Almanya Ne İçsek / Ne Yesek Nerede Kalsak Yurt Dışı

Romantik Şehir Heidelberg

19 Kasım 2015

İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan iki saat elli dakikada Frankfurt, havalimanının içindeki hızlı tren istasyonundan da bir saat ve işte romantik şehir Heidelberg’desin sevgili okur.

heidlberg

Her mevsim ılıman bir iklime sahip olan şehir yılın her ayı farklı güzellikte olsa da sonbahar bence bu şehir için en ideal zaman. Doğal güzelliği karşısında büyülenmenin yanında ağaçların pastel tonlardaki uyumunu görmek, tarihi köprü üstünde yürüyüş yapmak bambaşka. Daha şehre girdiğiniz anda kendinizi bir masal kitabının içinde hissediyorsunuz. Nehir, köprü, kıyı boyu şatolar, güzel evler, renkli ağaçlar, rüya gibi.

heidlberg_3

Neckar Nehri’nin kıyısında 12. Yy.da kurulmuş olan Heidelberg, 2. Dünya savaşı sırasında yıkılmayan nadir yerlerden, o kadar güzel ki bence bombalamaya kıyamamışlar. Öğle saatlerinde vardığımız şehirde huzur, dinginlik, gülümseyen insanlar ilk ilgimizi çekenlerdi. Üniversite şehri olduğunu bilsek de etrafta çok fazla genç görünmüyordu o saatlerde, belli ki bizim ülkemizde olduğu gibi kafelerde vakit öldürmüyorlar gündüz saatlerinde. Otelimiz şehrin iki yakasını birleştiren, Eski Köprü diye de bilinen Carl Theodor Köprüsü’nün hemen başındaki sarı bina. Çok küçük ama bir o kadar da sevimli otelimizin altındaki restoran aynı zamanda şehrin en iyilerinden. (Goldener Hecht) Odanın camından köprüyü, karşı kıyıdaki muhteşem evleri, en güzel yürüyüş yolu Philosophenweg ‘i saatlerce izleseniz sıkılmazsınız, o kadar etkileyici.

heidlberg_14 (Custom)

 

Romantik Şehir Heidelberg’de Gezilecek Yerler

Şehirde ilk durağımız funikuler ile çıktığımız, Heidelberg Şatosu oldu. Şehri ayaklarınızın altındaymışçasına izleyeceğiniz bir konuma sahip olan şatonun çevresi de bir yandan sonbahar hüznü taşırken bir yandan da sarı, turuncu, kırmızı, yeşilin uyumlu dansıyla bir mutluluk sunuyor size. Şatonun içindeki Alman Eczacılık Müzesi mutlaka görülmeli. Gerek tasarımları, gerek sergiledikleri eşyalar sadece meslek grubuna değil sıradan insana bile hitap ediyor. Şatoda aynı zamanda eski mahzenler var. Grosses Foss adlı dev şarap fıçısı ise içmeyen insanı bile içirir cinsten. 220 bin litre şarap aldığı söylenen bu fıçı, Almanların su yerine şarap içtiği hissi yarattı bende.

heidlberg_49 (Custom)

heidlberg_98 (Custom)Şatonun oldukça etkileyici Heidelberg şehir manzarası yanında bahçesi de bir o kadar muhteşem. Sonbahar renklerindeki yaprakların başınızdan aşağı dökülürcesine düşmesi, ayaklarınızın altına serilmiş halı duygusu, Goethe’nin meşhur ginkgo ağacının görüntüsü romantik şehirde romantik anlar yaşatıyor insana. Şatonun bahçesindeki kafede soluklanmanız ve karaorman pastası eşliğinde kahvenizi yudumlamanız ömrünüze ömür katacaktır. Funikuler ile çıktığımız yolu yürüyerek inerken masal sokaklardaki masal evleri, masal ağaçları, masal bahçeleri gördüğümüzde ülkemi anmadan geçemedim. Almanların şehrin doğasını nasıl koruduğunu, binaların tarihi dokusunu nasıl bozmadıklarını görünce içim cız etti…

heidlberg_59 (Custom)Yokuş aşağı dar sokaklardan indiğinizde karşınıza çıkan meydan aynı zamanda şehrin en hareketli yeri Marktplatz. Heiliggeistkirche Kilisesi, Aslan Çeşmesi, pek çok kafe ve tarihi binanın çevrelediği bu meydanda Gundel adlı pastane her gün beş çayını içip tatlılarımızı yediğimiz yer oldu. İki yıl üst üste Almanya’nın en iyi pastane ürünleri ödülüne sahip olan mekanda çalışanlar da biraz kibar olsa çok daha güzel olacak aslında.

heidlberg_61 (Custom)

İkinci gün ilk durağımız, Goethe’nin şiirlerine konu olan, Hegel’in sürekli yürüdüğü ve şehrin en iyi fotoğraflarını çekebileceğiniz

Biraz yokuş olan yolu çıkarken etrafın güzelliğine bakmaktan, her bir basamakta karşınıza çıkan şehir manzarasına dalmaktan tek bir kelime konuşamıyorsunuz. Zaman zaman turuncu bir şemsiye size eşlik ediyor, kırmızı bitki örtüsünde, sonra masmavi gökyüzü yeşil yaprakların arasından gülümsüyor, sis bastı derken sarı halıda yürüyorsunuz, bir rüyadasınız ve uyanmak istemiyorsunuz.

heidlberg_228 (Custom)

heidlberg_195 (Custom)Heidelberg aynı zamanda bir bilim kenti. Almanya’nın en eski üniversitesinin bulunduğu şehirde, Üniversite Meydanı diye anılan ve tarihi kütüphanenin de bulunduğu semt, sanatın, bilimin, güzelliğin adeta simgesi. Bisikletli gençlerin sırtlarında çantalarıyla binalara giriş çıkışları, geniş alanlardaki öğrenci yemekhane ve kantinleri, tarihi üniversite hapishanesi, kütüphane  de bu meydanda. Eski ve Yeni Üniversite Binalarının mimarisi ve ilim kokusu gerçekten şehri canlı kılan başlıca etmenlerden. Nobel Bilim Ödülü 11 kez boşuna Heidelberg’e verilmemiş.

heidlberg_307 (Custom)

heidlberg_177 (Custom)Heidelberg’in ara sokaklarında kaybolmak şehri tanımanın en güzel yolu. Balkonlardaki, dükkan önlerindeki çiçekleri yapay sanıyorsunuz yürürken hepsi o kadar canlı hepsi o kadar bakımlı. Binalar çok eski fakat tarihi doku hiç bozulmamış, aynen korunmuş. Bu da şehri romantik kılan bir özellik.

heidlberg_252 (Custom)

Almanya’nın en uzun yaya yolu HauptstraBe, Heidelberg’in en canlı cadddesi. Sıra sıra dizilmiş mağazaları, hediyelik eşya dükkanları, likör butikleri, kafeleri ve restoranları ile hareketten, kalablıktan hoşlananlar için caddede yürümek çok keyifli.  Sume Çeşmesi’nin oradan başlayan ve Bismarc Meydanı’na kadar uzanan bu caddenin ara sokaklarındaki tarihi evler sizi zamanda yolculuğa çıkarıyor ve Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürürken kendinizi Ortaçağ’da zannediyorsunuz.

heidlberg_266 (Custom)

heidlberg_280 (Custom)Heidelberg’i gezmenin en iyi yolu yürüyerek ara sokaklarında kaybolmak, daracık yollarda dükkanlara girmek, entel insanları oturup izlemek bence. O yüzden şehre arabayla gitmenizi tavsiye etmem. Parklar ücretli ve yol üstünde durmak yasak. Hem İstiklal Caddesi gibi araç trafiğine kapalı, Avrupa’nın en uzun çarşısı dururken araba ancak eziyet olur.

Heidelberg biralarıyla da ünlü. Hayatımda ilk birayı Brüksel’de içmiştim. Meyveli biraydı. İkinci deneyimim hemen otelin bulunduğu caddedeki Vetter’de oldu. Çilek ve gazlı şarap karışımı bir bira. Ortam bu kadar güzel olmasa içmezdim. Fakat eski bira makinelerinden dekor, tahta masalar, dev bira bardakları ve cam kenarı bir masa. Bir de sevdiğiniz yanınızda eh içelim o zaman.

Hidelberg’de biz göremedik siz görün diyeceklerim de var; hava güzelse nehir turu, Carl Bosch Müzesi, Max Planc Enstitüsü, Konigstuhl. İki tam gün Heidelberg için yeterli, güzel bir gezi programı da yaparsanız şehirdeki her yeri rahatlıkla görebilirsiniz. Aslında burayı bir de Noel zamanı görmek lazım. Marktplatz denilen meydanda kurulan yılbaşı pazarı çok görkemli olsa gerek.

heidlberg_301 (Custom)

Şehre girdiğimiz andan veda edene kadar yaşadığımız huzur, sakinlik, doğa güzelliği, Eski Köprü üzerindeki yürüyüşlerimiz bizi bir süre rüyadan uyandıramayacak gibi. Bence Almanya’nın değil Avrupa’nın en güzel şehirlerinden olan Heidelberg’den ayrılırken aklıma bir Alman şarkısının sözleri geliyor;  “kalbimi Heidelberg’de kaybettim, Neckar’ın kıyısında bir yerde atıyor hala”. Sanırım ne denli etkilendiğim belli oluyor.

heidlberg_318 (Custom)

heidlberg_313 (Custom)

Otel önerileri: Hotel Goldener Hecht, Hotel Dier Jahresziten, Hotel Hollnder Hof

Restoran önerileri: Vetters Alt, HeidelbergerPalmbrau Gasse, Goldener Hecht

Kafe Önerileri: Max Bar, Gundel, Hemingway Cafe, Pepper

Fotoğraflar: Erkan Tozluyurt

3 Comments

  • Reply mavianne 19 Kasım 2015 at 10:38

    Harikasın,
    gitmiş görmüş kadar oldum
    Yolum oraya düşerse önerilerin işime yarayacak
    sevgiler güzel kadın öpüyorum seni :)

    • Reply Banut 19 Kasım 2015 at 10:43

      Fatma’cığım yolunu mutlaka oraya düşür. İnan bana bayılacaksın

  • Reply Senem 25 Kasım 2015 at 07:54

    Herşey yeteri kadar bu yazıda sadeliği muhteşem ve bu sade anlatımla o sokaklarda ben de gezdim teşekkür ederim

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com