Bir İnsan Değişir Toplum Değişir

0

Kişi değişir, aile değişir, toplum değişir, şehir değişir, ülke değişir. Tam da bu konuda ümidimi zaman zaman yitirdiğim anlarda öyle bir şey oluyor ki yeniden son hız koşma isteğim geliyor. Üstelik yanımda pek çok kişiyi de koşturarak.

22 yıldır verdiğim kurumsal eğitimlerin konusu ne olursa olsun sonunda hep şunu duyarım; Banu Hanım, bu eğitimi keşke karım da alsa, keşke babam da alsa, keşke bu eğitimler okullarda verilse… Bu ne demek biliyor musunuz? Çevrem değişsin, annem, babam, çocuğum, doktorum, yöneticim, devlet, sistem. Hep dışarıyı değiştirme isteği, bunun için çaba harcama, enerjiyi tüketme. Oysa çok daha kolayı var, herkes kendi değişse… Diğerleri diye bir şey olmayacak, zaten değişim kökten olacak. Kimisinin işine gelmiyor, kimisi farkında değil, kimisi zorluklardan kaçıyor, kimisi de nereden başlayacağını bilmiyor.

İşte geçtiğimiz günlerde bana tekrardan koşma gücünü veren, değişimi dışarıdan beklemek yerine içeriden başlatan bir kurum ve harika bir girişiminden bahsedeceğim. İster reklam deyin ister çok gönülden yazılmış bir yazı olarak okuyun ama lütfen kalbinizle değerlendirin. Ha reklamsa da reklam, daha çok duyulsun ki ilham olsun. Güzel şeylerin reklamını yapmadığımız için belki de hep karamsarız, hep eleştiriyoruz kim bilir…

Geçtiğimiz 8 Mart Kadınlar Günü’nde KROS firması erkek çalışanlarının eşlerine, adlarına imzalı DUT AĞACI romanımı hediye etti. Her bir kadın için ayrı ayrı not yazıp imzalarken içimden binlerce kez şükrettim. Hem bir kitap yazıp daha çok kişiye ulaşmıştım, hem bir kadının hayatını anlattığım kitabımı pek çok kadın okuyacaktı, hem de bu kitabı satın alıp dağıtan hem de çalışanlarının eşlerine dağıtan bir kurum vardı bu ülkede. Üstelik öyle sanat içerikli bir alanda değil bu firma; su arıtma sistemleri üreten, teknoloji odaklı, medikal sektörde bulunan bir kurum, bununla beraber içinde her tarz kitap bulunan bir kütüphanesi olan, çalışanların masa tenisi oynayacakları bir alan yaratan, rengarenk mobilyalarla döşenmiş bir kurum.

Çalışanlarına değer veren, onları eşleri, çocukları ile birlikte bir bütün olarak gören ve kadınlar gününde çalışanlarına “siz bugün çocuklarınıza bakacaksınız, biz hanımlarınızla kahvaltı edeceğiz” diyecek kadar da kararlı ve sonuç odaklı. İşte o kahvaltıda benim Dut Ağacı romanım da hediye edildi.

Ve geçtiğimiz hafta sonu, yani tam bir ay sonra bu şahane kadınlarla kitap hakkında konuşmak, sohbet etmek için bir araya geldik. Eşlerinin çalıştığı binada, onların kullandığı toplantı salonunda, her birinin yaptığı kısır, börek, kek, pasta eşliğinde öyle bir muhabbet ettik ki, hayatı, çocukları, insanlığı, ülkemizi konuştuk. Aslında hepimizin gözyaşlarının renginin aynı olduğunu gördük. Kitaptaki Kamer birinin abisiydi, Nihan komşunun kızıydı, Seval içimizden biriydi.

Kendimizi konuştuk, biz kadınların istersek önümüzdeki engelleri nasıl atlayıp hedefe varabileceğimizi, bize öğretilenlerin mutlak doğru olmadığını, değişimin önce kendimizden başlayacağını ve düştüğümüzde kalkıp koşma gücünü ancak hayallerimiz olduğu sürece bulabileceğimizi.

Biz, güneşli bir Pazar günü birbirimize, hayatlarımıza dokunduk. Birbirimizden farklı şeyler öğrendik. Bir işveren bir çalışanının ailesine dokundu belki bambaşka bir ışık yaktı, bir çocuk belki çok daha farklı büyüyecek ve o çocuk ileride bir aile kuracak, iş sahibi olacak ve güzel şeyler böyle yayılacak.

Bir insan değişir,toplum değişir.

Teşekkürler, Yeter ÇAM, Dilek GÜVEN, Gülseren ÇELİK, Gülşen KURT, Seda YAZICI, Eylem İMREK, Ruhsar GÜNEN, Güllü YİĞİTSOY, Güler ERDEĞER, Kadriye KÖSE, Cansu TEPE ve Arzu SARIGÜL

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here