İspanya Yurt Dışı

Barselona IV

13 Ocak 2006

Bugün Barcelona’da son gezi günümüz, yarın saat 13:30 da ülkeme, kızıma kavuşmak üzere uçağa bineceğiz. Bugünü çok iyi değerlendirmeliydik. Yürümekten ayaklarımızda hal kalmadı, bugün görmek istediğimiz yerler Barcelona dışında iki farklı şehir olduğu için araba kiralamaya karar verdik. Gerçi önceleri bu konuda aramızda çok anlaşamasak da, sonunda uzlaştık ve çok cici minicik bir panda kiralayıp yola çıktık. Bakmayın yola çıktık ama otobana çıkmamız o kadar da kolay olmadı. Şehir içinde ha o sokak, ha bu cadde derken birbirimizi yiyip “ben demiştim”, “sen bilmiyorsun”, siz öyle dediniz” gibi sürekli saldırı ve savunmalardan sonra tabi ki yine Berrin ve benim sayemde otobana çıktık. İlk durağımız Barcelona’ya 1 saat 20 dakika uzaklıkta olan Girona şehriydi. Girona, Katalan Musevi cemaatinin 600 yıldan fazla yaşadığı bir yer. Yol o kadar güzeldi ki, İspanya’nın ekolojik yapısının da görülmeye değer olduğuna karar verdik. Girona’ya girer girmez çok aç olduğumuzdan ilk olarak birer sandviç yedik. Daha sonra ise bu harika şehri gezmeye başladık. Bu güzel şehrin en hoş manzarasını Riu Onyar adını verdikleri kıyı ve kıyı boyunca dizilmiş pastel renkteki binalar oluşturuyordu. Floransa’daki köprüler ya da Venedik’teki Murano Adası’na çok benziyordu burası. Bana bu Barcelona seyahti boyunca en çok nerelerden etkilendin diyecek olursanız herhalde hiç düşünmeden Girona ve Girona’nın beni geçmişe, Ortaçağa götüren o dar sokakları derim. Bir şehir bu kadar mı güzel olabilir, bu kadar mı tarih kokabilir, bu kadar mı geçmişine, mimarisine sahip çıkabilir, bizim Amasra ya da Nevşehir de aslında bu kadar hatta buradan daha güzel ama malesef koruyamamışız şimdi daha iyi anlıyorum. Bany Arabs adını verdikleri Arap Hamamı da görülmeye değer. Hemen katedralin yanında bulunan ve Dali’nin de sık sık ziyaret ettiği kafede kahvelerimizi yudumlayıp bu şehrin bizde yarattığı hoş duygularla, Figueres’e doğru yola çıktık. Figueres, sürrealist ressam Salvador Dali’nin doğduğu yer. 1974’de şehrin tiyatrosunu Teatre-Museu Dali’ye dönüştürmüş ve benim bu yaşıma kadar gezdiğim en güzel müze. Dali bence dünyanın en aykırı sanatçısı. Müzeyi anlatmama imkan yok, çünkü nereden başlayacağıma karar veremiyorum. Ama İspanya’ya gidip de Dali Müzesine uğramadan gelmeyin derim.

Akşam Rambla caddesinde yemeğimizi yiyip, herhalde bu bölgenin en eski kafesi olan Cafe Opera’da kahvelerimizi içtikten sonra Rambla’ya ve Barcelona’ya veda edip otelimize döndük.

No Comments

Leave a Reply

Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

Lale Celepoğlu

D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com