Marmara Ne İçsek / Ne Yesek Ne Pişirsek Yurt İçi

Bir işletme hikayesi;Mira Balık

23 Eylül 2013

Üç kardeş…Kurtuluş’ta doğup büyümüş, Rum, Ermeni ve Türklerin bir arada yaşadığı, uzun sofraların kurulduğu,  keyifli zamanların geçtiği bir mahallede büyümüş üç kardeş… Üçü de ayrı şirket sahibi, ayrı işlerin başında iken güçlerini birleştirmek istiyorlar ve ne yapacaklarını düşündüklerinde ortak noktaları olan yemek üzerine bir restoran açmaya karar veriyorlar ve işte Arnavutköy’deki Mira Restoran böyle doğuyor. Mira’nın da kelime anlamı okyanusta yunuslara eşlik eden yıldız olmakla beraber, bir diğer anlamı da aile ve topluluk kuvveti demek zaten. Üç kardeş  kuvvetlerini birleştirip bu güzel işletmeyi balık severlerin hizmetine sunuyorlar.

Yazdan kalma güneşli bir günde Bumerang Deneyim Günleri kapsamında 10 blogger davetlileriydik kendilerinin. Tabita Hanım (ismin anlamı ceylan demekmiş), Yakup Bey ve Habil Bey bizi güler yüzle karşıladılar. Konumuz başarılı bir işletme nasıl oluşur, ekip nasıl seçilir, menü hazırlığı, müşteri hakları…Konu işimi de ilgilendirdiğinden sizce masada en çok konuşan kimdi? Vallahi çok kibarlardı her sorumu sabırla yanıtladılar.

Öncelikle Mira’yı kurarken kendileri nerede ve nasıl yerlerde yemek yemeyi tercih ediyorlarsa buna göre bir plan oluşturmuşlar. Ruhu, enerjisi, karakteri olan bir yer. Kendileri de gerek yurtiçi gerek yurtdışında çok fazla tadım yapıp yer gördüklerinden her kazanımlarını kendi restoranlarına yansıtmaya çalışmışlar. Tabita Hanım özellikle mutfakla ilgili. Sadece hafta sonu verdikleri kahvaltıda reçeller ve ekmekler tamamen onun yapımı. Serpme kahvaltıyı özellikle tavsiye ediyorlar aman hafta içi kahvaltı yok, yanılıp da gitmeyin. Mutfakta katkı maddeli hiçbir şey kullanmıyorlar. Sosları kendileri hazırlıyorlar.

Menü seçimine gelince…Restoranı açmadan önce arkadaşlarına tadım günleri Bir balıkçıya oturduğunuzda mutlaka yemek isteyeceğiniz mezeler (patlıcan ezme, levrek marin gibi) olduğu gibi, mevsimine göre değişen mezeleri de sunuyorlar. Otlar Ege’den, zeytinyağı Ayvalık’tan, ahtapot ve sübye Bodrum’dan geliyor. Bu arada ahtapotları hakikaten enfes. Semt pazarlarını gezip her tür sebze meyveyi taze almayı tercih ediyorlar.

Personel konusunda çok hassaslar. Tüm personelle günlük toplantılar yapıyorlar. İşveren, çalışan olarak karşılıklı taleplerini dinliyorlar birbirlerinin. Üç kardeş de sürekli işin başında olduğu için çok çabuk müdahale edebiliyorlar. Tabii profesyonel iki şefleri var alanlarında uzman ve personel onlara bağlı. Personel bu arada her balık restoranında olduğu gibi beyaz ve uzun kollu gömlek giyiyor. Masa örtüleri de beyaz. Bunun sebebi neymiş biliyor musunuz? Beyaz saflık ve doğallığı yansıttığından balıkla en çok uyuşan renkmiş. “Aslında bakımı çok zor ve klasik ama yine de tercihimiz beyazdan yana” diyorlar.

Gece 24:00’e kadar açık ama saat 22:00 de gidip ne sohbeti yapar ne manzarası görür ki insan? Önerim ve tercihim, boğazın en güzel noktasında konumlanmış bu restorana 19:00 gibi gidip, manzarayı şöyle hissederek, İstanbul’u dinlerken mezelerle ve içeceklerle sohbete başlamak, balıkla devam ederken muhabbeti koyulaştırmak yönünde.

Bumerang Deneyim Günleri kapsamında katıldığım bu organizasyonla gerçekten sırf yazmak için değil gerçekten yerli yabancı tüm dostlarıma gönül rahatlığıyla  önerebileceğim bir yer öğrendim. Siz de balık yemek için nereye gidelim derseniz Mira Balık derim, benden de selam söyleyin ama çok konuştuğum aramızda kalsın olur mu?

Müşterinin ilgi beklediğinin farkında olan bir işletme Mira Restoran…Bunu bilenden korkmayın.

No Comments

Leave a Reply

Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

Lale Celepoğlu

D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com