Ne İçsek / Ne Yesek

Torlak Çiftliği

22 Mart 2017

Yol arkadaşım Armağan Portakal’ın kendini çiftçi diye tanıtmasına bayılıyorum. Gerçekten bu tanımı sonuna kadar hak ettiğini Torlak Çiftliği’ne her gidişimde görüyordum ama geçen hafta uğradığımda artık kesinlikle olmuş dedim. Armağan çiftçi, Torlak çiftlik olmuş. Her ne kadar o yavaş olmayı, toprağın ritminde yaşam sürmeyi tercih etse de; üretim alanıyla, zeytinleriyle, enginar konserveleriyle, bahçede gezen tavuklarla işler çoktan yoluna girmiş ve artık yüksek sesi tercih etmeseler de Torlak Çiftliği’nin sağlam ayak seslerini ben duydum.

Armağan, toprağın ritminde yaşıyoruz diyorsun da bu tam olarak ne demek, diye sordum önce kendisine. Hızlandırılmış bir şey yapmıyoruz, dedi. Yani Torlak Çiftliği’nde mevsimler, toprak, çiçeklenme, dona kaçma her şey bu ritmin dahilinde. Anlayacağınız tabiata saygı duyuyorlar. Bunun için de az üretiyorlar ama öz üretiyorlar. Bu da şu demek, aradığınızda zeytin bulamayabilirsiniz, enginar konservesi bitmiş olabilir. Çok olsun, stoklarımız dolsun değil, bu sene doğa bu kadarına izin verdi diyorlar.

Torlak ne demek dedim; genç, toy, yolun başında demek dedi. Zaten daha bir yaşında olan çiftlik, yolun başında ama farklılıkları da buradan geliyor; bir aceleleri yok. Burada hem yaşayıp hem ürettiklerinden, önce kendilerine yetiyorlar. Sağlıklı yaşam, iyi beslenme onlar için olmazsa olmaz. Armağan ile olan seyahatlerimizden biliyorum, mevsiminde olmayan bir şeyi yemez hep doğaldan yanadır.  Ürettiklerinde de bu konuya çok dikkat ediyorlar. Sağlıklı ürünlere, çocukluğumuzun tatlarına ve kokularına önem veriyorlar. Nasıl mı bu kadar emin yazıyorum çünkü ben bir yıldır Torlak Çiftliğinden alışveriş yapıyorum. Reçel kavanozlarını açınca mis gibi taze meyve kokusu geliyor burnuma, enginarlar pamuk gibi, zeytinleri zaten tek tek elleriyle topluyorlar. Armağan, youtube kanalında da adım adım paylaşıyor zaten tüm süreci.

Ben bu ara zeytin yaprağına dadandım, daha doğrusu çayına. Zeytin ağaçlarını budadıktan sonra yaprakları ayıklayıp bol havadar yerde kurutuyorlarmış. Önce denemem için biraz verdi Armağan. Kaynamış suda beş dakika demliyorsunuz ve yaprakları çıkarıp çayı içiyorsunuz. Faydası mı ne, onu da Torlak Çiftliği’nin web sitesinden okuyabilirsiniz.

Geçen hafta uğradım dedim ya, habersiz üretim alanına girdim. Öyle sevmez herkesin her yere girip çıkmasını. Zaten üretim zamanı yardıma gelmek isteyenleri de kibarca reddediyor. Çok değil verimli çalışmak önemliymiş çiftlikte, kalabalık, her kafadan ses çıkması işimizi engeller diyor. Haksız da değil, ama olsun ben arkadaş kontenjanından girdim üretim alanına işte biraz da çekim yaptım, sonra yakalandım.

Armağan’ın ürettikleri bunlarla da sınırlı kalmadı şimdi Torlak Çiftliği’nde atölyeler yapmaya başlıyorlar. İlki de Altı Çizili Satırlar, bir kitap etkinliği. Efendim söylemesi pardon yazması ayıp olmazsa bu etkinliği ben yönetiyor olacağım. Sınırlı sayıda katılımcı ile tabiatın bir mucizesi olan zeytin ağaçları altında, doğanın keyfini sürüp ruhunu, bedenini, zihnini dinlendirmek isteyenler belki ilgilenir. Sonrasında Nefes Atölyesi var ve sonrasında sürpriz başka atölyeler.

Ruhunu, midesini, gözünü, gönlünü beslemek, sağlıklı yaşam sürmek isteyenler Torlak Çiftliği ile yolunuz kesişir umarım. Çiftlikten tüketiciye demiş onlar ben de doğadan size diyorum.

Sipariş için,

www.torlakciftligi.com

e.mail: torlakciftligi@gmail.com

2 Comments

  • Reply Armagan 22 Mart 2017 at 08:23

    Banu, bana sorular soruyordun da ses kaydı yaptığını şimdi anladım. Bak hele, seni gidi…
    Sağol arkadaşım, çok duygulandım vallahi, kalemine sağlık…

  • Reply Julide 22 Mart 2017 at 17:05

    Bayıldım olaya kutluyorum yolun başı geçilmiş bence 👏👏👏

  • Leave a Reply

    Berlin in Berlin ödül almış, ödülden çok filmdeki erotik sahne konuşuluyor, Uğur Mumcu öldürülmüş…Nihan’ın iki ülke ve 20 yıllık zaman dilimini kapsayan hikayesinin arka fonunda Türkiye’nin o yıllardaki sosyal ve siyasi panoraması var…

    Kitabı okurken Banu Tozluyurt’un tanınmış yazarlara; bir Banu’luk yer açın ben geliyorum diyen ayak sesleri duyuluyor…

    Nihan, Kamer ve Seval’i babaları cumartesi günleri halaları Ayla’nın oturduğu Kadıköy’e götürürdü. Belki de balıkçılar çarşısında balık alırken yanlarından geçtiniz. Ya da Üsküdar’dan Nihan’la aynı vapura bindiniz, yanyana oturdunuz… Hikayedeki gerçeklik duygusu o kadar geçiyor ki insana sokakta yürüyen bir genç kıza acaba bu Nihan’mı diye bakabilirsiniz…

    Lale Celepoğlu

    D & R    /    İdefix    /    Kitap Yurdu    /    Babil.com