Küba Yurt Dışı

Buenos Dias

11 Ekim 2008

 

Şehir anılarına biraz ara verip Küba’dan aklımda kalan, Küba deyince ilk anımsayacağım, tebessüm edeceğim, surat asacağım neler vardı neler yoktu biraz onlardan bahsetmek istedim şu an.
 
* Gittiğiniz en ufak kafede bile mutlaka bir grup sizi karşılıyor ve canlı müzik başlayıveriyor. Siz isteyin istemeyin mutlaka hep müzik var ve müzik bitince her grup kendi cd sini sizlere satmak istiyor. Bu kadar çok cd yapılan başka yer var mıdır bilmem.
 
* Ülkede herşeyin kısıtlı olmasına rağmen, paranız olsa bile harcayacak yeriniz yokken ve çıplak ayak dolaşılırken bile devlet sağlık, eğitim, gıda herşeyinizi ücretsiz karşılıyor ve sağlık bakımından en mutlu ülke. Ölüm oranı çok az ve çocuklar çok güzel. Ve gördüğüm tüm çocuklar mutlu.
 
* Her aileye kişi başına devlet tarafından verilen sabun miktarı çok kısıtlı olmasına, insanlar sokaklarda para yerine sabun dilenirken yine de hiçbiri ter kokmuyor.
 
* Evlerde perde olmaması ve içerisinin tamamen dışarıdan görülmesi ve mahremlerinin hiç olmaması çok ilgimi çekti. Evlerin içi açıkça ortada ve siz izin almadan bu evlere girip fotoğraf ,kamera çekin kimsenin umuru değil.
 
* Köpekleri sefil halde. Başıboş, aç, zayıf ve çok pis. Devlet ne kadar bakıyor hayvanlara bilmiyorum ama sokakta bir tane bakımlı köpek görmedim 8 gün boyunca.

Otellerde oda temizliği fazla olmamasına rağmen, havlu katlama sanatları ve odayı süsleme becerileri bakımından aşmış durumdalar. Hele Trinidad İberostar Otel de bornoz, havlu ve tuvalet kağıdı kullanarak yaptıkları manken odaya girdiğimde yüreğimi hoplatıyordu. Karşımda oturan bir hayalet… Bir de kafasına benim gözlüklerimi takmışlar.. Tabi hepsi bu kadar korkutucu değil de mesela kuğular süper değil mi?
 
 

* Kübalıların birası Bucenero ve Crystal hiç bira içmeme rağmen hafızamda yer etti. Tabi 8 gün boyunca yemeklerde içtiğim TuKola
 
* Mojito ve PinaColada. En favori içecekleri. Bizim de gün de en az 3 kere içtiklerimiz.
 
* Restoranlarda servis inanılmaz yavaş. Bizim Türkler kadar hızlısı hiçbir yerde yoktur zaten o performansı beklemedim ama Küba Halkı yok yavaş. Zaten tüm gün boş boş maaile evlerin önünde oturmalarından da belli. Amaçsız bir şekilde çoluk çocuk öylece oturuyorlar ve sadece bakıyorlar. Ve her evin simgesi olmazsa olmazları kapı önündeki sallanan sandalyeleri.
 
* Istakoz (langusto) un Türkiye’ye göre çok daha ucuza servis edilmesi.

1 Comment

  • Reply Melmoth 13 Ekim 2008 at 13:16

    >yasamin icindeki o duraganliktan, yavasliktan, insanlarin kapi onlerinde kipirdamaksizin bekleyislerinden biraz daha söz etmeye deger gibi geldi bana.

    yavasligin olumsuzlanarak yer aldigi bu gözlem hem manidar hem düsündürücü. ister istemez, “tüm gün maaile evlerinin önünde oturan” insanlar bana huzuru anlatiyorlar, ister istemez, onlarin hizli bir yasamin icinde zihinsel ve vicdani incinmisliklerin uzagindaki yasamlarina özlemle ve giptayla bakiyorum.

    ve diliyorum ki, tanri, bizleri yavasligin erdemlerini göremeyecek kadar hizli bir yasamin icine sokmasin.

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com