Röportaj

Kasapların Kraliçesi Semrah Doğan

25 Temmuz 2017

Yirmi yıldır şirketlere eğitim veriyorum. Her sektörden firmanın binlerce farklı katılımcısına eğitim verdim bu süre zarfında. Fakat bir kadın kasap katılımcım hiç olmamıştı. Konuşurken işine olan aşkı, satır ve bıçaktan bahsederken tek taş pırlanta anlatır gibi ışıldayan gözleri beni kendisine hayran bıraktı. Cheff Semrah Doğan.

Onu, İstanbul, Anadolu yakasında Cemil Topuzlu Caddesinde yeni açılan, The İstanbul Butcher’da önünde önlük, elinde satırla et doğrarken görebilirsiniz. Her daim bakımlı, özenli, uzman olan bu kadın, kasapların kraliçesi diye biliniyor.

Dünyanın en özel kasap konseptine sahip The İstanbul Butcher’da yaptığımız röportajın tadından yenmez benden söylemesi.

Kimdir Semrah Doğan?

32 yaşında, Ardahan Göle’liyim. On bir kardeşin sekizincisi ve en farklı olanıyım. Şu anda da kızıyla yaşayan, hayat mücadelesine dimdik devam eden bekar bir anne ve Türkiye’nin 18 yıllık ilk uzman kasabıyım.

Nasıl farklısın diğer kardeşlerinden?

Herkes arabayla bebekle oynarken ben bıçaklara satırlara meraklıydım. On kardeşim bir uçtaysa ben ben diğer uçtaydım hep. Biz küçükken gazeteler, kuponla oyunca bebek, araba dağıtırdı. Herkes onlar için kupon biriktirirken ben İsveç çakısı için biriktirirdim. Kardeşlerimden ayrı büyümem, küçük yaşta kendi paramı kazanmam da farklılığımın bir diğer yanı.

Kaç yaşında başladın para kazanmaya?

İlkokul çağlarımda. Eskiden her apartmanın bahçesinde meyve ağaçları olurdu. Dut ağacına çıkar dut toplar, kasalara koyar satardım. Sattığım yeri de özellikle alım gücü ve niyeti yüksek amcaların teyzelerin olduğu yere göre belirlerdim. Bir de yine o zamanlar gençlik dergileri vardı, Kral gibi. Çok değerli dergilerdi gençlik için, biriktirirlerdi. Arkadaşlarımı apartmanlara yollar, kapı önlerine konan gazete aralarından bu dergileri toplar, eksik sayı arayanlara para karşılığı temin ederdim.

Hepsi çok akıllıca girişimler de kasap olma fikri nereden çıktı? Küçükken “büyüyünce ne olacaksın” sorusunun yanıtı mıydı?

Yok hayır. Ben polis ya da arkeolog olmak istiyordum. İçimdeki vatan ve tarih sevgisini anlatamam. Bu ülke için ölürüm ben. Kasaplığa geleyim dur, bende bu küçük yaşta para kazanma sevdası ortaokula giderken daha da arttı ve mahallemizdeki bir markette çalışmaya başladım. Yaşım küçük, işe almak istemediler ama kafama koymuştum bir kere. Alttan girdim üstten çıktım, girdim işe. Markette çalışırken gördüm ki, en kral kişi kasap. Her reyon bir tarafa et reyonu baş tarafa. Kasaplar adeta padişah gibi. Dedim “Semrah sen kraliçe olmalısın” ve o zaman başladım et reyonunda çalışmaya. Zaten küçüklüğümden beri bıçakla, satırla haşır neşirim, etlerle oynamışım. Çok iyi gözlemciyimdir ben, iyi takip eder, dinlerim. İlk başta etler, kırmızı renkten başka bir şey ifade etmiyordu benim için. Ustamı çok iyi izledim, öğrendim. O yokken onun yerine müşteriye hizmet ettim ve bir gün usta işten ayrılınca onun yerine geçtim. İşte ilk kasaplık deneyimim böyle başladı.

Kasaplığın okulu var mı, sen gittin mi?

Ben alaylıyım anlayacağınız. Bir okulu yok ama halk eğitim merkezlerinde ustalık belgesi tarzında bir sertifika veriyorlar ama bu işin sırrı deneyimde, tecrübede. Biz kasaplar, hayvanın cinsini, yaşını, yağ dokusunu, en ince ayrıntısını görür görmez anlarız.

Okul demişken, ben bilgisayarlı muhasebe mezunuyum. Sonrasında üç kere üniversite sınavını kazandım ama para tatlı mı geldi, mücadeleye devam mı etmem gerekiyordu bilmiyorum, gitmedim. Ne zaman ki anne oldum, sorumluluğum arttı o zaman bir diploma şart dedim. Şu anda A.Ö.F Sağlık Kurumları İşletmeciliği bölümünde okuyorum.

Kasaplıkta ilerlemen nasıl oldu?

İlk market deneyimimden sonra abimle kendimiz bir market açtık ve sekiz yıl çalıştırdık. Sonrasında büyük bir et mağazasında tek kadın kasap olarak çalıştım fakat benim asıl piştiğim ve yükseldiğim yer Kadıköy Balıkçılar Çarşısındaki et marketidir. Binlerce müşterim oldu, çok farklı kişilere et verdim, öğrendim, deneyim kazandım, ustalaştım. Burada Türkiye’nin en gözde kasap ustalarıyla çalıştım.

Kolay kabul ettiler mi seni Kadıköy Çarşı’da?

Çok kadın kasap işe başlar ama çoğu dayanamaz. Bir kere kadın olduğunuz için diğer erkekler ilk başta küçümser, kadın ne anlar bu işten der. Ben de bu tepkilerle karşılaştım, kolay olmadı kendimi kabul ettirmem, ama ben mücadeleci bir ruha sahibim kafama koyduğumu yaparım. Herkes beni tanıdıkça çok sevdi ve şu an, o zaman tepki gösteren herkes yakın arkadaşım. Kadıköy’de ilk işe başladığımda bir müşteri çift vardı. Yıllardır ustamdan alırlarmış eti, hem de et dediğim tam bir kuzu. Alıp kuzuyu işletir, kullanılacak şekilde dolaplarına yerleştirirlermiş. Bir gün yine geldi bu çift, fakat usta da nasıl yoğun. Patron benim onlara yardımcı olabileceğimi söyledi. Kabul ettiler ama şüphe ile ile baktılar, nasıl olacak der gibi. Kuzuyu en ince teferruatına kadar işledim ve teslim ettim. Ertesi gün ellerinde bir hediye ile geldiler, o kadar memnun kalmışlar ki. Yıllarca müşterim oldular. Ben böyle isim yaptım, müşteri kazandım; beni tanıyan benimle çalışanlar bir daha bırakmadılar.

Kasap olmanın güçlükleri nedir?

Soğuk ortam. Biz soğukta çalıştığımız için geçirmediğimiz hastalık yok. Bu yüzden de hemcinslerim çok fazla dayanamıyor soğuğa. Fiziksel olarak çok güçlü olmalıyız. Etler çok ağır ve bazen erkekler dahi tek başına taşımakta zorluk yaşıyorlar, destek alıyorlar. Bıçakla, satırla haşır neşir olduğumuz için çok dikkatli olmalıyız. Dalgınlığa yer yok bizim işimizde, yoksa çok ciddi kazalar yaşanıyor. Sürekli enerjik olmalıyız ve sosyal ortamlardan da uzak kalmaya razı olmalıyız. Çünkü çalışma saatlerimiz ve günlerimiz yoğun oluyor.

Müşteriler nasıl yaklaşıyor sana? Hani kadın kadının kurdudur derler ya… Ya da erkek müşteriler?

Kadınlar reyon arkasında bir kadın kasap görünce çok mutlu oluyorlar. Kadın müşterilerim en iyi sırdaşım, arkadaşım olmuştur hep. Mağazadan çıkarken yumruk havada çıkarlar, gurur duyduklarını söylerler. Bir de öyle kadın müşterilerim var ki, evlerindeki aile fertlerinin hangi eti seveceğini, misafir menüsünde ne yapmaları gerektiğini bana sorarlar. Erkek müşterilerim beni kız kardeşleri gibi görür. Çok güvenirler ve ne için et gerektiğini söyler, gerisini bana bırakırlar.

Eminim başından geçen çok değişik anıların vardır ama unutamadığın bir tanesini anlat desem

Kurban bayramında biz kasaplar yoğun oluruz, ya kesime gideriz ya da yer tutar kesim yaparız. Ben de genelde bu organizasyonların başında olur, kasap arkadaşlarımı yönlendiririm. Yine bir kurban bayramında beş profesyonel kasap bir araya geldik, Ümraniye’de kesim yaptık. Bir kadın olarak en büyük kurban kesim organizasyonunu yaptım o sene, çok ciddi paralar kazandık. Bir ara bir baktım başımda şapkamla oturmuşum diğer kasap arkadaşlara paralarını ödüyorum.

Kasapların hanımağası diyebilir miyiz sana?

Onu bilmem ama kasapların kraliçesiyim. Şöyle ki, o kurban kesiminden sonra benim ünüm her yere yayıldı. Herkes benimle çalışmaya başladı, işte o günden beri bana “kasapların kraliçesi” derler.

Acaba diğer hanımlar ya da kraliçeler sana ne diyor?

Sosyal medyayı çok aktif kullanıyorum ve kadınlardan da çok mesajlar alıyorum. Hepsi şunu söylüyor; “Seni gördükçe yere daha sağlam basıyoruz” Bu beni çok mutlu ediyor. Zayıf kadın yoktur, kadın isterse zayıf isterse güçlü olmayı seçer. Dilerim ki ülkemin tüm kadınları ikincisini tercih etsin.

O zaman son soru: Türkiye’de en iyi et nerede?

İstanbul bölgesi için soruyorsanız Ege Bölgesi, Trakya hayvancılık açısından çok çok özel bir bölge. Çanakkale, Biga, Balıkesir yöresinden gelen etlerin tadına doyum olmaz.

İşte Türkiye’den bir kadın örneği. O bir kasap. Erkek egemen bir alanda dimdik, gururla, başarıyla işini yapıyor. Şu anda dünyanın sayılı mekanlarından birinde etleri dilimlerken, yeni hayallerini gerçekleştirmek için de güç topluyor. Cheff Semrah Doğan, The İstanbul Butcher’da, giderseniz bir selam edin benden.

Takip için;

Facebook: https://www.facebook.com/kader.cizgili?fref=ts

Instagram: s.thebutcher

3 Comments

  • Reply Julide 25 Temmuz 2017 at 09:46

    Gurur duydum ilk alışverişimde oradayım

  • Reply Cıhan Çelik 26 Temmuz 2017 at 21:14

    Harıka bir kadın gurur duydum onun gıbı ornek ınsanlara ıhtıyac var bu memlekette. Kesınlikle basarılı bır ıs yapmışsınız Banu hanım bu röportaj ıle. Sızı de Semrah hanımıda cok taktır ettım. Semrah hanım cok samımı ve sıcak görünüyor kesınlikle tanısmaya gıdıcegım ve cevremde herkese bu ornek kadını anlatacağım.

  • Reply Deniz arık 26 Temmuz 2017 at 21:46

    Hayran kaldım ve bugun gıttım yerınde gordum, sankı 40 yıldır tanıyor gıbıydım, bu kadar sıcak kanlı samımı ve profesyonel bır kadın kasap gormemıstım, yer zaten muazzam bır yerdı chef Semrah da orada gozlerı uzerıne kıtlıyor, gurur duydum..

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com