Çocuk - Ergen Kanada'dan Bildiriyorum

Kanada’da Veli Olmak

21 Eylül 2017

Kanada’da okullar açılalı on beş gün oldu ve ilk veli toplantısı da gerçekleşti, hayırlı ve de uğurlu olsun. Ben yine Türkiye’ye, Teog ile ilgili haberlere dalmışken okuldan bir kağıt geldi Duru ile birlikte. Kanada’da veli olmak adlı çalışmam başlıyordu. Salı akşamı okulun spor salonunda önce, yeni öğretim yılına giriş buluşması sonra da her öğretmenin ilgili olduğu sınıf toplantıları. Bu yıla kadar en az otuz beş kere veli toplantısına giden beni sardı mı bir heyecan. Haklarını ödeyemem, kızımın yedi yıl okuduğu okulda hep güleryüzle, ilgiyle, sevgiyle karşılandım, aksi bana çok ağır gelir. Ne konuşacağım, anlatacaklarını tam kavrayabilecek miyim, kızım hakkında bir sorun iletirlerse nasıl çözeceğim gibi doğru yanlış, haklı haksız, abuk sabuk bir sürü soru kafamda. Zaten son bir yıldır kafamda deli sorular, neyseeee…

Akşam altı buçukta başlayacak toplantı için okulun GYM denilen spor salonunda tüm veliler yerimizi aldık. Kanada’da ortaokul 7 ve 8. Sınıftan oluşuyor, yani çoğunlukla. 6-7-8 olan okullar da var ama az sayıda. Duru’nun okulunda da sadece 7. Ve 8. Sınıf var, dolayısıyla nüfus az. Sınıflara, homeroom deniliyor ve bizde ki gibi, sınıf isimleri harflerle değil sayılarla belirtiliyor. Yani 7/B, 8/A yok, 7-2, 8-3 gibi. Duru 8-7’de okuyor.

Spor salonu sandalyelerle kaplanmış, girişte öğretmenlerin olacağı sınıfları ve okul krokisini gösteren kağıtlar var. Sonradan branş öğretmeni olduğunu öğrendiğim spor kıyafetli bir adam projeksiyon cihazını hazırlıyor sunum için. Okul müdürü kabloları düzeltiyor bir yandan. Herkes kahvesini almış eline gelmiş. Tam dedikleri saatte sunum başlıyor. Önce iki hafta boyunca çocukların sosyal alanlarda, sınıfta çekildikleri fotoğraflar geliyor ekrana, ardından müdür yardımcısının Süpermen kıyafetli görüntüsü ve öğretmenlerin öğrencilerle pozları. Şunu söylemeden geçmeyim; okul açıldığı gün velilere formlar yolladılar. Bunlardan birinde, çocuğunuzun okulda çekildiği fotoğrafların size sorulmadan okulla ilgili ortamlarda paylaşılmasına izin veriyor musunuz diye de bir soru vardı. Demek izin vermeyen oluyormuş böyle şeylere. Vallahi bugüne kadar kimse bana böyle sormadı, siz de kullanın n’olacak…

Bir yandan sunumu keyifle izlerken bir yandan bu kadar kalabalığın arasında ne kadar yalnız olduğumu hissediyorum. Sanki herkes birbirini tanıyor, birbiriyle kanka, hep görüşüyorlar da beni dışlamışlar. Kafa işte, bu ara çok normal değil bakmayın siz. Tabii ki öyle değil, hatta yedinci sınıf velileri daha yeni tanışıyor çoğunlukla, çünkü çocuklar başka okullardan geliyor. Eh sekizinci sınıflar biraz daha samimi, olsun o kadar. Bizim veli toplantıları geliyor gözümün önüne. Birbirimizle sohbet etmekten toplantı odalarına giremiyorduk. Ben kendimi yalnız hissederken aklıma Duru geliyor, o da eminim çok yalnız hissetti ilk başlarda hatta hala da devam ediyordur bu duygu. Yıllardır beraber okuduğu arkadaşlarından ayrı olmak, birlikte yaşadıkları koridor olaylarından bir anda sakin, sessiz bir hayata geçmek çok zor olsa gerek.

Okul müdürü bir kadın ve son derece iyi iletişim becerisi olan, veliler ile empati kurduğunu hissettiren, son derece sakin biri. Konuşmasının neredeyse beş cümlesinden birinde, MUTLU ÇOCUK olmaktan bahsetti. Amaçlarının mutlu bireyler yetiştirmek olduğunu söylerken, takım çalışması ve dönüşümlü liderlikten bahsetti. Çocukları çok yakında götürecekleri kampta onlara bu kavramları oyunlarla, çalışmalarla anlatacaklarından bahsetti. Neee kamp mı, nerede, nasıl, ne zaman, niye derken öğretmenler tanıştırıldı ve her öğretmenin sınıfı onunla beraber gitti.

Bizim sınıf öğretmeni Mr. Briggs, aynı zamanda İngilizce öğretmeni. Oldukça genç ve yakışıklı, bu da ergenler için önemli bir detay, bakmayın. Adama merhaba ben yeni öğrenci Duru’nun annesiyim deyince bana yanıtı, hoşgeldinizzz who is Serenay Sarıkaya? (Serenay Sarıkaya kim?) oldu. Vallahi ben değilim demişim hiç farkında değilim. Benim minnak okulda kendini tanıtan bir sunum yapmış ve oyuncu olmak istediğini, Türkiye’de Serenay ismindeki oyuncuyu çok beğendiğini söylemiş. Hadi bunlar bir derece anlaşılır da, adamın bu ismi aklında tutmasına ne dersiniz?  Ben ilgi, alaka, etkin dinleme, önem verme, tanıma olarak algıladım. Çocuğumun farkında, ne olmak istediğini, hayalini anlamış. Biraz kızımın özelliklerini, şu an yeni olduğu için utangaç ve içe dönük olabileceğini söyledim. Ha bunları söylerken, shy yerine shiny demem de ayrı bir vaka. She is so shy yerine she is so shiny diyerek, kızımın utangaç olması yerine; parladığını, ışıl ışıl olduğunu, güneş gibi pırıl pırıllığını söylerken adam hakkımda ne düşündü bilmem, bilmek de istemem. Zaten o uyarı da bana değildi; lütfen daha çabuk olun, bir sürü veli var bekleyen… Ah ah Türkiye’de ben sinir olurdum veli toplantılarında saatlerce konuşan velilere. Ne yapalım ihtiyacımız var.

Okulun sınıfların olduğu bölümlerine ilk defa giriyordum. Biraz dolaştım. Bir kere her yer rengarenk. Sınıflarda koltuk var. Sınıf dediğim öyle her öğrencinin bir sınıfı yok, her ders ayrı bir sınıfa gidiyorlar. Ha bir de teneffüs yok okulda. (teneffüse recess diyorlar) Sabah dersler başlıyor ve dersten derse koşuyorlar. Öğlen yemeği molası var, o kadar. Bu molada da isteyen dışarı çıkabiliyor. Genelde yemeklerini yanlarında götürdükleri için, kafeye gidip orada yiyorlar, yanına içecek almak şartıyla. Teneffüsün olmaması bir yandan iyi diyor, Duru. Zaman çabuk geçiyor. Sınıftan sınıfa koşarken anlamıyorsun vaktin nasıl geçtiğini diye ekliyor.

Sınıf öğretmeninden ayrılıp Matematik öğretmenini buldum. Türkiye’de neredeyse dördüncü sınıfta gördüklerini burada sekizinci sınıfta görüyorlar. Dolayısıyla kızım sınıfta adeta Einstein gibi. Miss Jurmain, matematik öğretmeni, Duru’nun diğerlerinden ileride olduğunu biliyor; çok iyi diyecek diye beklerken, O Duru’nun çok güzel, çok naif olduğunu söylüyor. Ne akademik durumu, ne matematikte işleyeceği konulardan bahsediyor. En yakın arkadaşı Türk imiş adı Simla, benimle mezelerimizin güzelliğinden ve Simla hakkında konuşuyor. Akademik başarı kimsenin umurunda değil bu okulda. Zaten İngilizce yeterlilik, ya da seviye tespit sınavı filan da olmadı. Bakkkk sonra ara karne zamanı bana trip filan atmayın sayın eğitimciler, kızınız şöyle yetersiz böyle yetersiz diye. Şimdi mutlu çocuk, hoş kız, sosyal ergen, çok sevdik dediniz sonra dönmek yok mistır end misız bıravn.

Bizim oralarda Teog deyip yıllarca çocuklara kabus yaşatanlar şimdi DÖNMÜŞLER, bir gecede Teog’u kaldırıp yine kabus yaşatıyorlar da…

Banu Tozluyurt, Toronto.

 

 

9 Comments

  • Reply Serpil Gül 21 Eylül 2017 at 08:59

    Ne kadar hoş anlatmışsınız. Bayıldım. Kanada eğitim sistemini suyardım, ama sizinki tam da içinden anlatmanız harika olmuş. Sistem 4+4 şeklinde mi.. 8. Sınıfta kızınız benim kızım gibi. Biz türkiyede cebelleşiyoruz Teog filan. Çok hoşuma hitti yazınız

    • Reply Banut 21 Eylül 2017 at 23:08

      Burada ilkokul 6 yıl, sonra iki yıl ortaokul, 4 yıl lise

  • Reply esin 21 Eylül 2017 at 09:24

    ya Banu yine harika bir yazi olmus….kalemine saglik…valla kizi alip oraya isinlanmak istedim hemen….

    • Reply Banut 21 Eylül 2017 at 23:07

      Gel canım bekleriz her zaman

  • Reply zeynep 21 Eylül 2017 at 12:33

    Banu’cum senin bu ilerigörüşlülüğün ne iş allahasen? Bak biz burada TEOG madureleri olarak huniyi taktık sen yalnızlık falan deme kıymetini bil. Sevgiler…

    • Reply Banut 21 Eylül 2017 at 23:06

      Zeynepcim inan çok üzgünüm ama çokk

  • Reply esinizma 21 Eylül 2017 at 19:46

    Bakanlik Teog a “Güle güle” derlerken aklıma ne müthiş bir zamanlama oldu kanadaya gidisiniz diye içimden gecirmistim.. yandik biz yandik…
    :(((

    • Reply Banut 21 Eylül 2017 at 23:06

      Çocuklarımız için çok üzülüyorum, hiç hak etmiyorlar bu kadar stresi

  • Reply mavianne 22 Eylül 2017 at 15:26

    canım banum,
    duru en azından oradaki eğitim sisteminde kendini daha iyi ifade edebilecek buradaki yarış atı gibi koşturma işi olmayacak
    huzurlu ve mutlu çocuk yetiştirmek çok önemli
    yalnız değilsin seni her zaman anıyoruz
    sen uzakta olsan da hep çalışkanlığın ve pozitif enerjinle bize ilham veriyorsun
    kolay gelsin sana
    sevgiler

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com