka iyice kilitlemek gerekiyor. Gerçi tekne buna göre yapılmış. Her bir dolabın kilidi, kapının tutmacı, buzdolabının, çekmecelerin sıkıca kapandığı sistemler var. Hiç ummadığını yerden bir dolap açılıveriyor, masanın altında bir çekmece görünüyor. Tabii tüm bunlar için önceden tekne sahibinden ayrıntılı bir eğitim almak gerekiyor.

Çanakkale Boğazı’nı geçmek, benim ilk sınavım oldu diyebilirim. Epey bir sallantı, tekne etrafında tam tur dönüş, bir iki tabak çanak sesi ile tam atlattım derken, Bozcaada limanında yer olmadığını öğrenmek, denizde her sürprize hazırlıklı olmam gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Bozcaada’dan dümenimizi Sivrice diye bir yere çevirdik. İyi ki de öyle yapmışız çünkü yepyeni bir yer öğrenmiş oldum. Şarköy’den yine yaklaşık on iki saatte yol alıp Sivrice’ye vardığımızda hava kararıyordu. Bu kez kıyıya bağlanmadık. Denizin ortasına demir attık. Buna “alarga” deniyormuş. Yani açıkta olmak. Düşünsenize, gece denizin ortasında kalıyorsunuz.

Sivrice Koyu

Sivrice, Assos’a on kilometre uzaklıkta bir balıkçı köyü. Özellikle taze balıkları, otları ve denize sıfır salaş mekanları ile insanın yüreğini alıp çok uzaklara götüren bir yer. Ege’nin rüzgarını sırttan aldığı için deniz her zaman dümdüz ama buz gibi. Sivrice Koyu’na özel olarak bir de karadan gelmeyi aklımın bir köşesine not ederek, o gece de yıldızları seyrederek uykuya daldım.

Sivrice Koyu

Yelken yapmak tam bir ekip işi. Yanaşırken, harita okurken, yemek yaparken, sofra hazırlarken, yelken açarken, yelken kaparken, bir koya yaklaşırken herkesin birbiriyle uyum içinde olması ve bir işin ucundan tutması çok önemli. Tek karar vermek ve bu kararı da doğru vermek kaptanın işi olduğundan genelde önemli anlarda – yanaşmak, demir atmak, yelken açmak- biraz gergin olabiliyorlar. İşte o anda ayağını uzatıp yatmak, elinde telefonla etrafın fotoğrafını çekmek, ayakta boş boş durup görüş alanını kapatmak gibi davranışlardan sakınmak gerek.

IMG_3966

Sivrice’de öyle güzel uyumuşuz ki, kalktığımızda Yunan kara sularına girmiştik. Midilli’ye yaklaşık bir buçuk saatlik uzaklıkta, denizin turkuaz ile yeşil arasında gidip geldiği, etrafımızda minik yeşil adacıkların bulunduğu, kıyının bembeyaz kumlarla kaplı olduğu bir yerde kahvaltımızı hazırladık. Sucuklu yumurtalarımız, tavşan kanı çayımız, ev yapımı reçellerimiz ile kendi sesimizden başka sesin olmadığı, akvaryum gibi bir denizin üzerinde ölmeden önce yaşanması gereken en güzel anlardan birini yaşıyorduk. Açıkçası yola çıkmadan önce nasıl yaparız, dar alanda nasıl uyuruz, Duru sıkılır mı, az kıyafet çok sorun olur mu diye çok düşünmüştüm. Bir kere uyku hiç sorun olmadı çünkü deniz havası insanı çok rahatlatıyor. Yüzmek, sürekli bir maviye ve sonsuzluğa bakmak insanın kafasını boşaltıyor ve uykuya kolay geçiyor. Her zamanki yaşam tarzından farklı yaşamak ergene macera gibi geldi, bir de deniz tutmayınca, o ana kadar en çok keyif alan o oldu.

IMG_4051

Öğlen yaptığımız kıymalı makarna, çay kahve sefası derken akşamüstü olmuştu.  Midilli Mytilini Limanı’na girmemiz gerekiyordu artık. Deniz ufak ufak dalgalanmaya başlamıştı, oysa hava durumuna sürekli bakıyorduk ve hiç sıkıntı yoktu. Rüzgar tekneyi sarsmaya, dalgalar ufak ufak ıslatmaya başlamıştı. Kuzu bacağı denilen, denizin üstünde beyaz köpükler oluşmaya başlamıştı. Bir anda deniz coştu, rüzgar tersten geldiği için akıntıya ters gidiyorduk ve dalgalar tekneye vurmaya başlamıştı. Uzakta liman görünüyordu ama oraya kadar bir saatlik yolumuz vardı ve hayatımda en çok korktuğum anları yaşıyordum. Kafamı yastığa gömdüm ve bir yandan telkin yoluyla bulantımı geçirmeye çalışırken bir yandan da tek gözümü açıp karaya ne kadar kaldığını tahmin etmeye çalışıyordum.

IMG_3958

Deniz son sözü söyler derler ya hep denizciler, öyle olmuştu. Bir anda hava tamamen değişmiş ve fındık kabuğu gibi sallantı yerini hacıyatmazın dansına bırakmıştı. Fırtınayla değil yelkenlinin limana gelip yanaşmasıyla ölçtüm aslında ben kaptanın başarısını. Çünkü sevgili Yunan gümrük polisi, bomboş, geniş alan varken bizim tekneyi daracık bir yere yanaştırmak istedi. Tam iki kez iplerin yerlerini değiştirdik. Mytilini Marina’ya girmeden önce gümrüğe yanşıyorsunuz. Sadece kaptan evraklarla karaya çıkıyor ve işlemleri yaptırıyor. Sonrasında vizeniz onaylanınca, marinaya geçip yerinizi buluyorsunuz. Midilli’de Mytilini Liman’da Setur Marina hizmet veriyor. Kendimi bir anda evime gelmiş hissettim ne yalan söyleyeyim.

IMG_4133

Hayat, fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilidir demiş ya şair; benim dışımda herkes sanki o fırtınayı unutmuş, tatil moduna girmişti bile. Yelkenli ile yola çıkacaksanız, her şeye hazır olmak gerek; hava bir anda değiştiğinde, rüzgar çıktığında panik olmadan yola devam etmek gerek, duş almadan yaşamaya hazır olmak gerek, mavi turda olduğu gibi hazır yemeğe oturmayacağınız için çalışmaya, üretmeye yatkın olmanız gerek, esnek olup, dar alanlardan geçmeye, atlayıp, zıplamaya yatkın olmanız gerek. Gerektiğinde tuvaletinizi tutmayı bilmek gerek, takım çalışmasına yatkın olmak demek.

IMG_4227

Mytilini Setur Marina, tuvalet, duş, çamaşır yıkama, cafe, bar, restoran ve teknik hizmetiyle son derece başarılı. Yürüyerek on beş dakikada şehir merkezine ulaşabiliyorsunuz. Marina içindeki marketten sabah ekmek ihtiyacınızı bile karşılayabiliyorsunuz. Biz marinada üç gün kalacak, gündüzleri koyları dolaşıp geceleri tekrar marinaya geri dönecektik ki deniz yine son sözü söyledi ve maalesef araba kiralayıp gezdik tüm adayı. Evet hava izin vermedi, biz de dahil hiçbir tekne kafasını çıkaramadı limandan.

IMG_4132

Geceleri Duru ile dışarıda uyumak, yatmadan önce marina barda bir şeyler içmek, gece teknede çay kahve keyfi yapmak, sabah güneşin doğuşuna şahit olmak, enfes kahvaltı sofralarımız hepsi hafızamdan silinmeyecek anılar.

IMG_4152

IMG_4139

Dönüşümüze gelince; Kalamış’tan Midilli’ye maceramız Midilli’den Ayvalık’a şeklinde sona erdi. Hava durumu maalesef en az üç gün daha şiddetli rüzgar veriyordu. İki üç saat dalgada gitmek tamam da on beş saat bu şekilde gitmek, herkesi rahatsız edeceğinden, bizim de bayram sonrası İstanbul’da olmamız gerektiğinden, yelkenliyi Midilli limanda bırakıp, feribotla Ayvalık’a döndük. Denizle şaka olmaz, riske atmaya gerek yok, iyi anılarla dönmek her zaman iyidir. Hava düzelince, teknenin sahipleri yine aynı şekilde Ayvalık’tan geçip tatile devam edecekler. Açık söylemem gerekirse dönüş tam istediğim gibi oldu. Gelirken yokuş aşağı iner gibi inmek güzeldi ama dönüş bu kez yokuş çıkar gibi olacaktı ve belki de daha uzun ve daha zorlu olacaktı.

Şimdi aklımda harika bir yelkenli macerası ve keşiflerle dolu bir Midilli anısı kaldı. Hayat kırkından sonra farklı deneyimler yaşatıyor insana ve bu deneyim “ölmeden önce iyi ki yaptım” dediklerimden.

Midilli’de gittiğim, gördüğüm, yüzdüğüm, yediğim yerleri anlatmak için çok sabırsızlanıyorum. Çok yakında. Takipte kalın.

IMG_4201

 

Kalamış’tan Midilli’ye yelken maceramızın detaylarını ve fotoğraflarını, instagramda BanuTozluyurt hesabımda #kalamıştanmidilliye etiketiyle görebilirsiniz.

 

2 Comments

  • Reply Midilli İçin Öneriler - Banu'nun Dünyası 29 Temmuz 2016 at 22:37

    […] bir Yunanistan maceramız oldu hatırlarsanız. Hatırlamadık ya da bilmiyorduk diyenler için TIK TIK. Kalamış’tan çıkıp Yunanistan’ın Lesvos adasına, daha bilinen adıyla adanın başkenti […]

  • Reply Ege Denizine Yelken Açtık - Armağan Portakal 01 Ağustos 2016 at 09:23

    […] mekanlara alalım. (Yelkenlide neler yaşanır uzun yazmayacağım. Merak edenler için sevgili Banu kendi seyahatlerini gayet iyi […]

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com