İtalya

Sicilya Günleri – Palermo

13 Ekim 2014

Uzun zamandır görmeyi çok istediğimiz yerler – özellikle Etna yanardağı –   listesinin başında geliyordu Sicilya. Dört günlük bayram tatilini fırsat bilip biletlerimizi aldık ve İtalya çizmesinin en ucunda, bir kısmı Avrupa’da bir kısmı Afrika’da yer alan, Avrupa’nın en büyük adasını gezmek üzere çıktık yola. Sicilya deyince akla hep mafya efsanesi gelse de, 1995’te kilit noktadaki mafya babalarından biri yakalanınca bu efsane sona ermiş ve Sicilyalılar rahat bir nefes almış.

Türkiye’den Sicilya ‘ya ya Palermo ya da Catania uçuşları var. Biz İtalyan Havayolları ile Roma aktarmalı olarak Palermo’ya uçtuk ve sonrasında kiraladığımız araba ile adayı gezmeye başladık. Ada’da ilk durağımız, aynı zamanda başkent olan Palermo oldu. Sicilya, uzun bir tarihi geçmişe sahip; M.S.965 yılında Arap egemenliğine geçen Sicilya’nın bu egemenliği Normanların istilası ile son bulmuş, sonrasında İspanyol kralların eline geçen ülke, Kuzey Afrikalı korsanların akınına uğramış, ada 1860 yılında Garibaldi tarafından işgal edilerek İtalyan birliğine katılmış. Dolayısıyla dil, kültür, doğa ve mimari tarz olarak pek çok değişik gruba hitap eden Sicilya’da bu farklılıkların en güzel örneklerini en Palermo’da çok iyi gözlemleyebiliyorsunuz.

Palermo

IMG_0039İki yüz kilometrelik sahil şeridiyle İtalya’nın beşinci büyük şehrini tanımanın en güzel yolu şehri yürüyerek dolaşmak. Ayrıca Ekim ayının da Sicilya’yı gezmek için çok iyi bir zaman olduğunu söyleyebilirim. Yakmayan ama ısıtan güneş, zaman zaman gölge ağaç altları yürüyüşünüzü daha da keyifli hale getiriyor. Balkonlarında asılı çamaşırları, boyası yer yer dökülmüş pastel renkli duvarları, panjur vazifesi gören çizgili kalın kumaştan perdeleri ile bana Küba’yı anımsattı Palermo.

Şehir, her köşesi farklı mimari özelliklere sahip yüzlerce bina, kilise, sokak, çeşme ve tiyatrodan oluşuyor. Meydanları çok geniş ve şehrin farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptığını buralardaki tarihi binalardan hemen anlıyorsunuz. Beni en çok etkileyen Maqueda Caddesi ile Corso Vittorio Emanuele Caddesi’nin kesiştiği yerde Quattro Canti Meydanı oldu. Bu meydan, dört köşesinde muhteşem güzellikte dört çeşme, onların üstünde dört mevsimi temsil eden heykeller, onların üstünde dört İspanya kralının heykelleri, en üstte şehrin koruyucu azizlerinin yer aldığı üç cepheli dört bina ile çevrili ve özellikle İspanyol mimarinin harika bir örneği. Meydanın hemen orada Fontana Pretoria, bilinen adıyla Utanç Çeşmesi de bir başka görülesi yer. Adını heykellerin, rahip ve rahibelerin manastırlarının ortasında ve de çıplak olmalarından alan bu meydan tam fotoğraflık. Utanç Çeşmesi’nin çevresinde bir tarafta yeşil ve sarı renkli kubbesi ile San Giuseppe dei Teatini Kilisesi diğer tarafta Santa Caterina Kilisesi uğramadan geçemediğimiz yerlerden oldu. Duru ile gittiğimiz ülkelerde kiliselere girip mum dikerek dilekte bulunmuşluğumuz çoktur ama böylesini hiç görmedik. Palermo’da tüm kiliselerde elektronik mumlar var ve siz her mumun altında bulunan mandal şeklindeki elektrik düğmesine basarak mumu yakıyorsunuz. Tabii hiç hoşumuza gitmedi bu son derece teknolojik sistem.

utanç

nouva

Quattro Meydanı’ndan yukarı doğru yürüdüğünüzde Kral V. Chales’ın şehre girişinin anısına yapılan Porto Nuova (Tarihi Nuova Kapısı) sizi tüm görkemiyle karşılıyor. Vittoria Meydanı olarak da bilinen meydana geldiğinizde resmi bölgede olduğunuzu binalardan, insanlardan anlıyorsunuz. Roma, Arap ve Norman döneminden beri Sicilya’nın siyasi, askeri ve idari merkezi olmuş, XII. Yüzyılda Palermo Katedralinin inşa edilmesi ile dini açıdan da merkez olmuş meydan, 1900’lü yılların başında park haline getirilmiş. Meydanın biraz ilerisinde tüm ihtişamı ile yükselen Palermo Katedrali farklı mimari tarzı ile şehrin en önemli yapılarından. Katedral, önce bazilika, sonra camii olan yapının üzerine 1179-1185 yılları arasında inşa edilmiş, defalarca restore edilmiş. Hemen kapının kenarında yer alan, Kur’an-ı Kerim’den alınmış kabartma ayet çok dikkat çekici. Katedralin arkasından yürüdüğünüzde her gün kurulan pazar Vuccira’ya uğramanızı tavsiye ederim. Güney İtalya’nın sıcak insanlarının sattığı sebze meyveden tutun kıyafete kadar adaya ait her şeyi bu pazarda bulabilirsiniz.

IMG_0086

Şehrin en canlı meydanı Politeama Meydanı. Garibaldi Tiyatrosu’nun önünde yer alan bu meydanda tarihi heykeller, restoranlar bulabilir şehri daha yakından tanıyabilirsiniz. Tiyatronun üst katında bulunan Modern Sanatlar Galerisi’de sanat severler için bir seçenek. Sanat demişken Avrupa’nın en büyük ve en ünlü tiyatrolarından biri olan Massimo Tiyatrosu’da Palermo’da. Baba filmindeki kızın öldüğü son sahnenin çekildiği merdivenler vardır ya işte bu tiyatronun merdivenleri. Bizim vaktimiz olmadı ama burada bir opera izlenebilir doğrusu.

IMG_0035

Muhteşem binası ile Arkeoloji Müzesi, çok da gösterişli olmayan ama şehrin en önemli caddelerinden biri olan Roma Caddesi üzerinde. Sicilya’nın çeşitli yerlerinden gelen farklı dönemlere ait yüzlerce eserin sergilendiği müze öğlen saatlerinde kapalı, aman dikkat.

Uzun bir sahili olan Palermo’da asıl hareketlilik iç kısımlarda. Deniz kenarında daha çok eski, harap binalar bulunuyor ve neredeyse oturup bir şeyler içecek kafe yok ama sahile yakın mesafede Botanik Park ve Giulia Parkı vaktimiz kalmadığından bizim uğrayamadıklarımızdan. Palermo’da özellikle araç trafiğine kapalı olan caddelerde gezmek, sıra sıra dizili mağazalara, hediyelik eşya satan dükkanlara bakmak çok keyifli. Şehirde pek çok cafe restoran Sicilya’ya özgü yiyecek içeceklerle sizi bekliyor. Özellikle pizza ve dondurma satan yerler sizi baştan çıkaracak kadar fazla ve vitrinleri rengarenk. Sicilya’da lezzetli ve yerel yemek isterseniz turistik yerlerden çok, yerel halkın gittiği yerleri bulmanızı tavsiye ederim. Özellikle aile işletmeleri oldukça başarılı. Osteria Dei Vespri  (p.zza Croce dei Vespri 6, Palermo) bunlardan biriydi. Ev yapımı şarabı ve ekmeği muhteşem. Gittiğim ülkelerde yöresel tatları denemeyi sevdiğimden burada da Sicilya’ya özgü sardalyalı makarna ( Pasta con le sarde) yedim. Balıkla aranız iyiyse tavsiye ederim. Sicilya mutfağında pasta, kek, kurabiyeler de çok önemli bir yer tutuyor. En vazgeçilmezleri ise Cannoli. Krema ve çikolatanın hamura doldurulması ile yapılan bu tatlıyı ilk kez Türkiye’de Akasya AVM içinde yer alan Trattoria Enzo’da yemiştim. Fakat Sicilya’da haliyle çok daha çeşitli ve dondurmasız servis ediliyor. Ricotta peyniri ile yapılan ve içi dondurma dolgulu bir kek olan Cassata da Sicilya’ya özgü denenmesi gereken bir tatlı. Sicilya’da ne yerseniz yiyin ama sonunda mutlaka badem likörü ya da limoncello için derim. Tadına doyamadım özellikle badem likörünün ve bir şişe de yanımda taşıdım.

tatlı2

tatlı1

Türkiye’den bir saat geride bulunan Palermo’da bir gün geçirmek yeterli oluyor. Diğer İtalya şehirlerine oranla yemek, içmek oldukça oldukça ucuz. Yürüyerek şehrin belli başlı yerlerini rahatlıkla gezebiliyorsunuz, ihtiyacınız olduğunda taksiler de ekonomik. Büyük şehirlerde yaşayan bizler için Palermo gibi şehirler değil, kasabalar köyler daha cazip. Sıradaki yazılar kasabalara, köylere ait, sevgili okur…

3 Comments

  • Reply zeynep goktaş 13 Ekim 2014 at 15:02

    Yazdığın bu tanıtıcı, aydınlatıcı, ufukaçıcı, hemen yanıbaşındacı, bir koşu gidip geleyimci yazı için çok ama çok teşekkürler :)

  • Reply esin 13 Ekim 2014 at 18:13

    Banucum super bir yazi olmus eline saglik…bende degisik ulkeler gormeyi cok seviyorum ama su vize olayi cok bezdiriyor beni her seferinde :((((((

    birde yurtdisinda araba kiralama isini nasil hallediyorsunuz ve araba kullanmak zor mu ? ehliyet icin falan ?

  • Reply yavuz 20 Mart 2016 at 22:48

    bravoo, yakında bende palermoya gideceğim ve sitemde bir yazı yazınlamayı planlıyorum ama öncesinde sizin yazınızdan da bilçgilendim. ellerinize sağlık

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com